alper otluoğlu

Boşanma Davasında Mesaj Dökümleri ve Telefon Kayıtları

Boşanma davalarında telefon kayıtları, mahkeme kararıyla telefon dökümü istenmesi birçok davada sık rastlanan bir durumdur. Ancak aile mahkemesi tarafınca boşanma davasında cep telefonu ile meydana getirilen görüşmelerin kayıtları, sesli yahut metin halinde dökümünün GSM firmasından talep edilerek kullanılması olası değildir. Böyle bir istem ile aile mahkemesine gidilmesi halinde istem reddedilir. Bu talebin kabul edilmesi halinde dahi geçmişe dönük olarak operatör tarafınca kullananların görüşmelerini kaydetmesi, dinlemesi ya da üçüncü kişiler ile paylaşılmasını suç oluşturacağı açıktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları hangi hallerde ve hangi koşullarda istenebilir makalemizde ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Ceza hukuku kapsamında alakalı kanun ve yönetmelikler dikkate alınarak telefon dinlemelerinin yapılması mümkün tutulmuştur. Ancak aile hukuku çerçevesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi olası değildir. Boşanma davasında telefon kayıtları kullanımının sağlanması için bu mevzuda ancak muayyen mevzularda bu talebin iletilmesi mümkün olacaktır. Boşanma sürecinde genel olarak aldatma temelli olarak gerçekleşen davalarda telefon kayıtları ve whatsapp konuşmaları kullanılmak istenmektedir. Ancak yine belirtmekte fayda vardır ki, boşanma davalarında telefon kayıtları yalnızca kişiler arasında gerçekleşen iletişimin sıklığı, niteliği ve niceliği hakkında bilgi verebilmektedir. Kişilerin sandığının aksine telefon mesajlaşmalarının içeriğine ulaşabilmek ve bunları kullanabilmek boşanma davaları bakımından mümkün değildir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları, geçmişe dönük telefon konferans kayıtları taraflardan biri tarafınca aile mahkemesinde görülen boşanma davası kapsamında istem ile öne sürülmesi durumunda genel olarak geri çevrilir. Öte taraftan genelde GSM operatör şirketi tarafınca geçmişe dönük kayıt tutulması ya da paylaşılması da kanunlara aykırılık teşkil edeceği için konun değişik boyutlar erişmesi mümkündür. Tüm bunlara rağmen boşanma davasında mahkeme tarafınca telefon kayıtlarına ilişik istenecek muayyen hususlar da bulunmaktadır. Bunlar:

  • Sıklıkla aranan ve görüşülen numaralar,
  • Bu aramaların meydana geldiği tarih ve saatler,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan numaralar,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan tarih ve saatler olarak sıralanabilir.

Boşanma davası tarafınca ancak bu ve bunlara benzer biçimde bilgilerin isteme konu edilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları dendiğinde akla gelen ve davada irdelenebilecek tek husus bunlardır.

Boşanma Davasında Telefon Dökümleri

Boşanma davasında geriye dönük telefon kayıtları ya da anlık kayıtların isteme konu edilmesi olası değildir. Aranan ve bildiri gönderilen numaralar ile iletişim saatleri ve tarihleri haricinde herhangi bir bilginin paylaşımı da olası değildir. Aile mahkemesi tarafınca ek olarak bu dökümlerin celp edilmesi söz konusu değildir. Boşanma davasında davayı açan ve aldatma iddiasında bulunan eş, boşanmak istediği eşinin hangi numaralarla ne sıklıkla konuştuğuna ilişkin bir dökümü talep edebilir. Mahkeme de bu talebi onaylayarak operatör şirketinden hat sahibinin dökümlerini isteyebilir. Boşanma davalarında telefon kayıtları hususunda yapılabilecek ve kullanılabilecek tek şey bundan ibarettir. Ancak bu da aldatılmayı kanıtlayabilecek bir delil oluşturmakta yeterli olacaktır. Sanılanın aksine aldatma sadece konuşma içerikleriyle ispatlanmak zorunda değildir. Yargıtay kararlarında belirli sıklığı aşan konuşma ve mesajlaşmaların aldatılma ve eşe karşı ilgi yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlamını taşıdığını desteklemektedir.

İlgili telefon numaraları ile hangi sıklıkta görüşüldüğünün ortaya çıkarılması olası olsa da içerik olarak neleri barındırdığının bilinmesi olası olmayacaktır. Hali hazırda operatör firmaları da bu bilgilerin içeriklerini değil dökümlerini muayyen olarak paylaşabilirler. Boşanma davasında telefon kayıtlarının istenmesi değişik şekillerde davaya tesir edecektir. Alanında uzman olan avukatlarla işinizin yürütülmesini istiyorsanız İstanbul Boşanma Avukatı ve Kartal Boşanma Avukatı mızla iletişime geçebilirsiniz. Boşanma davasında telefon dökümleri konusunda en ayrıntılı bilgiyi avukatınızdan alabilirsiniz.

Boşanma Davasında Mesaj Dökümleri

Mahkeme kararıyla telefon ve arama dökümünde olduğu gibi aile mahkemesi tarafınca mesaj dökümlerinin alınması da mümkün değildi. İçeriğinin görülmesi olası olmasa da yine bunlara ilişkin olarak mesajlaşılan tarihlerin ve saat aralıklarının öğrenilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları ve mesaj dökümleri bu anlamda içeriksel olarak olmasa da biçimsel olarak davanın gidişatına katkı sağlamaktadır.

Mesajların boşanma davasında kanıt olarak kullanılmasını sağlamak için mesajın kayıtlı olduğu cep telefonunun mahkemeye sunulması gerekir. Öte taraftan bu mesajları kabul eden kişiler tarafınca yapılacak tanıklık da tekrar mesajların içinde ne olduğu hakkındaki malumat verecektir. Delil olarak bu mesajların kullanılması için eşlerin de ara sıra tasdik verdikleri görülmektedir. Bu kayıtların içeriklerinin görüntülenmesi ve paylaşılması olası olmayacağı için değişik stratejiler üstünden boşanma davasının seyrinin değiştirilmesi gerekir. Aksi halde onay verilmeksizin kullanılan bu belgeler özel hayatın ya da duruma göre kişiler arası iletişimin ihlali anlamına gelecek ve Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılabilir hale gelecektir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları sınırlı bir kullanım alanına sahiptir. Operatörler kişilere ait telefon iletişim kayıtlarını belirli bir süre bünyelerinde muhafaza etmektedirler. Bu süre de beş yılla sınırlıdır. Bu sebeple, kullanılmak istenen kayıtların maksimum beş yıl önceye gitmesi gerekmektedir. Yalnızca mahkeme kararıyla istenebilen bu kayıtlar şahsen gidip alınabilecek kayıtlar değildir. Ses kaydı ve arama kaydı gibi daha özel nitelikte bilgilere ise mahkeme kararıyla dahi ulaşılması mümkün değildir. Zira bunlara ilişkin iletişimin tespiti kararı olmaksızın operatör şirketinin kendiliğinden tutacağı kayıt Türk Ceza Kanunu uyarınca suç teşkil edecektir. Operatör şirketi hiçbir şekilde iletişimi kayda alamaz. Bunu yapacak olan makam Cumhuriyet Savcılığı istemiyle Bilgi ve Teknoloji Kurumu olacaktır. Dolayısıyla boşanma davalarında telefon kayıtları kullanılması mümkün değildir.

Boşanma Davasında WhatsApp Kayıtları İstenir Mi?

Boşanma davasında WhatsApp kayıtları tıpkı kısa mesaj (SMS) ve telefon kayıtlarında olduğu benzer biçimde içinde ne olduğunun talebi olası değildir. Eğer evvelinde savcılık sonucu ile bu kayıtların alınmasına ilişik bir husus belirlenmemiş ise boşanma davalarında bu kayıtların bir önemi yoktur.

Öte taraftan operatörden hangi numaralar ile hangi tarih ve saatlerde müzakere yapıldığı bilgisinin talep edilerek muamele yapılması da mümkündür. Boşanma davasında telefon kayıtlarının içeriğinin istenmesi teknik olarak mümkün olmayacaktır. Ne kadar vakit ve ne kadar sıklıkla ilgili numaralarla görüşüldüğünün belirlenmesi de birçok yönden boşanma davalarının seyrinin değişmesinde müessir olan mühim bir faktör olarak kabul edilir. SMS, WhatsApp ve telefon kayıtlarının içerikleri istenemeyecektir. Bu yazımızda boşanma davalarında telefon kayıtları istenir mi sorusunun yanıtını ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Daha ayrıntılı bilgi almak ve durumunuzu aktarmak için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Özellikle aldatmaya dayalı olarak açılan boşanma davalarında kullanılmak istenen iletişim kayıtları, telefon kayıtları en fazla beş yıl öncesine dayanmalıdır. Operatör şirketlerinin tuttuğu kayıtlar nedeniyle daha öncesine dayanan kayıtlara ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu takdirde kendisini tanıkla ispat etmek zorunda kalacak aldatılan eşin işi zorlaşacaktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları ile ilgili, yazımızda tüm ayrıntılara elimizden geldiğince değinmeye çalıştık. Alanında uzman ve deneyimli kadromuzla sizlere bu zor süreçte yardımcı olmak bize mutluluk verecektir. Boşanma davanızı yürütebilmek için tarafımıza çıkaracağınız özel dava vekaletnamesi ile birlikte boşanma sürecinizi en sağlıklı ve hızlı biçimde, güvenilir ellere teslim etmenin rahatlığıyla geçirebilirsiniz. İstanbul boşanma avukatı olarak boşanma davalarında telefon kayıtları hakkında ayrıntılı ve güvenilir bilgi için bize her zaman ulaşabilirsiniz.

Borçlu Temerrüdü ve Alacaklı Hakları

Türk hukuk sistemi özel hukuk ve kamu hukuku olarak ikiye ayrılır. Borçlar hukuku da özel hukuk dalları arasında yerini alır. Türk Medeni Kanun ile ayrılmaz bir nitelik gösteren Türk Borçlar Kanunu, her türlü sözleşme ve borç ilişkisini detaylı olarak düzenler. Borçlar hukuku kapsamında ele alınan birçok hukuki durum vardır. Sözleşmelerin sona ermesi, feshi, sözleşmeden dönme gibi hukuki durumlar da bu düzenlemeler arasındadır. Bir sözleşme ilişkisi sona ererken hem borçlunun hem alacaklının bazı sorumlulukları ve yerine getirmesi gerekenler vardır. Bu borç ilişkisinde hak ve borçlar karşılıklıdır.

Taraflardan birisi hukuki olarak üstlendiği sorumluluğu yerine getirmezse yani borcunu ifa edemezse temerrüde düşmüş olur. Bu durumda ise karşı tarafın seçimlik hakları doğar. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen borçlu temerrüdü de yukarıda anlatılanlar ışığında borçlunun edimin ifasını yerine getirmemesidir. Borçlu kimse bir borç ilişkisi içerisinde temerrüde düşerse yani borcunu ifa edemezse bu durumda kanun alacaklı lehine birtakım seçimlik haklar sunar. Bu mekanizma ile alacaklı hakları hukuki olarak korunmak istenmiştir. Borçlunun temerrüdü durumunda kanunun alacaklı hakları olarak düzenlediği seçimlik haklar şunlardır; ifa ve gecikme tazminatını talep etmek, müspet yani olumlu zararı talep etmek veya sözleşmeden dönmek ve menfi yani olumsuz zarar tazmin etmektir.

Temerrüt Nedir?

Temerrüt hukuk dünyası içerisinde borcun gereği gibi veya hiç ifa edilememesidir. Temerrüt her türlü hukuki uyuşmazlık veya sözleşme ilişkisi içerisinde yaşanabilecek bir durumdur. Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan tüm sözleşme tiplerinde temerrüt meydana gelebilir. Temerrüt yalnızca satış sözleşmesi için geçerli bir hukuki durum değildir. Yayım sözleşmesi, kira sözleşmesi, eser sözleşmesi, tüketim ödüncü sözleşmesi gibi birçok farklı sözleşme türünde temerrüt yaşanabilir. Ancak karşılıklı borç yükleyen sözleşme tiplerinde temerrüdün gerçekleşebilmesi için birtakım özel koşulların da ortaya çıkması gereklidir. Bu sözleşmelerde seçimlik hakların kullanılması için borçluya bir ihtar niteliğinde mehil yani son süre verilmesi gereklidir. Mehil süresinin ne kadar olacağı ise Türk Medeni Kanun başlangıç hükümlerinde belirtilen dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır. Verilecek son süre için kanunda münasip bir süre denilmiştir.

Temerrüde düşmek yalnızca borçlu açısından gerçekleşmez. Bir sözleşme ilişkisi içerisinde alacaklı kimse de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmez yahut borcun kendisine düşen kısmı gereği gibi ifa etmezse temerrüde düşmüş olur. Kanun içerisinde alacaklı temerrüdü halleri de ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Alacaklı temerrüdü halinde de hukuk düzeni borçlunun bir hak kaybına uğramasını engellemek adına düzenlemeler getirmiştir.

Temerrüt para borçlarında yaşanırsa ayrıca bir de yasal olarak düzenlenen temerrüt faizi konusu da gündeme gelebilir. Temerrüt faizinde borçlunun kusuru ile temerrüde düşüp düşmediğine bakılmaz ve yalnızca para zamanında ödenmediği için uygulanır. Temerrüt faizine temerrüt faizi yürütülmesi ise Türk Borçlar Kanunu’nda yasaklanmıştır. Bu durum Yargıtay kararları ile de desteklenmektedir [1]

Borçlunun Temerrüde Düşmesi

Bir sözleşme ilişkisi içerisinde bulunan borçlunun temerrüde düşmesi kendisinin kusurlu olup olmamasıyla ilgili değildir. Herhalde borcunu ifa etmek üzere harekete geçmiş olan bir borçlu çeşitli sebeplerle ifa edememiş olsa bile temerrüde düşmüş sayılır. Ancak borçlunun kusurlu olup olmaması temerrüdün doğurduğu sonuçlar bakımından etki gösterir. Muaccel ve ifası mümkün olan bir borç vade günü geldiğinde ifa edilmemişse o andan itibaren borçlu temerrüde düşmüş sayılır.

Türk Borçlar Kanunu gereğince bir borçlunun temerrüde düşmesi için bazı şartların bir arada bulunması gerekir. Öncelikle borcun konusu muaccel ve ifanın mümkün olması gerekir. Muaccel borçlar vade zamanı gelmiş borçlardır. İfanın mümkün olması ise dünya üzerinde o borcun ifa edilebilmesinin mümkün olduğu hallerdir.

Bunların dışında borçlunun temerrüde düşürülmesi için alacaklının da kendisine bir ihtarda bulunması gerekir[2]. Eğer alacaklı borcun vadesinde ödenmediğine ilişkin bir ihtarda bulunmazsa borçlu temerrüde düşmüş sayılmaz. Ancak kanunda bazı borçlar için ihtar şartı aranmamaktadır. Örneğin borcun vadesi belirli bir gün ise o günün gelmesiyle alacaklının ihtarı olmadan borç ifa edilmediğinde borçlu temerrüde düşmüş olur. Haksız fiillerden ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlarda da ihtara gerek olmaksızın borçlu temerrüde düşmüş olur. Bunların dışında ise sözleşmede açıkça ihtardan vazgeçilmesi ve ihtarın gereksiz veya yararsız olduğunun anlaşıldığı hallerde de ihtara gerek olmadan borçlu temerrüde düşmüş olur.

Alacaklı bu haldeyken ifayı kabule hazır olmalıdır. Kendisine düşen birtakım hususlar var ise bunları yerine getirmelidir. Alacaklının da mütemerrit olmaması gerekir.

Borçlunun Temerrüdünde Alacaklının Hakları

Borçlunun temerrüde düştüğü hallerde Türk Borçlar Kanunu alacaklıya belli seçimlik haklar tanımaktadır. Bu seçimlik haklar kanunda açıkça belirtilmiştir. Alacaklının ilk seçimlik hakkı sözleşmenin aynen ifası ve tazminattır. Bu hak alacaklı hakları içerisinde genel sonuç bağlanan haktır. Bu aşamada sözleşmede kararlaştırılan edimin yerine getirilmesi ve geçen süre içerisinde mahrum kalınan durumlar bakımından tazminat ödenmesi gündeme gelir. Ancak borçlu temerrüde düşmesinde kusursuz olduğunu ispat ederse yalnızca aynen ifada bulunarak borçtan kurtulabilir. Aynı zamanda tazminat ödemesine gerek kalmaz.

Alacaklının ikinci seçimlik hakkı ise aynen ifadan vazgeçip müspet yani olumlu zararın karşılanmasını talep etmektir[3]. Bu hakkı seçen alacaklı aynen ifayı talep etmediği için gecikme tazminatından da vazgeçmiş sayılır. Bu hakka dayanan alacaklı yalnızca olumlu zararının tazminini isteyecektir. Ancak borçlu kusuru olmadan temerrüde düştüğünü ispat ederse müspet zararı ödemekten kurtulur. Müspet zararlar içerisine yapılan yargılama giderleri, yoksun kalınan kar, tazminatlar gibi durumlar girer.

Alacaklının üçüncü seçimlik hakkı ise sözleşmeden dönme ve menfi yani olumsuz zararın tazminini talep etmektir. [4] Alacaklının yaşanan süreç içerisinde sözleşmeyi ayakta ve yürürlükte tutmasında bir menfaatinin kalmadığı hallerde başvurması gereken seçimlik haktır. Sözleşmeden dönme her iki taraf için de geçmişe yönelik etki doğuracaktır. Alacaklı sözleşmeden dönerek kendi yerine getirmesi gereken edimlerden de kurtulmuş olacaktır.

Alacaklı sözleşmeden dönme ile daha evvel yerine getirdiği edimleri de sebepsiz zenginleşmeye dayanarak geri talep edebilir. Kanun sözleşmeden dönme yanında menfi zararların talebini de öngörmüştür. Ancak alacaklı menfi zararlarını talep etme zorunda değildir. Borçlu ile karşılıklı anlaşarak yalnızca müspet zararların yerine getirilmesini de gündeme getirebilirler.

Alacaklı seçimlik hakları kullanma yolunda serbesttir. Kendi hukuki menfaatlerini göz önünde bulundurarak dilediğini seçmekte özgürdür. Ancak seçtiği hakkın ve içeriğinin uygulanması için kanun aradığı diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. Borçlunun kusuru ile temerrüde düşmesi gibi.

[1] Yargıtay 23.Hukuk Dairesi 2012/496 E. 2012/2123 K. 20.03.2012 tarihli kararı.

[2] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 1993/1971 E. 1994/626 K. Sayılı kararında ihtar çekmeden sözleşmenin feshedilmesini hukuka uygun bulmamış ve kararın bozulmasına hükmetmiştir.

[3] Müspet zarar: alacaklının ifaya dayanarak elde edeceği yararı edememesi ve bundan kaynaklanan zararlardır. Müspet zararın doğumu ile ilgili’’ eğer borçlu borcunu gereği gibi ifa etseydi böyle bir zarar ortaya çıkmazdı’’ cümlesi kurularak bir yargıya varılır.

[4] Menfi zarar: Sözleşme ilişkisine duyulan güvenin boşa çıkması sebebiyle uğranılan zararlardır. Menfi zarar için eğer sözleşme hiç yapılmasaydı böyle bir zarar ortaya çıkmazdı denilebilir.

Basın İş Kanunu’na Tabi İşçiler Ve İşçilerin Hakları

Temel olarak işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulama alanı bulmakla beraber bazı iş gruplarına tâbi işçiler için farklı kanunlarda farklı hükümler uygulanabilmektedir. Bu iş gruplarından birisi basın işçileridir. Basın mensubu olarak çalışan gazeteci, yazar gibi kimseler 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki̇ Münasebetlerin Tanzimi̇ Hakkında Kanun kapsamında olup hakları da yine bu kanuna göre belirlenmektedir. Bu kanun kapsamına giren kimselere genel olarak gazeteci denilmektedir. Bu yazımızda işbu Kanun’a kimlerin tâbi olduğu ve 4857 sayılı Kanun’dan farklı ne tür düzenlemeler barındırdığı hususlarını inceleyeceğiz.

5953 Sayılı Kanun’a Tâbi Olan Kimseler

5953 sayılı Kanun kapsamında olup da 4857 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olmayan kimseler ilgili kanunda doğrudan gazeteci olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla 5953 sayılı Kanun kapsamında olan kimseleri gazeteci olarak tanımlamak mümkündür. Ancak “gazeteci” ibaresinden neyin kastedildiğinin anlaşılması da önemlidir. Kanun’un birinci maddesi gazeteci kavramını da tanımlamaktadır. Buna göre, Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelerle (süreli yayınlar) haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki “işçi” tanımının kapsamı haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında anılan kanun uygulama alanı bulmaktadır.

Dolayısıyla herhangi bir haber ajansında muhabir, kameraman olarak çalışan veyahut bir gazetede, dergide köşe yazarlığı yapan kişiler 5953 sayılı Kanun kapsamındadır diyebiliriz. Elbette kanunun kapsamı bu kadarla sınırlı değildir. Kanun’un yukarıdaki paragrafta belirttiğimiz kapsamına giren herkes bu kanuna tâbidir.

Bu kapsama girmeyen, yani istisna olan kimseler ise Devlet, vilayet ve belediyeler ve İktisadi Devlet Teşekkül ve müesseseleriyle sermayesinin yarısından fazlası bu teşekküllere ait şirketlerde istihdam edilen memur ve hizmetlilerdir. Bu kimseler 5953 sayılı Kanun kapsamından hariç tutulmuştur. Yine kanun kapsamındaki kuruluşlarda çalışmakla birlikte, fikir ve sanat işlerinde çalışmayan, şoför, aşçı, temizlikçi gibi kimseler de kanun kapsamında değildir.

5953 Sayılı Kanun’a Göre Sözleşme Ve Sözleşmenin Kurulması

5953 sayılı Kanun’a bağlı olarak çalışacak kimseler, yani gazeteciler ile bunların işverenleri arasında kurulacak olan sözleşmenin yazılı olarak yapılması zorunludur. 4857 sayılı Kanun’dan ve Borçlar Kanunu’ndaki hizmet sözleşmesinden farklı olarak 5953 sayılı Kanun’da öngörülen bu şart zorunlu olup yazılı yapılmayan sözleşmeler geçerli değildir.

Sözleşmede, yapılacak işin türü, ödenecek ücret ve gazetecinin kıdem süresinin yazması gerekmektedir. Yapılacak işin türü ve/veya ücrette değişiklik yapılacak ise bunun da sözleşmeye eklenmesi gerekmektedir. İki yıllık çalışmasının ardından gazeteci Kanun’a göre terfi etmeye hak kazanacak olup terfi sonucunda gazetecinin alacağı yeni ücrette yapılacak artış da yine sözleşmede yazılacaktır.

5953 Sayılı Kanun’a Göre Sözleşmenin Sona Erdirilmesi

5953 sayılı Kanun’a göre sözleşme, taraflardan birinin bir diğerine kanunda belirlenen süreler kadar öncesinden bildirilmesi şartıyla feshedilebilir. Bununla birlikte, önden süre vermeksizin de sözleşmenin feshedilebileceği haller mevcuttur.

Kıdemi beş yıldan uzun olan gazetecilerin iş akdinin işveren tarafından feshedilecek olması halinde bunun üç ay önceden gazeteciye bildirilmesi gerekir. Bu süre, beş yıldan az kıdemi olan gazeteciler için bir aydır. Bu ihbar süreleri geçtikten sonra sözleşme feshedilmiş olur. Bu süreler beklenmeden gazeteci işten çıkarılacak olursa, işveren tarafından gazeteciye [ihbar tazminatı] ödenmesi gerekir. İhbar tazminatına esas alınacak ücret, gazetecinin ihbar süresinin son gününe isabet eden ücreti olup işbu kanuna göre belirlenecek ihbar süresine göre hesaplanır.

Gazetecinin kendi isteğiyle ayrılacak olması halinde ise ihbar süresi bir aydır. Gazetecinin bu süreyi beklemek istememesi halinde ihbar tazminatını ödeyerek işten ayrılması mümkündür. Kanunda öngörülen bu süreler asgari süreler olup, tarafların anlaşması ile daha da artırılması mümkündür.

Bazı durumlarda ise tarafların herhangi bir ihbar süresi beklemeksizin sözleşmeyi feshetmeleri mümkündür. Bu halleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Bir süreli yayının veçhe ve karakterinde gazeteci için şeref veya şöhretini veya umumiyetle manevi menfaatlerini ihlal edici bir durum meydana getirecek şekilde bariz bir değişiklik yaşanırsa, gazeteci ihbar mühletini beklemeden akdi feshedebilir.
    • Bir gazetecinin böyle bir durum içine girmemek için işvereninin bu yöndeki bir isteğini yerine getirmemesi, işveren için haklı nedenle fesih sebebi değildir.
  • Görevin yerine getirilmesiyle ilgili konularda gazetecinin bilerek veya ağır bir ihmali neticesinde süreli yayının itibar veya şöhretine zarar verecek fiil ve harekette bulunması hali işverene ihbar mühletini beklemeden iş akdini derhal feshetme hakkı verir.

Sözleşme süresi taraflar arasında belirli veya belirsiz olabilir. Süresi belirli olan sözleşmelerde, süre bitimi beklenmeden yukarıdaki hallerden birinin varlığı halinde haklı nedenle derhal fesih yoluna gidilebilir.

Gazetecinin sağlık problemleri nedeniyle derhal fesih yoluna gidilmesi mümkün değildir. Ancak gazetecinin sağlık sorunlarının altı aydan uzun sürmesi halinde, işveren tarafından gazeteciye tazminat ödenerek sözleşmenin feshi yoluna gidilebilir. Gazeteci, işten çıkarıldıktan sonra bir yıl içinde iyileşip mesleğini tekrar yapabilecek duruma gelirse eski işine dönebilir.

5953 Sayılı Kanun’un Sağladığı Haklar

5953 sayılı Kanun’a bağlı olarak çalışan kimselerin (kanunun ifadesiyle, gazetecilerin) çalışmaları karşılığında hak etmiş oldukları en temel hak ücret hakkıdır. Tıpkı 4857 sayılı Kanun’da olduğu gibi işbu kanunda da çalışan kimsenin en temel hakkı çalışmasının karşılığında hak etmiş olduğu ücrettir.

Ücret dışındaki diğer işçilik alacakları hakkında da Kanun’un öngördüğü birtakım temel düzenlemeler vardır. Bu düzenlemelere bakalım:

  • Kıdem tazminatı: Kıdem tazminatı için gazetecinin meslekte en az beş yıl çalışması gerekir. Beş yıllık süre gazetecinin mesleğe ilk başladığı tarihten itibaren hesaplanır. Bu sürenin tamamlanmasının ardından gazeteciye, işten çıkması halinde her bir kıdem yılı için ayrı ayrı olacak şekilde bir aylık ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Yani beş yıl çalışan bir gazeteci, işten ayrılması halinde beş aylık ücreti tutarında kıdem tazminatına hak kazanır. Gazeteci, çalıştığı bir kurumdan ayrılırken kıdem tazminatı almışsa, sonrasında girdiği yeni işyerinde de kıdem tazminatı alabilmek için yeniden beş yıllık kıdem tazminatı süresini doldurması gerekir. Gazeteci hiç kıdem tazminatı almamışsa, en son ayrıldığı işyerinden hak ettiği bütün kıdem tazminatını talep edebilir.
  • İhbar tazminatı: Yukarıda da açıklandığı üzere, gazetecinin sözleşmesi feshedilecek olursa, fesih bildiriminin gazeteciye, kıdemi beş yıldan az ise bir ay, fazla ise üç ay öncesinde bildirilmesi gerekir. Bu sürelere uyulmaz ise gazeteciye bu süreye tekabül eden ücreti tutarında ihbar tazminatı ödenmesi gerekir.
  • Fazla mesai ücreti: 5953 sayılı Kanun’a göre bir günlük mesai en fazla 8 saattir. Hafta tatili olarak kabul edilen gün hariç tutulduğunda, gazetecinin haftalık mesai süresi en fazla 48 saat olabilir. Bu süreleri aşan çalışmalar fazla mesai ücretine tâbidir. Günlük en fazla üç saat fazla çalışma yapılabilir. Yarım saatten az fazla mesailer yarım saat, fazlası ise bir saat kabul edilir. Ücret, normalde saatlik ücretin %50 fazlası olup, gece 00:00’dan sonraya rastlayan mesailer için %100 fazlasıdır. Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmalar da fazla mesai olarak kabul edilir ve fazla mesai hesabına dahil edilir.
  • Hafta tatili ücreti: Hafta tatilinde çalışma yapılması halinde o günün ücreti gazeteciye ödenir. Normal hafta tatili günü Pazar olmakla birlikte, bu tatili haftanın başka bir günde kullanan gazeteci, Pazar günü çalıştığı gerekçesiyle hafta tatili ücretine hak kazanamaz.
  • Yıllık izin ücreti: Günlük çıkan yayınlarda çalışan gazetecilere en az bir yıllık kıdemi bulunması halinde dört hafta ücretli izin verilir. Bu süre, on yıldan fazla kıdemi bulunan gazeteciler için altı haftadır. Günlük olmayan yayınlarda altı aylık kıdem süresini dolduran gazetecilere iki hafta yıllık izin verilir. Bu süreler, gazetecinin mevcut çalıştığı kuruma girişinden itibaren değil, mesleğe ilk başladığı günden itibaren hesaplanır.

5953 sayılı Kanun kapsamında çalışan işçilere (gazetecilere) yönelik yazmış olduğumuz bu yazı tamamen bilgilendirme amaçlı olup herhangi bir hukuki tavsiye içermemektedir. Hukuki bir sorunuz/sorununuz olduğu takdirde mutlak suretle İş Hukuku alanında uzman bir avukattan profesyonel destek almanızı tavsiye ederiz.

Araç Değer Kaybı Davası ve Sonuçları

Araç değer kaybı motorlu aracın kaza önceki hasarsız piyasa rayicinde aldığı değer ile kaza sonrası onarımda piyasa rayiç değeri arasındaki farktır.

Araç Değer Kaybı

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle ve araç sayılarının artmasıyla beraber trafik kazaları sayısı da artış göstermiştir. Trafik kazalarının gerçekleşmesi maddi ve manevi kayıpları da beraberinde getirmektedir. Trafik kazasına karışmış olan araç teknik açıdan eksiksiz onarılsa, hasara uğramış parçalar orijinal parçalarla değiştirilse bile fabrikasyon özelliklerine kavuşamamakta ve gizli kusurları bulunmaktadır. Bu sebeple araç değeri ikinci el değerinde kazasız araç değerinden daha düşük değerlendirilmektedir. Bu durum araç değer kaybı olarak açıklanmaktadır.

Araç değer kaybı trafik kazası sonucu hasarlar ve bu hasarların onarımı, bakımı ve tadilatının gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Aracın kaza sonrası ekonomik değerinde gözle görülür bir düşüş gerçekleşmektedir. Aracın kaza gerçekleştirmesi sonucunda ikinci el alıcıların bu durumla ilgili bilgilendirmesi sağlanması adına kaza Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi’ne ve tramer kayıtlarına işlenmektedir.

Değer Kaybı Başvurusu

Araç değer kaybı talebinde bulunabilmek için ilgili mevzuatta birtakım şartlar sıralanmıştır. Bunlar;

  • Karşı tarafın kusurunun tam olması veyahut başvuruda bulunacak kişinin kusursuz veya bu kişiden daha az kusurlu bir halde olması
  • Kazanın üzerinden 2 yıldan uzun bir süre geçmemiş olması
  • Aracın başka bir trafik kazasına karışmaktan dolayı ileri gelen hasarı ile değer kaybı talep edilecek olan hasarın aynı bölgede olmaması

Yukarıda sayılan şartların yanısıra durumdan dolayı mağdur kişilerin kaza tespit tutanağı, hasar tespit tutanağı, kaza sonrası kaza detaylarını ve hasara uğramış parçaları detaylı biçimde gösteren fotoğrafları, aracın kazadan sonra incelendiği ekspertiz raporu, araç ruhsatı, aracın tamir edildiği servisten alınan belge ve faturalar gibi dokümanları da sunması değer kaybı başvurusunun gerçekleştirilmesi için gerekecektir.

Araç sahibinin araçta yer alan değer kaybına ilişkin zararı kazaya sebep olan taraftan veya o tarafın yaptırmış olduğu zorunlu trafik sigortasından karşılanacaktır. Değer kaybına yol açacak herhangi bir hasarın yaşanması halinde karşı tarafın Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (KMAZMS) poliçesi düzenleyen sigorta şirketinden talep edilebilecektir. Sigorta şirketinin on beş gün içinde kendisine yapılmış olan başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya kendisinde beklenen talepleri karşılamaması halinde zarara uğrayan kişi görevli ve yetkili mahkemede dava açabilecek veya Sigorta Tahkim Kurumu’na başvuruda bulunabilecektir.

Değer kaybı başvurusunda bulunabilmek için aracında değer kaybı yaşanan kişinin kusurunun yüzde yüz olmaması gerekmektedir, bu hususu doğrulatmak için kazanın meydana gelmesinde kusursuzluğunun ispatı ve hasara uğramış parçaların tamiri amacıyla ekspertiz raporu almalıdır. Bu raporun alınmasıyla araçta değer kaybına sebep olmuş tarafa haricen dava açılabilecek veyahut bu zararın karşılanması için Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurulabilecektir. Sigorta Tahkim Komisyonu alternatif uyuşmazlık çözüm makamı olarak yargılama yapmaktadır. Yargılamalar Sigorta Tahkim Komisyonu özelinde daha hızlı ve ekonomik biçimde karara bağlanmaktadır. Mahkemelerde yapılacak yargılamanın uzunluğu ve iş yükü sebebiyle Sigorta Tahkim Komisyonu’nun seçilmesi uyuşmazlıkların çözüm hızını arttıracaktır.  Sigorta Tahkim Komisyonu ortalama 6 ay içerisinde değer kaybı vb. benzere alacaklara ilişkin sonuca ulaşmaktadır. Burada başvuru yalnızca karşı tarafın aracının zorunlu mali mesuliyet sorumluluk sigorta poliçesini düzenleyen sigorta şirketi aleyhine yapılabilecektir. Aracın maliki, kullanan şoför vb. diğer kişilere karşı Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru yapılamayacaktır.

Araçta değer kaybına ilişkin bulunulacak taleplerde kusursuz veya daha az kusurlu tarafın açacağı davada araçta hasara uğramış parçalar daha önceden başka bir kaza sebebiyle hasar görmemiş olmalıdır, gerçekleşen kazadan önce aynı bölgeler için hasar kaydı bulunan araçlar tazminat talebinde bulunamayacaktır.

Değer kaybına dair gerçekleştirilecek başvuru sonucu tazminat alınabilmesi için en az iki aracın içinde bulunduğu bir trafik kazasının gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Tek bir aracın bir yere çarpması gibi durumlarda değer kaybına ilişkin tazminat talebinde bulunulamayacaktır.

Aracı değer kaybına uğramış kişinin Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuruda bulunabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlar;

  • Aracın değer kaybı için ilgili sigorta şirketine başvuru yapılsa dahi başvurunun sonuçlandırılmamış veya araç yönünden yetersiz bir sonuca bağlanmış olmalıdır.
  • Sorunun on beş gün içerisinde çözüme kavuşturulamamış olması gerekir.

Şikayetçi araç değer kaybı olan kişi sigorta şirketine beyanda bulunduktan ve yukarıdaki şartlar gerçekleştikten sonra Sigorta Tahkim Kurulu’na yazılı bir biçimde başvuruda bulunabilecektir.

Araç Değer Kaybı Tazminat

Araç değer kaybı gerçekleştikten sonra kayba dair tazminatın hesaplanmasında dikkate alınması gereken birtakım ölçütler bulunmaktadır.[1] Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin kararında da yer aldığı üzere araç değer kaybının belirlenmesi hususunda kullanılacak ölçütler belirtilmiştir. Buna göre değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2. el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2. el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyularak değerlendirme yapılmasıdır. Araçta meydana gelen değer kaybının; aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği ve daha önce karışmış olduğu kazada dikkate alınarak kazadan sonraki onarılmış halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmaya (farka) göre hesaplanması gerekir.

Aracın geçmişte almış olduğu hasarlar, marka ve modeli, trafiğe çıkış tarihi, üretim yılı ve kullanılan kilometresi değer kaybını belirleyecek en önemli etmenlerdendir. Eğer araçta herhangi bir değer kaybına yol açmayacak silecek, far, lastik gibi aksamlar zarar görüyorsa bunlar değer kaybı hesabına dahil edilmeyecektir. Yine küçük tamiratlar ile giderilebilecek kaporta, tampon, parça, cam, radyo, hava yastığı, jant, döşemeler gibi aksamlar da bu kapsam içerisinde sayılmayacaktır.

Değer kaybına ilişkin tazminat hesaplanırken 4 Aralık 2021 tarihinde ve 31679 sayılı olarak Resmî Gazete’de yayınlamış, “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar” ekinde yer alan “Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması” ölçütleri[2] dikkate alınacaktır. Bu uyuşmazlıklar özelinde mahkemeler veya komisyon tarafından sigorta eksperleri belirleyecektir. Bu tazminat kalemini görevli sigorta eksperleri bir değer kaybı raporu hesaplayarak belirleyecektir. Sigorta eksperi araç gruplarına, piyasa değeri ile rayiç değer katsayısına, kilometre ve kullanılmışlık düzeyi katsayısına, araç koduna bakarak parça adı ve parça değişim katsayısı ile onarım katsayısını hesaplayarak değer kaybına ilişkin raporu oluşturacaktır.

Sigorta eksperleri tarafından rapor oluşturulduktan sonra davanın ikame edildiği mahkeme (Sigorta şirketlerine karşı açılan değer kaybı davalarında ticari dava olması hasebiyle Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli sayılacaktır.) veya Sigorta Tahkim Komisyonu bu rapor baz alınarak değer kaybı konusunda karar verecektir.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden araç değer kaybı konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Araç değer kaybı ile bu değer kaybının tazmini hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15.11.2017 gün 2016/19642 E. 2017/10599 K. sayılı ilamı https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/

[2] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/12/20211204-7-1.pdf

Yabancılar Hukuku Avukatı

Yabancılar hukuku avukatı, Yabancılar Hukuku kapsamında hukuki danışmanlık hizmeti sağlamaktadır.

Yabancılar Hukuku, bir devletin veya ülkenin yabancılar için uyguladığı hukuki düzenlemelerin oluşturduğu hukuk dalıdır. Vatandaş bulunduğu devletin himayesi altındayken ülkede bulunan yabancıların o ülkedeki hak ve özgürlüklerin hangilerinden yararlanıp hangilerinden yararlanamayacağı onlar için oluşturulmuş hukuki düzenlemeler aracılığıyla belirlenmektedir.

Yabancılar Hukuku, yabancıların vatandaşların sahip olduğu haklardan benzer şekilde yararlanmaları esasına dayanmaktadır. Bu karşılıklılık esasına mütekabiliyet de denmektedir. Bu esas gelişmişlik düzeyi birbirine denk ülkelerde ikamet edildiğinde gerekli güvenceyi sağlayacaktır, ancak gelişmişlik seviyesi birbirine denk olsa da olmasa da yabancıların, kendi ülkelerinden başka ülkelerde yapacakları iş ve işlemler ile yürütecekleri faaliyetler için Yabancılar Hukuku alanında yetkin ve deneyimli bir avukattan hukuki danışmanlık hizmeti alması gereklidir.

Hukuki danışmanlık hizmeti alınacak avukat, yabancı kişi veya kişiler için çalışma izni, oturma izni, siyasi haklar, vatandaşlık, şirket kurma ve menkul/gayrimenkul alımı satımı da dahil olmak üzere birçok konuda iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesinde hukuki destek sağlamaktadır. Vekaletname yoluyla yetkilendirilecek ve görevlendirilecek avukatlar aynı zamanda yabancıların Türkiye’de bir hukuki uyuşmazlık yaşaması ihtimalinde bu kişileri yargıda temsil edebilmektedir. Yabancılar hukuku avukatının önemi bu noktada öne çıkmaktadır. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak alanında uzman ve deneyimli avukat kadromuz ile siz danışanlarımıza Yabancılar Hukuku kapsamında hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız. Yabancılar hukuku avukatı ihtiyacınız bu anlamda tarafımızca rahatlıkla karşılanabilecektir

Yabancılar Hukuku Avukatının Görevleri

Yabancılar Hukuku avukatının birçok hukuk dalında yetkin ve deneyimli olması gerekmektedir. Yabancı için çalışma ve oturma izni alınması, vatandaşlık başvurusu yapılması, şirket kurulması, sözleşmelere taraf olunması, menkul ve gayrimenkul alımı satımı gibi birçok konuda hukuki danışmanlık hizmeti verilmesi gerekmektedir. Yabancılar hukuku avukatının görev alanı yukarıda sayıldığı üzere oldukça geniştir. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak avukatlarımızın sağladığı hukuki danışmanlık hizmetleri;

  • Yabancılar için çalışma izninin alınmasına ilişkin başvuruların yapılması, takibi ve sonuçlandırılması,
  • Yabancılar için oturma izninin alınmasına ilişkin başvuruların yapılması, takibi ve sonuçlandırılması,
  • Türk vatandaşlığı için başvuruların yapılması, takibi ve sonuçlandırılması,
  • Oturma izni almamış kaçak yaşayan yabancılar hakkında sınır dışı kararı alınması ve sınır dışı kararının iptali hakkında hukuki süreçlerin yürütülmesi,
  • Türk Ticaret Hukuku kapsamında Türkiye’de yabancılar tarafından şirket kurulması için başvuruların yapılması, bilgi ve belgelerin toplanması ve şirket kuruluşunun tamamlanması süreçlerinin yürütülmesi,
  • Taşıma, alım-satım, hizmet, inşaat, kira gibi yabancıların taraf olacağı sözleşmelerin düzenlenmesi veya gözden geçirilmesi,
  • Yabancıların finansal işlemlerinin hukuki açıdan takibinin yapılması,
  • Cezai süreçlerde soruşturma ve kovuşturma aşamasında yabancıların temsil edilmesi,
  • Evlenme, boşanma, mal paylaşımı, velayet, miras ve evlatlık işlemlerinin takibinin yapılması,

şeklinde sıralanmaktadır.

Yukarıda yabancılar hukuku avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. Yabancılar Hukuku kapsamında danışmanlık ve avukatlık hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Üsküdar İcra Avukatı

Üsküdar İcra Avukatı, İcra ve İflas Hukuku kapsamında borçlu ve alacaklıya hukuki hizmet sağlayan kişidir. Gelişmiş ülkelerde ekonomi ve ticaretin de gelişmesiyle İcra ve İflas Hukuku alanında uzman avukatlara ihtiyaç artmıştır. İnsanlar alım satım faaliyetleri neticesinde birbirleriyle hukuki ilişkiler kurabilmektedir. Alım satım gibi ve buna benzer hukuki ilişkilerin kurulmasıyla bireyler borçlanabilmekte, alacaklı taraf ise borçlu ile arasındaki hukuki ilişkinin bir yansıması olarak alacaklarını talep edebilmektedir. Bu yüzden alacağın borçludan tahsil edilemediği hallerde alacaklı taraf borçlu tarafa karşı icra takibi başlatabilecektir. İcra takibi süreçlerinde vekaletname aracılığıyla yetkilendirilecek ve görevlendirilecek olan icra avukatı yalnızca icra takibini yürütmenin dışında kötü niyetle açılan icra davalarına itiraz edebilecek ve kötü niyet tazminatı talep edebilecektir. İcra ve İflas Hukuku konusundaki uyuşmazlıklar için alanında yetkin ve deneyimli bir avukattan danışmanlık almak yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı büyük önem arz etmektedir. Otluoğlu Hukuk Bürosu Üsküdar İcra Avukatı olarak alacak tahsili, ihtiyati haciz ve icra takibi gibi İcra ve İflas Hukuku’nu ilgilendiren birçok konuda siz danışanlarımıza hizmet sunmaktayız.

İcra ve İflas Hukuku aynı hukuk disiplini içinde yer alsa da icra hukukunda borcunu ödemeyen borçlu alacaklının talebi üzerine İcra Müdürlüğü eliyle taşınır ve taşınmazları vasıtasıyla borcunu karşılamaktadır. İflas hukukunda ise borçlu borçlarını ödeyememekte veya ilgili kurum ve kuruluşlarının borçlarının bir kısmından veya tamamında kurtulma talebinde bulunmaktadır. İflas hukukunda icra hukukundan farklı olarak borçlunun tüm malvarlığı üzerinden alacakların tahsili işlemleri başlatılmaktadır. İcra ve İflas Hukuku’na dair uyuşmazlıkların öncelikle iki tarafında uzlaşmasını sağlayacak şekilde giderilmesi gerekmektedir. Alacaklı ve borçlu uzlaşamadığı takdirde devlet eliyle icra takibi süreçleri yürütülmelidir.

Üsküdar İcra Avukatının Sorumlulukları

Yukarıda da belirtildiği üzere icra avukatları alacaklı ve borçlu arasında ortaya çıkan alacağın ödenmesi uyuşmazlığının çözülmesini sağlamak üzere hareket etmektedir.  Bu nedenle hukuki destekte bulunacak icra avukatlarının uzlaşmacı tavrı benimsemesi, ikna kabiliyetinin yüksek olması, her iki tarafa karşı olumlu tutumda ve avukatlık meslek etiğine uygun davranması gerekmektedir.  Bu niteliklere sahip bir avukatın diğer görev ve özellikleri arasında;

  • İcra ve İflas Hukuku alanında danışmanlık ve öğrenim hizmetlerinin gerçekleştirilmesi,
  • Borçlu kişiyle anlaşmaya varılması ve borcun tahsil edilmesi,
  • Borçlu ile uzlaşılamadığı takdirde icra takibinin başlatılması ve icra takibine ilişkin tüm hukuki süreçlerin yürütülmesi,
  • Borçlunun malvarlığına haciz konması halinde, haciz işlemlerinin ve buna ilişkin satış işlemlerinin yürütülmesi,
  • İcra ve İflas Hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda dava süreci sonuçlanana değin gerçek ve tüzel kişilerin haklarının savunulması,
  • Karşılıksız çek davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin takibinin yapılması,
  • Rehin ve ipotek malların paraya çevrilmesi,

bulunmaktadır.

Yukarıda Üsküdar İcra Avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. İcra ve İflas Hukuku alanında Üsküdar bölgesinde danışmanlık ve avukatlık hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Tuzla İcra Avukatı

Tuzla İcra Avukatı, Tuzla bölgesinde alacaklı ve borçlu arasındaki İcra ve İflas Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıklar için çalışmaktadır.

Devlet toplumsal işleyişin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için kurallar koymasının yanısıra, yargı görevini de üstlenerek toplumsal ve hukuki barışın korunmasını sağlamaktadır. Ticaretin ve ekonominin gelişmesiyle bireyler arasındaki hukuki ilişkiler daha da değişmiş ve derinleşmiştir. Bireyler kurdukları bu hukuki ilişkiler neticesinde belli başlı yükümlülüklerin ifa edilmesi bakımından alacaklı ve borçlu hale gelebilmektedir. Ancak hukuki ilişkiler her ne kadar güvenle inşa edilse de taraflardan biri veyahut hepsi hukuki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınabilmektedir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi adına ilk etapta kurulacak sözlü iletişim sonucunda uzlaşmaya varılamadığı takdirde, alacaklı taraf hukuki yükümlülüğünü ifa etmesi gereken borçlu tarafa dava açma hakkına sahip olacaktır. Hukuki ilişkiden doğan hakları inkâr veya ihlal edilen kişiler, haklarının korunması veya ihlalin bertaraf edilmesi adına yetkili ve görevli yargı mercilerine başvurmalarının ardından kararın sonucuna göre devlet eliyle kendi lehlerine olan hükümlerin yerine getirilmesini talep edebilecektir. Hakkın icrası burada devlet organlarından olan İcra Müdürlükleri aracılığıyla yerine getirilmektedir. Hukuki ilişkiden doğan hakların tesisinin sağlanması adına yargı ve icra süreçlerinde uzlaşmacı, problem çözme yeteneğine sahip icra avukatlarıyla çalışılmalıdır. İcra ve İflas Hukuku alanında tecrübeli avukatlar icra takibinden doğan hukuki süreçlerin yürütülmesinin yanısıra kötü niyetle açılan icra davalarına karşı itiraz davası açılması gibi hukuki süreçleri de yürütecektir.  Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak alanında uzman ve deneyimli avukat kadromuz ile siz danışanlarımıza İcra ve İflas Hukuku alanında hukuki danışmanlık hizmeti sağlıyoruz. Tuzla İcra avukatı ihtiyacınız bu anlamda tarafımızca rahatlıkla karşılanabilecektir.

Tuzla İcra Avukatı Sorumlulukları

Yukarıda da kısaca bahsettiğimiz bilgilerden de anlaşılabileceği üzere Tuzla icra avukatı alacaklı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlığı çözümlemek amacıyla hareket etmektedir. İcra ve İflas Hukuku alanında alacaklı ve borçluya hukuki danışmanlık hizmeti sunacak avukatların özellikle bu alanda iyi bir uzlaşmacı olması gerekmektedir. İyi bir uzlaşmacı olunmasının yanısıra ikna kabiliyeti yüksek, olumlu tutuma sahip ve avukatlık meslek etiğine uygun davranılması son derece önemlidir. Otluoğlu Hukuk olarak siz danışanlarınıza İcra ve İflas Hukuku Alanında yukarıda belirttiğimiz hizmetlere ek olarak;

  • İcra ve İflas Hukuku alanında danışmanlık ve öğrenim hizmetlerinin gerçekleştirilmesi,
  • Borçlu ile anlaşma sağlamak adına sözlü iletişim kurulması ve alınacak borcun icra takibi süreçleri yürütülmeden tahsil edilmesi,
  • Borçlu ile uzlaşılamadığı takdirde icra takibinin başlatılması ve icra takibine ilişkin tüm hukuki süreçlerin yürütülmesi,
  • Haciz konması durumlarında hacze ilişkin hukuki süreçlerin takibinin yapılması,
  • İcra ve İflas Hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda dava süreci sonuçlanana değin gerçek ve tüzel kişilerin haklarının savunulması,
  • Karşılıksız çek davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin takibinin yapılması,

Alanlarında hizmet sunmaktayız.

Yukarıda Tuzla İcra Avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. İcra ve İflas Hukuku alanında Tuzla bölgesinde danışmanlık ve avukatlık hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Tuzla Deport Avukatı

Tuzla deport avukatı, sınır dışı edilme sürecinde sınır dışı kararının kaldırılması hakkında hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Deportun kelime anlamı sınır dışı etmek demektir. Deport (Sınır dışı) kararı ile Türkiye’de bulunan yabancılar sınır dışı edilmekte ve bu yabancılar hakkında ülkeye giriş yasağı getirilmektedir. Yabancının; oturma izninin süresinin dolması, oturma izni olsa da çalışma izni olmadan kaçak bir biçimde çalışması, vize süresi dolmuş olmasına rağmen Türkiye’den çıkış yapmaması, muvazaalı evlilik yapması, Türkiye’de suç işlemesi ve hapis cezası alması, toplum sağlığını tehlikeye sokacak bulaşıcı bir hastalığa yakalanması, uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi ya da bu koruma statüsünün sona ermesi gibi durumlar sınır dışı kararını doğuracaktır. Bazı durumlarda sınır dışı kararı alan yabancılara deport edilme sebebine bağlı olarak tahdit kodu konmaktadır. Sınır dışı kararının kaldırılmasına ilişkin iş ve işlemlerin yürütülmesinden önce bu tahdit kodunun kontrol edilmesi ve bu kontrol üzerine tahdit kodu kaldırılarak deport kaldırma süreçlerinin yürütülmesi gerekmektedir. Tahdit kodunun kaldırılması için ise idare mahkemesinde tahdit kodunun kaldırılması davasının açılması ve diğer işlemlerin profesyonelce yürütülmesi gerekmektedir.

Tuzla deport kaldırma işlemleri sınır dışı edilen vatandaşların ülkelerinde bıraktıkları hayatlarını geri alabilmeleri için büyük önem arz etmektedir. Deport kararının hangi sebeple verildiğinin bilinmesi, deport kararının kaldırılmasına ilişkin dava sürecinin yürütülmesi bakımından önemlidir. Kişi kısa süreli sınır dışı edilebileceği gibi ömür boyu geri dönüşü yasaklanabilir. Bunlara ek olarak sınır dışı sebebi olan ve olmayan kişiler hakkında bazı koşullarda deport kararı verilmeyebilmektedir. Bu vatandaşların deport kararları doğrudan iptal edilebilir veya belirli zamanlarda kolluk kuvvetlerine durumunun bildirimini yapması istenebilmektedir.

Tuzla deport kaldırma işlemleri iki türlü olabilir. İlk olarak hakkında deport kararı uygulanmış yabancı evlilik, eğitim, araştırma, çalışma veya tedavi nedenlerinden dolayı alacağı meşruhatlı vize ile sınır dışı edildiği süre dolmadan Türkiye’ye giriş yapabilecektir. İkinci olarak deport kararını alan yabancı deport kararının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek idare mahkemesinde iptal davası açabilecektir.

İstanbul’daki yabancılar Tuzla’da bulunan geri gönderme merkezlerine yerleştirilmektedir.  Tuzla Geri Gönderme Merkezi İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından sürekli, Göç İdaresi Başkanlığı tarafından ise her yıl, İç İşleri Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından ise üç yılda bir denetlenmektedir. Geri Gönderme Merkezi’nde bulunan yabancılar haklarında deport (sınır dışı) kararının gelmesini takiben 7 günlük süre içinde Sulh Ceza Hakimliği’ne deport kararının iptali hakkında başvurmalıdır. Deport kararının yanında verilecek olan idari gözetim kararına karşı da başvuru yapılabilecektir. Deport kararı ve buna bağlı olarak verilebilecek idari gözetim kararına karşı alanında uzman ve deneyimli avukatlarla çalışılması büyük önem arz etmektedir. Bu yüzden alanında uzman Tuzla deport avukatı ile çalışılması önerilmektedir. Başvurudan itibaren hazırlanacak belgeler ve masumiyet kanıtlarının toplanması için avukatlara başvurulması büyük önem arz etmekte ve yabancılara kolaylık sağlamaktadır. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak alanında uzman ve deneyimli avukatlarımız aracılığıyla siz danışanlarımıza Yabancılar Hukuku kapsamında deport kaldırma süreçlerine ilişkin hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız. Tuzla deport avukatı ihtiyacınız bu anlamda tarafımızca rahatlıkla karşılanabilecektir.

Yukarıda Tuzla deport avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. Sınır dışı kararına ilişkin danışmanlık ve avukatlık hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Şişli İcra Avukatı

Şişli icra avukatı, aralarında kurulan hukuki ilişkinin şekli ve niteliği sebebiyle birbirine borç veren bireylerin verdikleri borçları geri alamaması ve sözlü bir biçimde anlaşma sağlayamaması halinde icra işlemlerine yönelik hukuki süreci yürüten avukatlardır. Gelişmiş ülkelerde devlet, ilgili kurum ve kuruluşlarıyla birlikte bağımsız yargının temin edilmesi, toplumsal ve hukuki barışın sağlanması gibi faaliyetlerin yürütülmesini üstlenmektedir. Gerçek veya tüzel kişiler kendisine karşı olan borçların ifası gerçekleştirilmediğinde, alacak haklarını kullanmalarının bir görünümü olarak, hukuka aykırılığın ve hakkın ihlalinin bertaraf edilmesi adına yetkili ve görevli mercilere başvurabilecektir. Bu başvuruların sonucunda alacak hakkı sahibi gerçek veya tüzel kişi lehine karar alındığı takdirde, bu kararın karşı tarafça yerine getirilmediği durumlarda hak sahibi gerçek veya tüzel kişi bu hakkın zorla icrasını talep edebilecektir. Hakkın tesisi için yürütülecek olan sürecin en doğru biçimde ve titizlikle ilerleyebilmesi için hukuk alanında uzman kişilerden hukuki danışmanlık alınması en doğru tercih olacaktır. Şişli icra avukatı, hakkın tesisi için yürütülecek olan sürecin en iyi şekilde yürütülmesi hakkında hizmet veren kişilerdendir.

İcra ve iflas hukuku kapsamında alacaklı ve borçlu, aralarında uyuşmazlığı hukuki yollarla çözmektedir. Bu sebeple İcra ve İflas Hukuku, Medeni Usul Hukuku’nun kararın icrası yönünden en önemli aşamalarından birini oluşturmaktadır. Devlet burada alacaklı için cebri icra yolunu kullanarak icra süreçlerini yürütecektir. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak, İcra ve İflas Hukuku alanında tecrübe sahibi avukatlarımız ile siz danışanlarımıza İcra ve İflas Hukuku alanında danışmanlık hizmeti sağlamaktayız. Şişli İcra Avukatı ihtiyacınız tarafımızca sağlanacak olan danışmanlık hizmeti ile rahatlıkla karşılanacaktır.

İcra ve İflas Hukuku Alanında Hizmetlerimiz

İcra avukatı alacaklı ile borçlu arasında gerçekleşen hukuki uyuşmazlıkların çözülmesi amacıyla hareket etmektedir. İcra avukatı bu sebeple, danışmanlık hizmetlerini yürütmesinin yanısıra olumlu tutumda ve meslek etiğine uygun davranan iyi bir uzlaşmacı olarak taraflar arasında uzlaşmayı sağlayacaktır. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak bahsi geçen niteliklere sahip seçkin ve deneyimli avukat kadromuz ile siz müvekkillerimize İcra ve İflas Hukuku alanında gerekli hizmetleri sunmaktayız. Sunduğumuz hizmetler arasında;

  • İcra ve İflas Hukuku alanında danışmanlık ve öğrenim hizmetlerinin gerçekleştirilmesi,
  • İtirazın kaldırılması davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin takibi,
  • Karşılıksız çek davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin takibi,
  • Alacaklının borçlu ile yapacağı görüşmeler sonucu borcun tahsil edilmemesi durumunda ilgili İcra Müdürlüğü aracılığı ile icra takibinin başlatılması,
  • Dava süreci sonuçlanana değin tüzel kişilerin haklarının savunulması,

Yukarıda Şişli İcra Avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. İcra ve İflas Hukuku alanında Tuzla bölgesinde danışmanlık ve avukat hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. Randevu almak istediğiniz konuyu belirtmeniz durumunda ön bilgilendirme almanız ve randevu tarihini belirlemeniz mümkün olacaktır.

Sultanbeyli İcra Avukatı

Sultanbeyli İcra Avukatı, Sultanbeyli bölgesinde alacaklı ve borçlu arasındaki İcra ve İflas Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıklar için çalışmaktadır.

Gelişen ve değişen ekonomi ve sosyo-kültürel yaşamdan kaynaklı durumlar nedeniyle alacaklı ve borçlu arasında hukuki uyuşmazlıklar normal bir durum halinde gelmiştir. Alacaklı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan uyuşmazlıkların olması halinde hakkı inkâr edilen tarafça, haklarının korunması veya bu ihlalin bertaraf edilmesi için yetkili ve görevli yargı mercilerine başvurulabilecektir. Yargı mercinin değerlendirmesi sonucu kendisi hakkında karar verilen tarafın bu karara uymaması halinde hakkın devlet eliyle icrası İcra Müdürlüklerince sağlanacaktır.

İcra ve İflas Hukuku, alacaklı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan borca dair uyuşmazlıkların çözümlenmesini amaçlamaktadır. Bu hukuk dalı ayrıca Medeni Usul Hukuku olarak bilinen yargılama usulü hukuk dalının da önemli bir uzantısıdır. Medeni Usul Hukuku’nun uygulandığı hukuki uyuşmazlıklarda borçlu, alacaklı ile arasındaki hukuki ilişkiden doğan borçlarını ifa edememektedir. Hukuki ilişkiden doğan hakkın sahibi olan alacaklı ise bu borcun yerine getirilmesi kapsamında yargıdan kendi lehine çıkacak kararı kullanarak İcra Müdürlükleri aracılığıyla hakkın tesisini sağlayabilecektir. İcra ve İflas Hukuku nezdinde doğan hukuki uyuşmazlıklarda Sultanbeyli İcra Avukatı tarafından öncelikle alacak ve borçlu arasında sözlü iletişim yolu denenmektedir. Sözlü iletişim yoluyla alacak ve borç hakkında anlaşma sağlanamaması halinde taraflarca vekaletname yoluyla yetkilendirilecek ve görevlendirilecek avukatlar aracılığıyla icra takibine ilişkin süreçler yürütülecektir.

Sürecin doğru yürütülebilmesi adına avukatların süreci tüm detayları sıkıca takip etmesi gerekmektedir. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak seçkin ve deneyimli avukat kadromuz ile siz danışanlarımıza İcra ve İflas Hukuku alanında hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız. Sultanbeyli İcra avukatı ihtiyacınız bu anlamda tarafımızca rahatlıkla karşılanabilecektir.

Sultanbeyli İcra Avukatının Görevleri

İcra avukatlarının İcra ve İflas Hukuku kaynaklı süreçleri yürütürken uzlaşmacı olması, sözlü iletişim süreci ve diğer problemlerin çözümünde ikna kabiliyetinin yüksek olması, olumlu tutum takınması ve avukatlık meslek etiğine uygun davranması gerekmektedir.  Sözlü iletişim ile anlaşılamaması halinde vekaletname yoluyla yetkilendirilecek ve görevlendirilecek avukatın icra takibi süreçlerini başlatması gerekecektir. İcra takibinin başlatılması ve kesinleşmesini takiben borcun tahsili için diğer bir adım olan borçlunun malvarlığına haciz konması gündeme gelecektir. İcra ve İflas Hukuku’nu ilgilendirebilecek tüm bu hukuki süreçlerde sürelerin kaçırılmaması ve hukuki bir hata yapılmaması adına yetkili ve görevli avukatın süreci, tüm ayrıntılarını dikkate alarak sıkıca takip etmesi gerekmektedir.  Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak yukarıda bahsi geçen İcra ve İflas Hukuku’na ilişkin hizmetleri deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile siz danışanlarımıza sunmaktayız. Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak siz danışanlarımıza İcra ve İflas Hukuku alanında yukarıda belirttiğimiz hizmetlere ek olarak;

  • İcra ve İflas Hukuku alanında danışmanlık ve öğrenim hizmetlerinin gerçekleştirilmesi,
  • İtirazın kaldırılması davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin yürütülmesi,
  • Karşılıksız çek davasının açılması ve buna ilişkin dava süreçlerinin takibinin yapılması,
  • Borçlu ile sözlü iletişim yolu kullanılarak uzlaşılamadığı takdirde icra takibinin başlatılması ve icra takibine ilişkin tüm hukuki süreçlerin yürütülmesi,
  • İcra ve İflas Hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda dava süreci sonuçlanana değin gerçek ve tüzel kişilerin haklarının savunulması,

Alanlarında hizmet sunulmaktadır.

Yukarıda Sultanbeyli İcra Avukatı hakkında tarafınıza bilgi sağlanmıştır. İcra ve İflas Hukuku alanında Sultanbeyli bölgesinde danışmanlık ve avukatlık hizmetine ihtiyacınız olması halinde deneyimli ve seçkin avukat kadromuz ile ihtiyaçlarınıza en doğru, şeffaf ve güvenilir hukuki hizmeti Otluoğlu Hukuk olarak sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Oretra