alper otluoğlu

Menfi Tespit Davası

Menfi tespit davası nedir? Menfi tespit davası icra hukuku alanında başvurulan bir hukuki çaredir. Buna göre borçlular, borçlarını ödemeden önce menfi tespit davası açarak borçtan kurtulmayı hedeflemektedirler. Davanın konusunu borçlu olunmadığının tespiti hususu oluşturmaktadır. Menfi tespit ifadesinin güncel anlamı ” olumsuz tespit ” demektir. Buna göre bu davada amaç, borçlu olunmadığının tespiti hususudur. Menfi tespit davasının önemi, borçluyu borcu ödemeden evvel genel mahkemede görülecek bir yargılama neticesinde borçtan kurtarma olanağına sahip olmasıdır. Bununla birlikte dava, başlamış bir icra takibi sürecinde hayata geçebilen bir yol olabileceği gibi somut olguların ışığında aleyhe bir icra takibi başlatılmadan önce de borçlu olunmadığının tespiti için başvurulabilecek bir hukuki çözüm yoludur.

İcra takibi türlerinden genel haciz yolu ile icra takiplerinde ve kambiyo senetlerine mahsus icra takiplerinde menfi tespit davası açılması gündeme gelebilmektedir. İlamlı icra takiplerinde, borçlu olunduğunun tespiti neticesinde icraya başvurulduğu için söz konusu davanın varoluş amacına aykırılık doğurmaktadır.

Menfi tespit davası hukuki yolunun dayanağını İcra İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre bu dava, nezdinde bir borç doğan kişi tarafından alacaklı aleyhine açılmaktadır. Davanın açılmasının amacı, alacağa konu borcun olmadığının veya dayanak hukuki ilişkinin olmadığının tespitidir. Görüldüğü üzere davanın konusunu gösterilen ile gerçekte olanın farklı olduğu ve gösterilenin yokluğunun tespiti oluşturmaktadır. Menfi tespit  normal bir hukuk davası olarak görülmektedir. Bu nedenle genel olarak bir hukuk davası olarak yargılama devam ettirilir. Genel mahkemelerde yapılan davalarda delil gösterilmesi ve yargılama usulü bu yönde ilerleyecektir. Başka bir deyişle kapsamlı bir inceleme yapılacak, duruşmalar görülecek, gerekirse keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılabilecek, uzman görüşü sunulabilecektir. Bu hususlar borçlu nezdinde borca karşı önemli bir savunma oluşturulması imkanı sağlamaktadır.

Buna göre davanın hukuki zeminini oluşturan İİK 72. madde hükümlerine göre dava, aleyhe başlatılması potansiyel bir icra takibi tehdidi varlığı halinde veya aleyhe başlatılmış bir icra takibinin varlığı halinde açılabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise icra tehdidi altında borcun ödenmiş olmamasıdır. Aksi halde menfi tespit davası açılamayacak, açılmış olan dava istirdat davası olarak görülmeye devam edecektir. Bunun sebebi ise icra tehdidi altında ödenmiş borçların geri istenmesi halinin istirdat davasının konusunu oluşturmasıdır.

Sonuç olarak menfi tespit davası nedir sorusunun cevabını, borçlu tarafından icra takibi sonuçlandırılmadan önce her aşamada alacaklı aleyhine genel mahkemelerde bir hukuk davası olarak açılabilen, bir hukuk davası olarak yargılaması yapılan ve borcun olmadığının ispat edilmesine imkan sağlayan bir hukuk davasıdır, bilgisi vermektedir.

Menfi Tespit Davası Açma Süresi

Menfi tespit davası nezdinde sürecin takibi ve sürelere uyulması büyük bir önem arz etmektedir. Menfi tespit davasına ilişkin süreler, davanın açılabileceği en son zamanı göstermesi ve davanın açılabileceği en son aşamayı göstermesi yönünden ikiye ayrılmaktadır. Diğer bir deyişle menfi tespit davasının, davanın konusunu oluşturan alacağın meydana gelmesinden sonra açılabileceği son bir tarih vardır. Bu tarihe kadar olan zaman menfi tespit davası açma süresi kapsamını oluşturmaktadır. Bununla birlikte bir alacak takibinde, takibin bir aşamasından sonra menfi tespit davası açılamamaktadır. Bu aşamaya geçilmesi de menfi tespit davasının zamanaşımı olarak düşünülebilir. Bu ifade sadece sürelerin bu dava yönünden etkilerini açıklamak için kullanılmıştır çünkü hukuken zamanaşımı daha farklı bir husustur. Saydığımız nedenler neticesinde sürelerin dava yönünden iki boyutunun mevcut olduğu görülebilmektedir.

Buna göre menfi tespit davası açma süresi İİK hükümleri doğrultusunda belirlenmemiştir. Bir süre yoktur. Dava, borcun olmadığının ispat edilmesi ihtiyacı doğduğu her zaman açılabilmektedir.

Davanın yasal düzenlemesini esasen İİK 72. madde oluşturmaktadır. Bu hükümde sürelere ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Buna göre genel anlamdan menfi tespit davası açma süresi olmadığı sonucu çıkmaktadır. Bununla birlikte icra takiplerine ilişkin çeşitli yol ve yöntemlerin kendi içinde süreleri bulunmaktadır. Bu nedenle bu dava da her yolun mevcutsa kendi sürelerine tabidir. Buna göre örneğin İİK 89. madde hükmünde düzenlenen ikinci haciz ihbarnamesinden itibaren borcun olmadığının tespitine ilişkin dava 15 gün içinde açılmalıdır. Aksi halde hak düşürücü süre bulunduğu için dava açılamayacak ve borcun olmadığının tespitine ilişkin mahkeme yargılaması yaptırılamayacaktır.

Menfi Tespit Davası Zamanaşımı

Menfi tespit davası zamanaşımı borcun konusu hukuki ilişkinin tabi olduğu hak düşürücü sürelere bağlı olacaktır. Buna göre bir haksız fiile ilişkin borç doğması durumunda, haksız fiillerin dava konusu edilmesine bağlı zamanaşımı süresine bağlı olacaktır. Buna göre menfi tespit davasının kendisinin, borcun konusundan bağımsız bir varlığı yoktur. Doğrudan konusuna bağımlı ve onunla birlikte sonuç doğuran bir hukuki çaredir. Öte yandan menfi tespit davası zamanaşımı süresi açısından son tahlilde icra takibinde alacak karşılanmadan öncesi olduğu söylenebilmektedir. Diğer bir deyişle alacaklının talebi karşılanırsa; borç borçludan alınıp alacaklıya ödenirse artık menfi tespit açılamayacaktır. Bu halden sonra yargılamaya mahkemece re’sen istirdat davası olarak devam edilecektir. Yukarıda anlatılan duruma göre, söz konusu davasının; bir hukuku olgunun olumsuz halinin tespitine ilişkin bir kurum olması neticesi ile yargılama faaliyetine konu edilen asıl şey borç konusu hukuki ilişki olduğu için onun tabi olduğu zamanaşımı dikkate alınmaktadır.

İcra marifeti ile ödenen paraların geri ödenmesi hali istirdat davasının konusunu oluşturduğu için para ödenmesi hali menfi tespit davasını dışlamaktadır.

Menfi Tespit Davası İspat Yükü

Menfi tespit davaları son tahlilde bir hukuk davalarıdır. Buna göre HMK hükümlerinin yargılamanın esaslarına ilişkin hükümleri bu dava türünde de uygulama alanı bulmaktadır. Buna göre yargılama şekli, yargılama esnasında uygulanacak ispat yükümlülüğü gibi hususlar doğrudan HMK hükümleri doğrultusunda saptanacaktır.

6100 sayılı HMK hükümleri arasında ispat yükü düzenlenmiştir. Menfi tespit davası ispat yükü HMK 190. madde hükümleri doğrultusunda belirlenir. Buna göre bu dava için de ispat yükü, hukuku durumdan kendisi lehine sonuç çıkaran taraf üzerindedir. Bu hüküm doğrultusunda menfi tespit özelinde bir inceleme yapılmalıdır. Şöyle ki:

Açıklamalarımızda yazdığımız üzere, menfi tespit talebi ile olumsuz bir durumun varlığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Yani olmayan bir şey tespit edilmeye çalışılmaktadır. Öte yandan herkes iddiasını ispat ile yükümlüdür. Bununla birlikte olmayan bir şeyin hangi boyutu ne şekilde ispat edilebilmektedir? Bu nedenle borçlu tarafından tek başına borcun olmadığı iddia edilirse ispat yükü alacaklı üzerinde olacaktır çünkü şüphesiz alacaklı olması sebebi ile dava konusu uyuşmazlıkta çıkarı bulunan taraf kendisidir. Öte yandan borcun tek başına yokluğunun ötesinde bir itiraz yapılır ise itiraz konusu işlemlere yönelik ispat yükü borçlu üzerindedir. Bunun sebebi borcun ortadan kalkmasına sebebiyet veren hususları kendisi iddia etmektedir, bu hususların varlığından borçlu faydalanmaktadır; borç ortadan kalkmaktadır, bu nedenlerle ispat yükü bu halde borçlu üzerindedir.

Buna göre kural olarak ispat yükünün alacaklı üzerinde olduğuna fakat beyanlara göre ispat yükünün yer değiştirerek iddialar doğrultusunda ( ibra, takas, mehil gibi durumlar ) borçlu üzerinde de olabileceğine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/969 Esas, 2021/866 Karar numaralı ilamı mevcuttur. Bu ilamda da üzerinde durulduğuna göre, borçlu; borçlanma iradesinin sonucu olarak birtakım sebepler neticesinde borcundan kurtulduğunu ileri sürebilmektedir. Bu tür sebeplerin varlığını ispat noktasında ispat külfeti kendi üzerindedir. Öte yandan beyanda bulunmadan sadece bir beyan halinde borç ilişkisinin varlığını ve sebebini ispatlamak alacaklı üzerindedir.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Suçu ve Cezası

Kredi kartı dolandırıcılığı suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinde Bilişim Alanında Suçlar kapsamında açıklanmıştır.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı

Kredi kartı dolandırıcılığı bir diğer deyişle banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu başlığı altında topluma karşı suçlar arasında sayılmıştır. İlgili kanun maddesi uyarınca (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarda farklı suç tipleri öngörülmüştür. Bu suç bir numaralı fıkra uyarınca başkasına ait kartı ele geçirerek, elinde bulundurarak sahibinin rızası dışında bu kartı kullanmak ve yarar sağlamak hali, iki numaralı fıkra uyarınca başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi ile satın alınması veya kabul edilmesi hali, üç numaralı fıkrada ise sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlama hali şeklinde işlenebilecektir.

Bu suçlar banka veya kredi kartı dışında mağaza kartı, telefon kartı gibi kartlar aracılığıyla işlenemeyecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında başkasına ait gerçek bir banka veya kredi kartıyla hukuka aykırı yarar sağlama suçu açıklanmıştır. Kanun koyucuya göre başkasına ait gerçek bir banka veya kredi kartını elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası bulunmadan kartı kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlaması eylemi bu madde kapsamında cezalandırılacaktır.

Başkasına ait olan banka veya kredi kartını ele geçirmek suretiyle hukuka aykırı bir biçimde yarar sağlayan herkes bu suçun faili olabilecektir. Bu eylemin farklı kart hamillerine gerçekleştirilmesi halinde eylemlerin her biri ayrı suç olarak değerlendirilecektir.

Kart sahibi veya kartın kendisine verilmesi gereken ve bu sebeple haksız yarar sonucu malvarlığı azalan herkes mağdur olarak nitelendirilebilecektir. Mağdur kavramı burada genişletilmiş, kartın kendisine verilmesi gereken kişiler de mağdur kapsamında değerlendirilmiştir.

Fiil her ne suretle olursa olsun ele geçirilen veya elde bulundurulan banka veya kredi kartının, kart sahibinin ya da kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kullanılarak veya kullandırılarak failin kendisine veyahut başka bir kimseye yarar sağlamasıdır.

Bu suçta mağdura ait kart ele geçirilebilir veya elde bulundurulabilir. Ele geçirme hali kanunun lafzı uyarınca mağdurun rızası hilafına olacak şekildedir. Elde bulundurma halinde fail mağdurun rızası uyarınca banka veya kredi kartını elinde bulundurmaktadır. Fail fiil olarak mağdurun vermiş olduğu bu rızanın kapsamı dışında olacak şekilde hareket etmelidir.

Banka veya kredi kartı fail tarafından bizzat kullanılarak ya da başka bir kişiye kullandırılabilir. Burada fiil mağazalar, oteller veya benzin istasyonlarının pos cihazları aracılığıyla mal veya hizmet alınmasının yanısıra; ATM’lerden para çekilerek, internet ortamında alışveriş yapılarak gibi benzer hareketlerle gerçekleştirilebilir. Yargıtay’ın mağazada banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasına ilişkin yukarıdaki fiilleri destekler bir kararında bu husus[1] belirtilmiştir.

Bu suç failin ya da bir başka kişinin lehine olacak şekilde yararın sağlandığı anda işlenmiş kabul edilecektir. Kart hamili kişi belli bir meblağ için faile rıza vermiş ve fail bu meblağın üzerinde bir miktarda para çekimi yapıyorsa artık bu suç oluşacaktır. Suçun kanuni tanımında bahsedilen mağdurun rızasına aykırı olarak bizzat kendisinin ya da başka bir kişiye kullandırması hali başka bir kişiye kullandırılarak gerçekleştiriliyorsa kartı kullanan kişinin mağdurun rıza verip vermediğini bilmesi dahilinde cezai sorumluluğun kapsamı değişecektir.

Bu suçun tamamlanabilmesi için mutlaka maddi yarar sağlanması gerekmektedir. Burada elde edilecek olan haksız yarar fail veyahut bir başka üçüncü kişi lehine olabilecektir. Fail tarafından başkasına ait kartın kullanılması veya kullandırılması halinde maddi yarar sağlanamamışsa suç teşebbüs aşamasında kalacaktır. Maddi nitelikte ekonomik yarar elde edildiği takdirde bu suç neticelenmiş olacaktır.

Bu suç kasten işlenebilecek bir suçtur. Fail bu kartı kullanırken kartın başkasına ait olduğunu ve bu karttan bir yarar sağlamak için başkasının rızası hilafına kullandığını bilerek hareket etmelidir. Fail ancak kast ve bu özel amacın var olmasıyla cezalandırılabilecektir.

Bu suç haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin; üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın; aynı konutta beraber yaşan kardeşlerden birinin zararına olarak işlemesi halinde ilgili akraba hakkında ceza verilmeyecektir. Sayılan bu kişiler akrabalıktan dolayı şahsi cezasızlık sebeplerinden yararlanacaktır.

Bu suçun faili, etkin pişmanlık halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılabilecektir.

Fail bu suçla birlikte başka bir suç işliyorsa gerçek içtima hükümleri uygulanarak hem oluşan suçtan hem de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Yargıtay da[2] bu konuda aynı görüşte kararlara sahiptir.

Bu suçun farklı kart hamillerine karşı gerçekleştirilmesi halinde eylemlerin her biri ayrı suç olarak değerlendirilecektir. Bundan ayrı olarak hem 245’inci maddede yer alan suç tipleri hem de hırsızlık veya dolandırıcılık vb. Suçların birlikte işlenmesi halinde gerçek içtima kuralları uygulanarak fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Kartın fail tarafından, rızası olmadan birden fazla olacak şekilde kullanıldığı hallerde zincirleme suç hükümlerine gidilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek farklı bir suç tipi olarak sayılmıştır.

Sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden herkes bu suçun faili olabilecektir. Gerçek kişilerin yanısıra tüzel kişiler, temsilcileri aracılığıyla suçu oluşturan hareketler ile kendilerine yarar sağlıyorsa bu tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmolunacaktır.

Suçun konusu gerçek bir banka hesabıyla ilişkilendirilerek üretilen, satılan, devredilen, satın alınan, kabul edilen sahte banka veya kredi kartıdır. Burada sayılan seçimlik hareketlerin biri, birkaçı veya hepsinin bir arada gerçekleşmesi halinde bu suç işlenmiş kabul edilecektir.

Bu suçun kasten işlenmesi yeterli olup failin bu kartın başka kişilere ait hesaplarla ilişkilendirilmiş özel bir kart olduğunu bilmesi gerekir. Bu suçta iştirakin her hali mümkün olabilecektir.

Yine aynı Kanun’un aynı maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendine veya başkasına yarar sağlamak bir başka suç tipi olarak açıklanmıştır.

Sahte oluşturulan veya sahtecilik yapılan banka ya da kredi kartını kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlayan herkes bu suçun faili olabilecektir.

Bu suçun mağduru kendisine ait banka ve kredi kartında sahtecilik yapılıp kullanılan kartın hamili ile bu kartı üretme yetkisine sahip banka ya da finansal kurum olacaktır.

Suçun meydana gelebilmesi için sahte olarak oluşturulmuş veya üzerinde sahtecilik yapılmış banka veya kredi kartının kullanılarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması gerekir. Burada fiil kullanmak, netice ise yarar sağlamaktır.

Failin bu suç kapsamında genel kastı aranmaktadır. Failin bu kartın sahte olduğunu veya üzerinde sahtecilik yapıldığını bilmesi ve bundan yarar sağlamayı istemesi yeterlidir. Özel bir kast aranmamıştır. Bu suçta iştirakin her hali mümkün olabilecektir.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen suçun cezası üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında belirtilen başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek suçunun cezası üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır.

Aynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendine veya başkasına yarar sağlamak suçunun cezası ise dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Şikâyet

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi değildir. Bu sebeple soruşturma ve kovuşturma resen yapılacaktır. Kovuşturma açısından görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Ayrıca bu suçta mağdur şikâyetten vazgeçme kurumunu kullanmayacaktır. Dava zamanaşımı süresi yukarıda sayılan suç tiplerinde 8 yıldır. Zamanaşımı süresi geçtikten sonra soruşturma yapılamayacaktır.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden kredi kartı dolandırıcılığı suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Kredi kartı dolandırıcılığı suçu ve cezası ile şikâyet süresi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] Yargıtay 8. Ceza Dairesi E:2016/11035, K:2017/2639

[2] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09.09.2013 tarih ve 2012-31107/2013-21915 K

Koruma Kararı

Koruma kararı, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da düzenlenmiştir.

Koruma Kararı Nedir?

Koruma kararının dayanağı olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 20 Mart 2012 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun amacı şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesidir.

Kanun’da yer alan hükümlerde kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişiler hakkında koruma tedbirleri gösterilmektedir. Kanunda koruyucu ve önleyici tedbirlere ilişkin hükümler kapsamında mülki amirler ve hakim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları ile hakim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları açıklanmıştır.

Mülki amirler tarafından alınabilecek koruyucu tedbir kararları;

  • Şiddet mağdurunun kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara barınma yeri sağlanması,
  • Geçici maddi yardım yapılması,
  • Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi,
  • Hayati tehlikesinin bulunması halinde ilgilinin talebi üzerine resen veya geçici koruma altına alınması,
  • Kreş imkanı sağlanması

Olarak gösterilmiştir.

Hakim tarafından alınabilecek koruyucu tedbirler kararları;

  • İşyerinin değiştirilmesi,
  • Kişinin evli olması halinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi,
  • Şartların varlığı ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması,
  • Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi

Olarak gösterilmiştir.

Bu tedbirler arasında hakim tarafından verilebilecek önleyici tedbirler ise;

  • Şiddet mağduruna yönelik tehdit, hakaret, aşağılama veya küçük düşürücü söz ve davranışların yasaklanması,
  • Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhal uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi,
  • Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula be iş yerine yaklaşmaması,
  • Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması,
  • Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması,
  • Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi,
  • Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi,
  • İzin verilen silahların kolluğa teslim edilmesi,
  • Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse dahi bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi,
  • Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması,
  • Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması

Olarak sayılmıştır. Uzaklaştırma kararı da bu tedbirlerden biridir. Uzaklaştırma kararıyla hakkında uzaklaştırma kararı verilen kişi uzaklaştırma talebinde bulunacak kişinin konutuna ya da ortak konutuna yaklaşamayacaktır. Bu karar konuttan uzak kalmanın yanısıra konut, okul, iş yeri, şiddet gören veya şiddet görme ihtimali bulunan kişiye ve yakınlarına yaklaşmama ile iletişim kurmama hallerini de kapsamaktadır.

Koruma Kararı Nasıl Alınır?

Koruma kararı 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca başvuruda bulunulduğu takdirde alınabilecektir. Uzaklaştırma için başvuru Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi, polis merkezleri, jandarma, Aile Mahkemeleri ve Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılabilecektir. Burada talebe ilişkin dilekçe verilmesi gerekmektedir.

Şiddet gören veya şiddet görme tehlikesi altında bulunan herkes bu kurum ve kuruluşlara dilekçe vererek uzaklaştırma kararı aldırabilecektir. Bu kişilere çocuklar, aile bireyleri, kadınlar ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurları dahildir. Ancak dilekçede şiddet gördüğüne veya şiddet görme tehlikesi içerisinde olduğuna ve kendisine şiddet gösteren kişiye dair beyanlarını belirtmelidir. Dilekçe ekinde ispat vasıtası görecek herhangi bir bilgi veya belgenin paylaşılmasına gerek yoktur.

İlgili mercilere yapılacak başvurunun ardından kısa bir süre içinde koruma kararı verilecektir. Uzaklaştırma kararı yukarıda belirtilen önleyici tedbirler arasına girdiğinden bu kararı verecek kurum yalnızca Aile Mahkemesidir. Ancak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da buna bir istisna getirilmiştir. Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hallerde uzaklaştırma kararı ilgili kolluk amirlerince de alınabilecektir. Kolluk amiri bu evrakı kararın alındığı tarihi takip eden ilk iş günü içinde hakimin onayına sunacaktır. Hakim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanabilecek ya da reddedilebilecektir. Hakim tarafından yirmi dört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkacaktır.

Tedbir kararı, korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilecektir. Tedbir talebinin reddine ilişkin karar ise yalnızca korunan kişiye tebliğ edilecektir. Gecikmesinde sakınca bulunan haller olduğu takdirde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhal tebliğ edilecektir. Ayrıca tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde tedbir kararına aykırılık halinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapis uygulanacağının ihtarı yapılmaktadır.

Tedbir kararı olan uzaklaştırma kararına aykırı davranan kişi fiili suç oluştursa dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hakim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulacaktır. Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilecektir.  Aykırılığın her tekrarında ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi on beş günden otuz güne kadar olacaktır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemeyecektir.

Koruma Kararı Nasıl Uzatılır?

Koruma kararı 6284 sayılı Ailenin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 8. maddesi uyarınca ilk defasında en çok altı ay için verilebilecektir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hallerde resen, korunan kişinin ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilecektir.

Yukarıda da belirtildiği üzere şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hallerde şiddet gören veya şiddet görme tehlikesi altında bulunan herkes için koruma kararının devam etmesine aynen karar verilebilecektir.

Koruma Kararına İtiraz Edilebilir Mi?

Koruma kararına karşı ilgililer tarafından tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz edilebilecektir.

Hakim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya o yer de aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi halimi ile asliye hukuk mahkemesi hakiminin aynı hakim olması halinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilecektir.

İtiraz mercii koruma kararına karşı itiraza ilişkin kararını bir hafta içinde verecektir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Koruma kararı ve buna ilişkin hukuki süreçlerin yürütülmesi büyük öneme sahiptir. Otluoğlu Hukuk olarak sizlere Koruma Kararı Alınması konusunda uzman ve tecrübeli avukat kadromuzla hukuki danışmanlık hizmeti sağlamaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Kiracının Tahliyesi Nasıl Sağlanır?

Kiracının tahliyesi, TBK ve İcra İflas Kanunu hükümleri uyarınca yapılmaktadır. Buna göre öncelikle tarafların arasında geçerli bir kira akdi bulunmalıdır. Söz konusu kira akdinin kanunlarda sayılan sebepler doğrultusunda veya tarafların karşılıklı iradelerinin uyuşması neticesinde sona ermiş olması gerekmektedir. Kiracı, artık kiralanan taşınmazda geçerli bir hukuki sebebe dayanarak bulunmamalıdır. Bu haller sonucunda kiracının tahliyesi icra müdürlüğü eli ile gerçekleştirilmektedir.

Kiracının tahliyesi, birçok aşamayı kapsayan çeşitli yollar aracılığı ile yapılabilmektedir. Buna göre başta Türk Borçlar Kanunu hükümleri nezdinde düzenlenen bildirim ve dava yolu ile fesih halleri mevcut iken İcra İflas Kanunu hükümleri uyarınca kira borcunu ödemeyen, edimini kanuna uygun yerine getirmeyen kiracı açısından ilamsız icra takibi başlatılması ile tahliye sürecinin ilk adımı başlatılmış olmaktadır.

Kiracının tahliyesi, öncesinde kira akdinin gereklerinin yerine getirilmediğinin veya kanunda sayılan hallerin oluşmuş olmasının tespitinin ardından gerçekleştirilen bir icradır. Tahliye, ancak icra müdürlüğünce yerine getirilebilir. Kiraya veren kendisi tahliye yapamaz.

Kiracının Tahliyesi Sebepleri Nelerdir?

Kiracının tahliyesi sebepleri, kanundan doğmaktadır veya tarafların bu yönde buluşmuş irade beyanları neticesidir. Buna göre kira akdinin sona erdirilmesinin iradi bir hukuki işlem olmadığı haller, sınırlı sayıdadır. Belirli usullere tabidir. Usulüne uygun yapılmayan işlemlerde kiracının tahliyesi uzun ve maliyetli süreçlerin sonunda yerine getirilebilecektir. Buna göre kiracının tahliyesi sebepleri üç ana grupta incelenmektedir:

1- 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu

Kira ilişkisi TBK hükümleri nezdinde düzenlenmiştir. Buna göre kira ilişkisinin hangi hallerde sona erdirilebileceğine ilişkin çeşitli hükümler bulunmaktadır. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki bir kira akdi belirli bir süre için yapılabileceği gibi belirsiz süreli de yapılabilmektedir. Belirli süreli kira sözleşmesi sürenin sonunda kendiliğinden sona ermektedir. Taraflar kira ilişkisini devam ettirmek isterlerse sözleşme belirsiz süreli bir sözleşmeye dönüşmektedir. Belirsiz süreli sözleşmelerde kira ilişkisinin ne zaman sona ereceği düzenlenmemiştir. Buna göre fesih bildirimi ve kira dönemi sürelerine uyularak kira sözleşmesi taraflarca feshedilebilecektir. Bununla birlikte iflas eden kiracı, kiraya verenin talebi doğrultusunda süresinde güvence gösteremez ise de sözleşmenin kiraya veren tarafından feshetmesi mümkündür.

Öte yandan güncel ve yaygın uyuşmazlıklar konut ve çatılı işyeri kiralarında gözükmektedir. Kanun, konutlar ve çatılı işyerlerinin kiralanmasına ilişkin özel düzenlemeler yapmıştır.

Konut ve çatılı işyeri kiralamalarında kira sözleşmesi belirli süreli ise sürenin sonunda kiracı feshetmezse 10 yıl, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde de 10 yıl boyunca kiraya verenin arzusu neticesinde kira sözleşmesi fesih yapılamaz. Bu nedenle konut ve çatılı işyeri kira ilişkilerinde kiracının tahliyesi belirli şartlar altında mümkün olabilmektedir aksi halde 10 yıl sözleşme süresinin içerisinde kiracı tahliye edilememektedir.

Bildirim yolu ile fesih için 10 yıldan sonra her uzama yılbaşından 3 ay önce bildirim yapılması neticesinde, kiraya verenin arzusu ile kira sözleşmesi sona erdirilmektedir. Aksi halde süre bitimi sebebi ile kiracının tahliyesi istenemez.

Hayatın olağan akışı içerisinde kiraya verenin birtakım ihtiyaçları olabilmektedir. Bu durumlar TBK 350. madde ve devamı hükümleri doğrultusunda düzenlenmiştir. Bu hallerde kiraya veren kira dönemi ve fesih sürelerine uyarak tahliye davası açma hakkına sahiptir. Dava yolu ile sözleşmenin sona erdirilmesinin ardından kiracının tahliyesi istenebilmektedir.

Bunların haricinde bir kira yılı içerisinde kira borcunu 2 kez ödemeyen ve bunlar için 2 kez yazılı ihtarnameye rağmen ödemeyen kiracı aleyhine yetkili Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açılması sonucunda da tahliye sağlanmaktadır.

2-Tahliye Taahhütnamesi

Görüldüğü üzere TBK kapsamında kiracının tahliyesi istisnai haller dışında dar olarak sınırlandırılmıştır. Kiraya veren uzun sürecek davalar ve masraflar ile meşgul olacaktır. Bu nedenle kiraya verenler söz konusu yükümlülüklerden kurtulmak ve kanunu dolanmak amacı ile kiracılardan tahliye taahhütnamesi almaktadırlar.

Tahliye taahhütnamesi TBK 352. maddede gösterilen evraktır. Şartları, doktrinde ve yargı kararları ışığında oluşmuştur. Buna göre tahliye taahhütnamesi, kiracı tarafından belirli bir zamanda tahliye taahhüdünün verildiği evraktır.

Tahliye taahhütnamesi içeriğinde kiracının kiraya verene tahliye tarihinin, kira akdinin sona erdiğinin, taahhüdün hangi tarihte verildiğinin bildirildiği yazılı evraktır. Tahliye taahhütnamesinin geçerli olabilmesi için taahhüdün verildiği tarih kira sözleşmesinin tarihinden en az 1 ay sonra olmalıdır. Aksi halde Yargıtay kararları doğrultusunda tahliye taahhütnamesinin kira sözleşmesi imzalanması baskısı altında alındığı, iradenin sakatlandığı ve bu nedenle belgenin hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir.

Hukuka uygun oluşturulmuş bir tahliye taahhütnamesi ile ilamsız icra yolu işletilerek kiracının tahliyesi sağlanabilmektedir.

3-İcra İflas Kanunu

İcra İflas Kanunu 296. ve 297. maddelerde düzenlendiği üzere, kirasını ödemeyen kiracının ilamsız icra yolu ile tahliyesi istenmektedir. TBK hükümlerindeki düzenlemeden farklı olarak bu yöntemde dava açılması gerekli değildir. Kiracının tahliyesi icra takibi yolu ile mümkün kılınmıştır. Buna göre ilamsız icra takibinde 30 günlük süre içerisinde kira borcunun ödenmemesi halinde tahliye talebi de yapılır. Takip kesinleştikten ve 30 günlük süre bittikten sonra icra mahkemesinden tahliye talep edilebilecektir. Uygulamada TBK hükümlerine göre öncelikle kiracının tahliyesi icra takibi yolu ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Daha hızlı sonuçlanan bir yoldur.

Kiracının Tahliyesi Davası Nasıl Açılır?

Kiracının tahliyesi davasının konusunu esasen kira bedelinin ödenmemesi veya TBK 350, 351 ve 352. maddelerdeki sınırlı olarak sayılmış haller oluşturmaktadır. Buna göre ihtiyaç hallerinin veya kira bedelinin ödenmediğinin tespiti hususunda yetkili mahkeme kira sözleşmesine konu taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.

Kiraya verenin kendisinden doğan ihtiyaç sebepleri konulu, kiraya verilen taşınmazın yeniden inşası veya imarı konulu, yeni malikin ihtiyacı sebebi konulu tahliye davaları Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülecektir.

Tahliye taahhütnamesi ile sona eren bir kira ilişkisi için icra takibi başlatılabilir veya yetkili Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açılabilir.

Dava açılan hallerde mahkeme ilamı alındığı takdirde artık ilamlı icra takibi yapılacak ve tahliye icra müdürlüğünce gerçekleştirilecektir.

Kira borcunun ödenmemesi halleri esasen hem icra takibi hem de dava yolu ile tahliyenin konusunu oluşturmaktadır. Kiraya verenin seçimlik hakkı mevcuttur. Durumun gereklerine göre her iki yöntem de kullanışlıdır, buna göre:

TBK ve İİK hükümleri uyarınca kira borcunun yerine getirilmemesinin şartları arasında nüans vardır. TBK hükümleri uyarınca bir kira yılı içerisinde iki kez kira ödenmemesi ve neticesinde 2 kez haklı ihtar çekilmesi, tahliye davası açmak için şarttır.

İİK hükümleri uyarınca bir kez dahi kira bedeli ödenmez ise tahliye talepli ilamsız icra yoluna başvurulabilir fakat bu yolda dava açmak için 30 gün içerisinde geniş anlamda kira borcunun ödenmemesi gerekmektedir. Ödenir ise İcra Mahkemesi nezdinde tahliye davası açılamayacaktır.

Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açmak için ise süresi içinde 2 kez kira borcunun ödenmemesi ve bunlara bağlı haklı ihtar çekilmesi gerekmektedir. İhtarlardan sonra kira borcunun ödenmesi sonucu değiştirmemektedir. Kiracının temerrüde düşürülmesi yeterlidir. Kiracının tahliyesi davası için her iki yola da başvurulması mümkündür.

Kiracının Tahliyesi İcra Takibi Nasıl Açılır?

Kiracının tahliyesi icra takibi yolu ile ilamsız ve ilamlı icra takibi şeklinde gerçekleştirilebilmektedir. Kira ilişkisinin mahkeme kararı ile sona erdirildiği hallerde ilamlı, kira borcu ödenmemesi sebebi ile veya tahliye taahhüdünün işletilmesi istenen yollarda ilamsız icra yoluna başvurulmaktadır. İlamsız icralarda tahliye taahhüdüne itiraz edilmesi halinde itirazın kaldırılması veya genel mahkemelerde tahliye davası açılması gerekmektedir. Kira borcunun ödenmemesi ve kesinleşmesi hallerinde de icra mahkemesinden tahliye talep edilmelidir.

Karar kesinleştikten ve icra dairesi tebligatları yaptıktan sonra tahliye için bir süre verilmesi şart değildir. Buna göre icra müdürlüğünce zorla tahliye yapılacaktır.

Kiracı Evden Nasıl Çıkarılır?

Kiracı evden nasıl çıkarılır makalemizde kiracı tahliye nedenlerinin hepsine açıklayıcı bir biçimde teker teker değindik. Zamanı olmayanlar için kiracıyı çıkarma yollarını özet olarak başlarda da belirtiyoruz. Ancak tabii ki prosedür ve mühim detaylar içermesi sebebi ile kesinlikle makalenin tamamının okunmasını öneriyoruz. Aşağıda bahsettiğimiz kiracıyı çıkarma hallerini genel hatlarıyla özetleyecek olursak bu sebepler şöyle olacaktır;

  • Kiralanan taşınmazda minimum 1+10 senedir ikamet eden kiracıya karşı tahliye davası açılabilir.
  • Kiralayan ferdin ve bakmakla mükellef olduğu yakınlarının gereksinimleri sebebiyle taşınmazın tahliyesi davası açılabilir.
  • Kiralanan taşınmazda yapılacak tadilat sebebiyle tahliye olası olabilir.
  • Kiracıdan alınacak ve kiralayana tahliye hakkı veren bir taahhütname aracılığı ile tahliye yapılabilir.
  • Kiracı kirayı ödenmezse aynı kira yılı içinde iki haklı uyarı ihtar gönderilerek kiracının çıkarılması mümkündür.
  • Kiracı kirayı ödemezse tahliye talepli icra takibi ile kiracıya zaman tanınır ve zaman sonucunda ödenmemesi halinde icra hukuk mahkemesinde daha kısa devam eden bir tahliye davası açılabilir.
  • Kiracının ya da eşinin yakınlarda başka bir evinin olması ve kiraya verenin bu durumu sonradan öğrenmesi halinde yine tahliye davası açılabilir.
  • Kira ilişkisinin devamını çekilmez kılan mühim hallerin varlığı durumunda ise yine kiracının çıkarılması davası açılabilir.
  • Kiracı şayet itinalı (özenli) davranma yükümlülüğüne aykırı davranıyorsa yine tahliye mümkündür.
  • İflas eden kiracının verilen zaman içinde garanti göstermemesi halinde kiracıyı çıkarma mümkündür.

Kiracı Tahliyesi Nedir?

Kiracı evden nasıl çıkarılır sorusunun cevabını kiracı tahliyesi başlığı altında incelemek yerinde olacaktır. Kiralanan taşınmazdaki kiracının kanuni bir gerekçeye dayanarak taşınmazdan çıkarılmasına kiracı tahliyesi denir. Kiracıyı çıkarma muhtelif yollarla sağlanabilir. Tahliye taahhütnamesi, kiracı tahliyesi davası, tahliye talepli icra takip yolu vs. gibi muhtelif yollar mevcuttur. Kiracı evden nasıl çıkarılır sorusuna yanıt arayanlar için hazırladığımız bu makale tüm sorularınızı cevaplayacaktır. Kiracı tahliyesi, tek bir usule ve tek bir nedene bağlı olarak meydana getirilen bir muamele değildir. Somut olayın değerlendirilerek en baştan ihtimalli biçimde hukuki yol çizilmelidir. Bu nedenle kiracı tahliyesi ile alakalı mevzularda ilkin avukata sormak önemlidir.

Kiracı evden nasıl çıkarılır diye soranlar; kiracıyı çıkarmanın en basit yolu diye bir şey maalesef ki yoktur. Normal şartlarda bir kiracı tahliyesi yöntemi bir vaka için en uygunu iken başka bir vaka için hak yitirilmesine yol açabilir. Kiracıyı çıkarmanın en basit yolu tespiti için ilk önce kiracının ne kadar süredir orada kaldığı, ödemelerini ne düzende yapmış olduğu ya da yapmadığı, kiraya verenin gereksinimleri, piyasa genel durumu vs. onlarca faktör değerlendirilerek kanunda kiracıyı çıkarma yolları olarak belirtilen hallerden en uygunu tespit edilmelidir. Yani somut vakaya nazaran değerlendirme yapılmalı ve bu muhakkak avukat yardımı alınarak yapılmalıdır. Aksi şekilde şahıs haklı iken haksız konuma düşerek zararını daha da dönülmez noktalara getirebilir.

Kiracı Tahliyesi Sebepleri

Öncelikle belirtmek icap eder ki kira sözleşmesi muayyen bir müddet için bile yapılmış olsa, bu sürenin bitmesi, kiracı tahliyesi için ehil bir sebep değildir. Yani kiracının bu süre sonunda kiralamış olduğu taşınmazdan kendi iradesi ile çıkmadığı sürece kira sözleşmesi yine eski şartlara sahip olarak uzatılmış olur. Bu nedenle kiraya verenin kiracıyı çıkarabilmesi için muayyen şartların oluşması icap eder. Kiracı evden nasıl çıkarılır makalemize bu sebepler ile devam edeceğiz.

  • On Yıllık Kiracı Tahliyesi

Kira sözleşmesinin belirsiz süreli olması, bunun sınırsızca kullanılması, ferdin iyelik hakkını engelleyecektir. Bu nedenle kanun kiracının süresinin dolduğu vakit çıkarılabilmesi imkanını 10 senelik şarta bağlamıştır. Kiracı toplamda 10 kez sözleşmeyi uzatmışsa kısaca ilk yıldan sonrasında 10 sene daha (kısaca 11 sene) oturmuşsa bu süreyi takip eden her yeni kira yılından 3 ay öncesinde kiracıya bildirimde bulunarak kiracısının evi ya da işyerini tahliye etmesini isteyebilir.

  • Kiracı Tahliye Davası

Kira sözleşmesinin bildirim kanalıyla sona eremeyip sadece mahkeme sonucu ile sona erdirilebileceği birtakım haller vardır. Bu hallerde kiracı tahliye davası açmak gerekecektir. Sulh hukuk mahkemelerinde bu davanın görülmesi mümkündür.

  • İhtiyaç Nedeniyle Kiracı Tahliyesi

Kiracı tahliye davası açılabilecek ilk hallerden birisi budur. Kiraya veren ferdin; kendine, eşine, üstsoyuna ya da altsoyuna ya da kanuni olarak bakmakla mükellef olduğu kişilere mesken sağlama ihtiyacı hasıl olursa kiracı tahliye davası açılarak kiracının tahliyesi sağlanabilir.

  • Tadilat Nedeniyle Kiracı Tahliyesi

Eğer kiralanan taşınmazın iç yapısına ilişkin bir inşa gerekiyorsa ya da esaslı bir biçimde onarılması, genişletilmesi, değiştirilmesi vs. gerekiyorsa yine kiracıyı çıkarma için dava açılabilir. Esaslı olmadığı sürece her istenildiği vakit gereksinim ya da tadilat gerekçeleri öne sürülerek kiracı çıkarılamaz. Kira sözleşmesinde öngörülen ya da o bölgede tane haline gelmiş kira sözleşmesi fesih dönemlerinden başlayarak 1 aylık zaman arasında davanın açılması gerekiyor.

  • Tahliye Taahhütnamesine Dayanarak Tahliye

Tahliye taahhütnamesi, kiracıdan alınan tek taraflı bir beyandır. Kiracı muayyen bir müddet sonra taşınmazı tahliye edeceğini bu biçimde beyan eder. Ancak tahliye taahhütnamesinin geçerli olabilmesi için mühim şartlar vardır. Örneğin tahliye taahhütnamesi kiracıdan kira sözleşmesi yapılırken beraber alınmışsa bu geçersiz olur. Zira bu hallerde kiracının zorlanmış ve baskı altında tahliye taahhütnamesi vermiş olduğu varsayılır.

  • Kiranın Ödenmemesi Halinde İki Haklı İhtarla Tahliye

Kiracının kira bedelini ödememesinden dolayı tahliyesi mümkündür. Buna nazaran aynı kira yılı içinde iki kez kira bedelini ödemediği için yazılı olarak ihtarname gönderilen kiracıyı çıkarmak tahliye davası kanalıyla mümkündür. Burada ihtarnamelerin yazılı olarak gönderilmesi gereklidir. İki haklı uyarı gönderildikten sonrasında o kira yılının bitiminden itibaren 1 aylık zaman içinde kiracıyı çıkarma davası kısaca kiracı tahliye davası açılmalıdır.

  • Temerrüt Halinde Kiracı Tahliyesi (Tahliye Talepli İcra Takibi)

Kiracı evden nasıl çıkarılır sorusuna yanıt aradığımız makalemizde bir sebep olarak da temerrüt hali ele alınmıştır. Kiracı şayet bir kira bedelini ödememişse ya da bu kira bedeli olmak zorunda değil yan giderler (mesela ödenti bedeli) ödenmemişse kiracıya minimum 30 günlük zaman verilerek uyarı ihtar çekilir. Bu ihtarda şayet 30 günlük zaman içinde bedeli ödemezse sözleşmeyi feshedeceği yazılı olur. Bu durumda şayet tanınan zaman içinde karşılık ödenmezse sözleşmeyi feshederek kiracıyı çıkarmak olası hale gelir.

  • Önemli Sebepler Halinde Kiracı Tahliyesi

Eğer kiracı ile kiralayan içinde sözleşmenin devamını çekilmez kılan mühim sebepler ortaya çıkmışsa bu durumda her iki taraf da yasal fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi sona erdirebilir. Burada akla gelebilecek her türlü olağanüstü nitelikteki hal sayılabilir. Bu bakımdan kiracı evden nasıl çıkarılır sorusunun cevabı önemli sebeplerin varlığı da denebilir.

  • Özen Yükümlülüğüne Aykırılık Halinde Kiracı Tahliyesi

Kiracının kiralanan taşınmazı özenle kullanmak, komşuluk hukukuna uygun olarak hareket etmek ve taşınmaza olağan kullanım haricinde zarar vermemek ve benzeri biçimde borçları vardır. Eğer bu itina yükümlülüğüne uygun olarak davranmazsa kiracıya yine bir uyarı ile 30 günlük zaman tanınabilir.

  • İflas Eden Kiracının Tahliyesi

Kira sözleşmesi sürerken kiracı batkı ederse kiraya veren hemen hemen muaccel olmamış kısaca ileriki kira bedelleri için garanti verilmesini isteyebilir. İpotek ya da banka teminat mektubu gibi şeylerle kiracının garanti göstermesi istenebilir. Bu biçimde kiracı tarafınca garanti verilmezse kontrat hiçbir şekilde beklemeden doğrudan olarak feshedilebilir.

Kiracıyı Evden Çıkarmak

Esasen kiracı evden nasıl çıkarılır konusu işyerinden çıkarmaya nazaran daha yaygın olsa da sebepleri ve sürecin işleyişi bakımından kiracıyı işyerinden çıkarmaktan fazlaca bir farkı yoktur. Zira kanunda mevzuya ilişik belirlenen kurallar hem kiracıyı evden çıkarmak bununla beraber kiracıyı işyerinden çıkarmak için ortak düzenlenmiştir. Uygulanan hükümler ortak olsa da kiracıyı evden çıkarmak için uygulanan süreç niteliği gereği değişik sonuçlar doğurur. İşin içerisine komşuluk hukuku, ödenti, apartman genel kurallarına müsait davranma, mernis adresi vs. benzer biçimde yan meseleler de işin içerisine girer. Kısacası kiracı evden nasıl çıkarılır sorusunun cevabı nispeten kiracıyı işyerinden çıkarmaktan daha az kompleks bir süreç olduğu olacaktır.

Kira Tespit Davası

Kira ilişkisi içerisinde kiraya veren ve kiracı arasında belli uyuşmazlıklar çıkabilir. Bu uyuşmazlıklar genellikle tahliye davası, kira tespit davası gibi davalarla çözüme kavuşur. Genellikle taraflar arasında yaşanan uyuşmazlıkların başında kira sözleşmesinin yenilenmesi döneminde mevcut kira bedeline yapılacak olan zamdır.

Hukuk sistemi kişilerin hak ve menfaatlerini korumayı gözetir ve güçlü ile güçsüz arasında bir denge ortaya çıkarır. Her ülkenin ekonomik koşulları içerisinde enflasyon meydana gelebilir bu enflasyona bağlı olarak kiraya vereni mağdur etmemek adına her yıl için belli bir kira artış oranı ortaya çıkar. Ancak kira bedeline artış yapılırken kiracının ekonomik menfaatlerinin de gözetilmesi gerekir. İşte bu sebeple her yıl ve her ay için kira artış oranları ÜFE-TÜFE’ye göre belirlenir. Kiraya veren açıklanan oranlar üzerinde bir kira artış bedeli hukuken talep edemez.

Kira bedelinin artışı konusunda kiraya veren ve kiracı arasında bir uyuşmazlık yaşandığında bu durumda açılan davaya kira tespit davası denir.

Kira ilişkisi ve bu ilişkiden doğan uyuşmazlıklar Türk Borçlar Kanunu’nda özel ve detaylı olarak belirlenmiştir. Kira ilişkisi içerisinde yaşanan uyuşmazlıklar görevli ve yetkili mahkemeler tarafından ilgili kanun hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulur. Aynı şekilde kira tespit davasına ilişkin uygulanacak hükümler de Türk Borçlar Kanunu içerisinde yer almaktadır. Türk Borçlar Kanunu kira ilişkisi içerisinde hem kiracının hak ve borçlarını hem de kiraya verenin hak ve borçlarını düzenleme altına almıştır. Hukuk sistemi güçsüz olan tarafı koruma eğilimindedir ancak bu taraflar arasında herhangi bir menfaat dengesizliğini yaratmamaktadır. Kira ilişkisi kapsamında kanun içerisinde kiraya verenin belli hakları da koruma altına alınmıştır.

Kira Tespit Davası

Kira tespit davası Türk Borçlar Kanunu kira bedeli başlığı altındaki madde 343 ve devamında anlatılmıştır. Bu davanın açılmasındaki amaç kiraya verilen taşınmazın o günkü ekonomik koşullarda kiraya verilmesi gereken bedelin objektif ve iyi niyete göre belirlenmesidir. Kira bedelinin tespiti için açılan bu dava yalnızca konut ve çatılı iş yerleri için açılabilir.

Kira tespit davası teknik düzenlemeleri olan ayrıntılı ve teferruatlı bir davadır. Mutlaka uzman bir avukattan hukuki destek almak gereklidir. Kira tespit davasında belirlenecek olan kira bedeli o zamanın ekonomik şartlarına göre ve açıklanan verilere göre belirlenebilir.

Kanunen kiraya veren açıklanan oranların üzerinde bir kira artışı talep ederek kiracıyı ekonomik güçlüğe sokamaz. Kira tespit davaları için kanunun görevli kıldığı mahkeme sulh hukuk mahkemeleridir. Bu göreve ilişkin kural kamu düzeninden olup farklı bir mahkemede dava görülemez. Yetkili mahkeme ise kiraya verilen taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemeleridir. Taşınmazlar hakkında uygulanan bu yetki kuralı kesin olup aksine bir sözleşme yapılamaz.

Kira tespit davası açılırken ödenecek olan harç bir aylık kira bedeli üzerinden hesaplanır. Bu davayı kira ilişkisinin her iki tarafı da yani kiraya veren de kiracı da açabilir. Ancak uygulamada genel olarak kiraya verenler tarafından açıldığı görülür. Kiracı tarafından kira tespit davası açılmasının herhangi bir hukuki engeli yoktur.

Kira tespit davaları genellikle 1 yıl içinde sonuçlanırlar. Ancak bu zamanlama davanın görüldüğü mahkemenin iş yükü yoğunluğuna bağlı olarak değişebilir. Öngörülenden daha önce veya sonra da sonuçlanabilir. Kira tespit davası keşif ve bilirkişi raporları gerektiren teknik davalardır. Bu sebeple ivedilikle sonuçlanması hayatın olağan akışına göre beklenmez.

Kira Tespit Davası 5 Yıl

Kira tespit davasında kurulan kira ilişkisinin süresi önemlidir. Şöyle ki bu davada uygulanan 5 yıl kuralı vardır. Bir kira ilişkisinin 5 yıldan fazla veya az sürmüş olması davanın sonucunda tespit edilecek bedelde değişiklik gündeme getirebilir. [1]

Bu dava 5 yıldan daha az sürmüş bir kira ilişkisinde kira bedelinin tespit edilmesi amacıyla açıldıysa sulh hukuk mahkemesi hâkimi o zamanda belirlenmiş TÜFE oranından bedeli tespit edecektir. TÜFE oranı kira bedelinde yapılacak en yüksek artışı belirler. Taraflar aralarında anlaşabilirse daha altında da kira bedelini belirleyebilirler. Ancak bu konuda bir uzlaşma sağlayamamaları durumunda genellikle bu dava açılır.

Kira tespit davası 5 yıldan daha uzun sürmüş bir kira ilişkisinde kira bedelinin tespit edilmesi amacıyla açıldıysa sulh hukuk hâkimi TÜFE oranı ile bağlı değildir. Hâkim bu durumda TÜFE oranının üzerinde de bir kira artışına hükmedebilir. Hâkim gerekli görürse bilirkişiden rapor isteyebilir. Bilirkişi inceleme yaparken pek çok durumu göz önünde bulundurarak bir rapor hazırlar.

Kira Tespit Davası Şartları

Kira tespit davasının açılması için kanunun öngördüğü belli şartlar vardır. Bu şartlar; geçerli bir kira sözleşmesinin olması, davacının bu davayı açmasında hukuki bir yararının bulunması ve kiraya verenin yeni kira dönemi başlamadan en az 30 gün önce kira bedelinin arttırılacağını kiracıya yazılı olarak bildirmelidir. Kira sözleşmesinde ek madde olarak kira bedelinin her yıl belirlenecek kira artış oranına göre artacağı yazıyorsa ayrıca yazılı bir ihtara gerek olmaz. Ancak böyle bir hüküm yoksa ve yazılı bir ihtarda çekilmemişse ve yeni kira döneminden en az 30 gün önce kira tespit davası da açılmamış ise önceki kira bedeli yeni dönem için de geçerli olacaktır.

Kira tespit davasının açılmasına hukuki yararı bulanacak kişiler kiracı, kiraya veren, malik gibi kişilerdir. Bu davayı açmakla ilgili hukuki bir yararı bulunan kişi kimse davayı açabilir. Kanunda buna ilişkin herhangi bir sınırlama ve engel bulunmamaktadır. Ancak hukuki yararı bulunmayan kişiler bu davayı açamazlar. Açsalar dahi hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle dava usulden reddedilir.

Kira Tespit Davası Açma Süresi

Kira tespit davasının açılabilmesi için kanunda öngörülmüş herhangi bir süre yoktur. Kira ilişkisi devam ettiği müddetçe bu dava her zaman açılabilir. Ancak yeni kira döneminden 30 gün önce açılıp açılmaması davada verilecek kararda etki doğurur. Eğer yeni kira dönemi başlamadan en geç 30 gün içinde açılırsa verilecek hüküm yeni kira döneminde uygulanır. Ancak süreye uyulmadan bu süre geçtikten sonra dava açılırsa verilen karar gelecek kira dönemi için etki doğurur.

Kira tespit davasını kanunen sözleşmenin her iki tarafı da kira ilişkisi devam ettiği süre zarfında açabilir. Kiracı, kiraya verenin kira bedelini kanuna aykırı şekilde fahiş bir oranda arttırdığını ve kendisinin ekonomik sıkıntıya düştüğünü iddia ederek bu davayı her zaman açabilir. Ayrıca kira tespit davası açabilecek diğer kişiler de taşınmazın maliki veya varsa paydaşlarıdır. Buradan anlaşılmaktadır ki kira ilişkisinde kiraya veren ve taşınmazın maliki farklı kişiler olabilir. Her birisi hukuki bir yararı bulunduğu gerekçesiyle kira tespit davası açmaya kanunen yetkilidir.

Kira tespit davası açmaya yetkili kişiler bu davayı kendileri takip ederek yürütebilirler. Ancak herhangi bir hak veya menfaat kaybı yaşamamak adına konuda uzmanlaşmış bir avukattan yardım alabilirler.

[1] Yargıtay 6.Hukuk Dairesi 2014/4347 E. 2014/8817 K. Kararında 5 yıl boyunca devam eden ve 5 yıldan sonra tekrar uzatılmak istenen kira ilişkisi için 5 yılın üzerinde olan kira ilişkisinde emsallerine göre karar verilebileceğini hüküm altına almıştır.

Kira Sözleşmesi Feshi

Kira sözleşmesinin tarafları kira ilişkisinde fesih nedenlerinin oluşması halinde kira sözleşmesinin feshi yoluna gidebilirler.

Kira Sözleşmesi Nedir?

Türk Borçlar Kanunu uyarınca kiraya verenin kiralananı belirli bir kira bedeli karşılığında kiracıya kira süresi boyunca kullandırma ve yararlandırma amacıyla bıraktığı sözleşmelere kira sözleşmeleri denir.

Türk Borçlar Kanunu madde 300 uyarınca kira sözleşmeleri belirli veya belirsiz bir süre için akdedilebilecektir. Kararlaştırılan belirli sürenin bitimiyle birlikte kira sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş olacaktır. Kiraya veren işbu sözleşme süresi bitmiş olmasına rağmen kiracıya herhangi bir bildirimde bulunmamışsa belirli süreli kira sözleşmesi bu tarihten itibaren belirsiz süreli kira sözleşmesine dönüşecektir.

Kira Sözleşmesinin Unsurları

Kira sözleşmesinin unsurları kiralanan şey, kiralananın kullanımı amacıyla devri, kiralanan için ödenecek bedel ve tarafların bu hususlarda anlaşmaya varmış olmasıdır.

Kira sözleşmesinin konusunu bir mal veya hak oluşturabilir. Bunun yanısıra konut ve çatılı işyerleri de Türk Borçlar Kanunu’nda bu kıstas içerisinde yer almıştır.

Kiralanan şey belli bir kullanım amacını gerçekleştirmesi için kiracıya bir bedel karşılığında belirli bir süreyle devredilmektedir. Burada artık kullanılacak şeyi elinde bulundurduğu için kiracı kiralananın yeni zilyedi haline gelecektir.

Kiraya veren ve kiracının yukarıda sayılan unsurlar hakkında mutabakata varmasıyla kira sözleşmesi kurulmuş sayılacaktır.

Kiraya Veren ve Kiracının Borçları

Kiraya verenin işbu kira sözleşmesi ilişkisi için birtakım yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüklerin en başında kiralayanın; kiralanan şeyin kararlaştırılmış tarihte, amacına yönelik kullanımına elverişli bir şekilde teslim etmesi gelir. Ayrıca sözleşme süresi içerisinde yine kullanıma elverişli bir biçimde bulundurmakla yükümlü olmaya devam edecektir. Bu durum konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinde kiracı aleyhine olacak şekilde düzenlenemeyecektir.

Kiraya veren, kiralanana ilişkin vergi ve benzeri yükümlülüklere ve yan giderlere de kendisi katlanacaktır. (Zorunlu deprem sigortası, motorlu taşıtlar vergisi, demirbaş eşyaların tamiri (kombi) gibi hususlar örnek verilebilir.)) Kiracı taşınmaz kirası söz konusuysa buna ilişkin olarak akdedilmiş olan kira sözleşmesini kiracılık haklarına dayanarak tapu siciline şerh ettirebilecektir.

Türk Borçlar Kanunu madde 312 uyarınca kiracının temel yükümlülüklerinden biri de kira bedelini ödemektedir. İfa zamanı, sözleşmede farklı bir kararlaştırma veya yerel adet olmadıkça her ayın sonu olacaktır. Kiraya veren ve kiracı sözleşme metninde bunun aksini kararlaştırabilme yetkisini haizdir. İfa zamanı hükümleri emredici nitelikte değildir. Kiracı kiralanan şeyi kullanmasa dahi elinde bulundurduğu sürece kira bedelini ödemekle yükümlü olacaktır. Ancak kiracıya kira bedeli ve ödemesi gereken diğer giderler dışında başkaca bir meblağı ödeme yükümlülüğü getirilemeyecektir. Kira bedelinin zamanında ödenmemesiyle ilgili cezai şartın muaccel olacağıyla ilgili anlaşmalar da geçersiz sayılacaktır.

Türk Borçlar Kanunu madde 342 uyarınca konut ve çatılı işyerlerinde kiracıdan istenecek güvence bedeli (depozito) üç aylık kira bedelini aşamayacaktır.

Kiracı yukarıda sayılmış temel yükümlülüğün yanısıra sözleşmede belirlenmiş kurallara uygun olarak kiralanan şeyi özenle kullanmalı, bir taşınmaz kiralanmışsa taşınmazda oturan diğer kişilere ve komşulara gereken saygıyı göstermelidir. Bu özenle kullanım borcuna ek olarak taşınmazın olağan kullanımı için temizlik ve bakım giderlerini de üstlenecektir. (Aksi sözleşmeyle kayıt altına alınmadıkça ısıtma, aydınlatma ve su kullanımı gibi kullanım giderlerine de kiracı katlanacaktır.)

Kira ilişkisinin hangi sebeple sona erdiğine bakılmaksızın kiracı kiralananı teslim aldığı anki haliyle geri vermekle yükümlüdür. Kullanım sebebiyle oluşmuş doğal eskimeler ve bozulmalardan kiracının bir sorumluluğu olmayacaktır. (Örn. Konutun kiralanmasında kullanıma bağlı olarak mutfak dolaplarının vidalarının gevşemesi.) Kiraya veren, kiracının sözleşmeye aykırı olarak kullanmasından dolayı doğacak zararları ödemesinden başkaca bir tazminat kalemini kira sözleşmesine ekleyemeyecektir.

Kira Sözleşmesinin Feshi

Kira sözleşmesinin feshi kanunda da belirtilmiş olan birtakım sebeplere dayanmaktadır. Bu sebepler aşağıda sırasıyla belirtilmiştir:

Olağan Fesih:

  • Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflar daha uzun bir fesih süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırmamışsa, yasal fesih dönemlerine ve feshin bildirimi için sürelere uyarak kira sözleşmesini feshedebilecektir. Bu dönem ve sürelere uyulmazsa fesih bildirimi bir dahaki fesih döneminden itibaren geçerli olacaktır. Taşınır ve taşınmaz yapı kiralarında aksine bir hüküm veya yerel adet hali yoksa altı aylık kira döneminin sonu için üç aylık kira sözleşmesinin feshi süresine uyularak sözleşme feshedilebilecektir. On yılı geçmiş konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinde yukarıda açıklanan biçimde genel hükümlere uygun olarak kira sözleşmesi kiracı veya kiraya veren tarafından yazılı bir bildirimle feshedilebilecektir.
  • Taşınır kiralarında kira sözleşmesi üç gün önceden yapılacak fesih bildirimiyle taraflarca her zaman feshedilebilecektir. Mesleki faaliyet gereği verilen ve kiracının özel amaçla kullandığı malın kiracısı üç aylık kira dönemi sonu için en az bir ay önceden fesih bildirimi, yaparak kira sözleşmesini sona erdirebilecektir.
  • Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli kira sözleşmesi süresinin bitiminden on beş gün önce yazılı bildirimde bulunursa sözleşme feshedilecektir. Bu bildirim yapılmıyorsa kira sözleşmesi bir yıl daha uzatılmış sayılacaktır. Kiraya veren burada sözleşmenin süresinin bittiğini belirterek kira sözleşmesini feshedemeyecektir. On yıl uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitmesinden en az üç ay önce fesih bildiriminde bulunarak herhangi bir sebep göstermeksizin kira sözleşmesini feshedebilecektir.

Olağanüstü Fesih:

  • Taraflar için kira ilişkisi artık çekilmez bir hale gelmişse, bu sözleşme ilişkisinin bitimine neden olan sebeplerle birlikte yasal fesih bildirim süresine uyularak sözleşme her an feshedilebilir.
  • Kiracının iflas etmesi halinde muaccel olacak kira bedelleri için güvence isteyen kiraya verene kiracı tarafından güvence verilmezse kiraya verenin bildirim süresine uyulmaksızın derhal fesih hakkı saklı olacaktır.
  • Kiracı ölmüşse mirasçılar yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için kira sözleşmesini feshedebilirler.
  • Türk Borçlar Kanunu madde 315 uyarınca kiracı, kiraya veren kiralanan şeyi teslim ettikten sonra ödenme zamanı gelmiş kira bedelini ve diğer giderleri zamanında ödemezse kiracı temerrüde düşecektir. Kiraya veren kiracıya ifada bulunması için yazılı bir süre vererek kira sözleşmesini feshedeceğini bildirebilir. Bu süre en az on gündür. Konut ve çatılı işyeri kiralarında süre en az otuz gün olacaktır. Yazılı bildirimin kiracıya yapılmasını izleyen günden itibaren süre işlemeye başlayacaktır.
  • Türk Borçlar Kanunu madde 316 uyarınca özenle kullanım ve aynı taşınmaz içerisinde yaşanan komşulara saygı gösterme borcu ihlal edildiğinde kiraya veren yine en az otuz gün süre vererek taşınmaz ile ilgili aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Bu aykırılığın giderilmemesi halinde kira sözleşmesini feshedeceğine ilişkin yazılı bir ihtarda bulunabilir. Diğer kira ilişkilerinde otuz güne benzer bir süre verilmeksizin kira sözleşmesi derhal feshedilebilecektir. Kiracı kiralanan konut veya işyerine kasten ağır bir biçimde zarar veriyorsa ve verilen sürenin yararsız olacağı durumun genelinden anlaşılıyorsa veya kiracının davranışı kiraya veren, aynı taşınmazda oturan diğer kişiler ve komşular için artık çekilmez bir boyuta gelmişse kiraya veren derhal fesih hakkını kullanarak kira sözleşmesini feshedebilecektir.

Konut veya Çatılı İşyerlerinde Dava Yoluyla Kullanılması:

  • Kiralananın kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üst soyu ve kanunen bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri olarak kullanması zorunluysa; kiralananın yeniden inşası veya imarı için esaslı bir biçimde onarılması, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekliyse ve bu işler sırasında kiralanan kullanılması mümkün değilse belirli süreli sözleşmeler için belirlenen sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmeler için genel hükümlere uygun bir biçimde fesih dönemi ve fesih bildirimi sürelerine uyularak belirlenecek tarihten itibaren başlayarak bir ay içerisinde dava açılarak sözleşme ilişkisi sona erdirilebilecektir.
  • Kiralananı sonradan edinmiş malikin; kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri olarak kullanması zorunluysa malik edinme tarihinden itibaren bir ay içinde yazılı bir bildirim yaparak, kira ilişkisini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilecektir. Sona erdirme hakkı yeni malik tarafından kira sözleşmesinin süresinin bitiminden itibaren başlayarak bir ay içinde açılacak dava ile de kullanılabilir.
  • Kiracı kiralananı yazılı olarak belirlenmiş boşaltma tarihinde boşaltmamışsa, kiraya veren boşaltma tarihinden itibaren bir ay içerisinde icra dairelerine başvurabilecek veya dava açabilecektir.
  • Kiracı bir yıllık kira sözleşmesinde aynı yıl içinde, bir yıl veya daha uzun süreli kira sözleşmelerinde bir kira yılı içinde veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödememiş ve kendisine iki kere haklı ihtarda bulunulmuşsa kiraya veren ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden itibaren bir ay içerisinde, dava açarak kira ilişkisini sona erdirebilecektir.

Yukarıda konu ile ilgili olarak kira sözleşmesinin feshi konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Kira sözleşmesinin kurulması, ifası ve feshi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

KATALOG SUÇLAR NELERDİR?

Katalog suçlar, işlenmesi halinde kişilere çeşitli koruma tedbirlerinin uygulanabildiği ve kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olan suç tiplerine verilen genel isimdir. Katalog suç nedir sorusunun cevabının ardından katalog suçlarının kanundaki yerinden bahsetmek gerekmektedir. Katalog suçlar 9105 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer almaktadır. Katalog suçlar özellikle tutuklama sebepleri açısından büyük önem arz etmektedir.

Katalog Suç Nedir?

Katalog suç nedir sorusunun cevabı her ne kadar yukarıda verilmiş olsa da bu suçların özelliklerini detaylandırmak yerinde olacaktır. CMK m.100/3’te yer alan katalog suçlar kendiliğinden tutuklama nedeninin varlığına haiz olacak niteliktedir. Buna göre, sınırlı sayıda belirtilen katalog suçlar arasından birini işleyen sanık veya şüpheli bakımından tutuklama nedenleri var kabul edilmektedir. CMK m. 100/3’te yer alan katalog suçlar tutuklama sıralamasını;

  1. 9.2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
  • Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
  • Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
  • (Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
  • İşkence (madde94, 95)
  • Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
  • Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
  • (Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
  • Suç işleme kamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
  • Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
  • Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314,315),
  1. 7.1953tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
  2. 6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
  3. 7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
  4. 7.1983tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74’üncü maddelerinde tanımlanan suçlar
  5. 8.1956tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
  6. (Ek: 27/3/2015-6638/14md.) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
  7. (Ek:27/3/2015-6638/14 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar şeklinde belirtmek mümkündür.

Katalog Suçlar Tutuklama Meselesi

Tutuklama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya haiz bir yaptırım olduğundan bu konu ile ilgili kararı verecek hakimin bir takım sorumlulukları bulunmaktadır. Katalog suçlar tutuklama gibi oldukça ciddi bir koruma tedbirine sebebiyet verebildiğinden bu suçların işlevi büyüktür. Normal şartlarda hakimin tutuklama emrini verebilmesi için bazı şartların varlığı gerekmektedir. Tutuklama kararını veren hakimin bahsedeceğimiz tutuklama nedenlerinin varlığını kararının gerekçesinde belirtmesi gerekmektedir. Bu nedenler olmadığı halde verilen tutuklama kararları haksız nitelikte olmaktadır. Buna göre;

  • Şüpheli veya sanık hakkında somut bir kaçma tehlikesinin bulunması
  • Şüpheli veya sanık bakımından delilleri karartma tehlikesinin varlığı tutuklama kararının belli ölçülerde verilmesini haklı kılan şartlar arasında yer almaktadır.

Katalog suçlar tutuklama meselesi de işte bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Katalog suçlar kategorisinde bir suç işleyen kişi hakkında tutuklama kararı verecek kişinin tutuklamaya ilişkin herhangi bir gerekçe göstermesine gerek bulunmaz. Katalog suçlar tutuklama nedenlerini direkt olarak oluşturduğundan tutuklama nedenleri var kabul edilerek karar verilebilmektedir.

Katalog Suçlar Niteliğinde Bir Suç İşleyen Kişinin Tutukluluğu Kesin midir?

Katalog suçlar tutuklama karinesi oluştursa da bu durum şüpheli veya sanığın kesin olarak tutuklanacağı anlamına gelmemektedir. Katalog suçlar dışındaki suçlarda hakimin tutuklama nedeninin varlığını ispatı gerekirken, katalog suçlar bakımından tutuklama nedeninin yokluğunu ispat yükümlülüğü sanık veya şüphelinin sorumluluğundadır. Katalog suçlar kategorisinde bir suç işleyen kişinin tutuklama nedenlerinin var olmadığını kanıtlaması üzerine tutuklanmaması mümkün olabilmektedir. Kişinin tutuklama nedenlerinin var olmadığını ceza hukuku sistematiği gereğince ispat etmesi, yani kaçma veya delil karartma tehlikesinin bulunmadığını somut delillerle kanıtlaması halinde tutuklanmama ihtimali söz konusu olabilmektedir.

Katalog Suçlar Tutuklama Konusunda Yapılan Değişiklikler

CMK madde 100 tutuklama nedenleri başlığı altında değinilen katalog suçlar 4. Yargı Paketi Değişikliği ile birtakım revizelere uğramıştır. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakacak nitelikte olan tutuklama, Türk hukukundaki en ağır koruma tedbiri olması sebebiyle sıkı kurallara tabi olmaktadır. Keyfi ve suistimale müsait herhangi bir karar verilmemesi adına da katalog suçlar vb. şartlar getirilmiş ve tutuklama durumu bazı şartlara bağlanmıştır.

  1. Yargı Paketi Değişikliği ile birlikte CMK madde 100 tutuklama nedenleri konusu daha sıkı şartlara bağlanmıştır. Buna göre CMK m. 100/3’te yer alan tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin yeterli görüldüğü hüküm değiştirilerek CMK madde 100 tutuklama nedenleri için somut delillerin gerekli olduğu gerekçesi sunulmuştur.

CMK Madde 100 Tutuklama Nedenleri Nelerdir?

  • Somut delillerin varlığı
  • Tutuklama nedeninin varlığı
  • Tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olması
  • Tutuklama kararının hakim tarafından verilmiş olması
  • Tutuklama kararının yalnızca katalog suçlar kategorisindeki suçu işleyen kişi, yani sanık veya şüpheli için verilmiş olması
  • Tutuklama kararı verilecek olan kişinin herhangi bir tutuklama yasağının bulunmaması

CMK m. 100/2 Tutuklama Zorunluluğu Bulunmayan Durumlar

CMK m.100/2’de yer alan haller CMK madde 100 tutuklama nedenleri arasında yer alan CMK m.100/3 hükmünden farklı olarak tutuklama nedeni var kabul edilse de zorunluluk teşkil etmemektedir. Bu hükmün geçerli olduğu durumlarda hakim vicdani kanaatini kullanmak ve somut olayı değerlendirmek durumundadır. CMK m. 100/2’deki durumların gerçekleşmesi halinde tutuklama nedenlerinin varlığı kabul edilebilse de herhangi bir tedbir uygulanmadığı görülebilmektedir. Ancak CMK madde 100 tutuklama nedenleri kesin bir katalog suçlar tutuklama sebebi oluşturmaktadır. Bu halde de sanık veya şüphelinin ispatı üzerine hakimin tutuklama emri vermediği görülse de uygulamada CMK madde 100 tutuklama nedenleri çoğunlukla tutuklama cezası ile sonuçlanmaktadır.

CMK m. 100/2’de yer alan tutuklama nedenleri ise;

  1. a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa
  2. b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
  3. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
  4. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması gibi detaylar incelenerek karar verilen durumları oluşturmaktadır.

Katalog suçlar, katalog suç nedir, CMK madde 100 tutuklama nedenleri, katalog suçlar tutuklama konusu gibi detayların açıklandığı bu yazımızdan anlaşılacağı üzere katalog suçlar en ağır koruma tedbirine haiz olan suç tipleri arasında yer almaktadır. Hakkında tutuklama kararı verilen kişiye tutuklamaya itiraz açısından büyük yüklerin düştüğü, savunma ve prosedürlerin iyi yönetilmesinin gerektiği bu suç tipiyle ilgili her durum için iyi bir ceza avukatı, CMK avukatı ile iletişime geçilmesi son derece faydalı olacaktır. CMK madde 100 tutuklama nedenleri ile ilgili yapılan değişiklikler ve hak kaybına uğramamak adına bilinmesi gereken diğer detaylar için profesyonel bir yardım almak ayrı bir önem arz etmektedir.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olarak da bilinen ve halk arasında oldukça yaygın kullanımı olan bir sözleşme türüdür. Arsa sahibinin arsasını yükleniciye devretmekle, yüklenicinin ya da diğer adıyla müteahhidin ise bu arsa payı karşısında iş sahibine inşa ettiği yapıdan; belirli bazı bağımsız bölümleri teslimi üstlendiği bu sözleşmeye kat karşılığı inşaat sözleşmesi adı verilmektedir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde taraflar birbirlerine karşılıklı edimler yerine getirme sözü vermektedir. Bunlardan iş yani arsa sahibinin görevi arsa payını devretmektir. Yüklenici müteahhit ise noterde resmi şekle tabi olarak yapılmış olan sözleşme uyarınca bağımsız bölümü belirlenen şartlara ve oturuma uygun şekilde teslim etmekle yükümlüdür. Uyuşmazlıkların Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesine rağmen kat karşılığı inşaat sözleşmesi bu kanunda adı geçmeyen isimsiz atipik sözleşmeler arasında sayılan bir sözleşmedir. Kişilerin boş arsalarını değerlendirmek ya da üzerinde eski binaların bulunduğu arsalarını bağımsız daireler alabilme karşılığında yüklenici müteahhide devretmeleri ile gerçekleşen kat karşılığı inşaat, belli başlı bazı unsurlarına dikkat edilmesi gereken bir sözleşme türüdür. Hukuki niteliği itibariyle eser sözleşmesi olan kat karşılığı inşaat sözleşmesi karma tipli ve iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu özelliğinden de anlaşılacağı üzere arsa sahibinin de yüklenicinin de bir edim ifa borcu bulunmaktadır.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Nasıl Yapılır, Şekil Şartları Nelerdir

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi resmi şekil şartına bağlı olarak resmi bir merci önünde yapılması gereken ve bu şekilde yapılmadığı takdirde geçersizlik yaptırımına tabi olan bir sözleşme türüdür. Resmi şekil şartına bağlı sözleşmelerin geçerli olabilmeleri için resmi makam yani noter önünde yapılması gerekmektedir. Bu resmi makamlar uygulamada noterler veya tapu müdürleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu sebeple, bahsi geçen sözleşmenin noter önünde yapılmaması durumunda hukuki işlem geçersiz olacak ve Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uyarınca ifaların geri istenebilir hale gelmesi söz konusu olacaktır.

Yüklenici ile arsa sahibinin arasında resmi geçerlilik şartı şeklinde düzenlenmemiş olan bir sözleşme daha yapılabilmektedir. Bu sözleşme tarafların resmi şekle bağlı olmadan aralarında yapabilecekleri bir anlaşmadır. Sözleşme ile müteahhit, arsa sahibine yapacağı bağımsız bölümleri satacağına ilişkin bir borç altına girebilir. Bu şekildeki sözleşmenin geçerliliği yalnızca kat karşılığı inşaat sözleşmesi geçerliliğine bağlı olarak öne sürülmektedir.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi ya da diğer adıyla arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi şekil şartı yerine getirilmeksizin yapılması halinde geçersizlik yaptırımına tabi olacaktır. Türk Borçlar Kanunu m.11/2 uyarınca şekil şartı, sözleşmelerin geçerlilik unsurudur. Ancak bazı haller yerleşik içtihatlarca benimsenmiş olup şekil şartına uyulmamasına rağmen geçerliliğini yitirmemesiyle dikkat çekmektedir. Bu durumlarda dürüstlük kuralı çiğnenmemek adına, sözleşmenin geçersizliği göz ardı edilmekte ve sözleşme; geçerli bir sözleşmenin sonuçlarını doğurmaktadır. Edimlerin karşılıklı olarak ifa edilmesi gözetilerek sonuçlarına katlanılması sağlanır. Bu durumun en tipik ve genel örneği ise müteahhidin yapının tüm inşasını bitirmiş olduktan sonra iskan izni için başvuru yaptığı sırada arsa sahibinin sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmesi halidir. Bu durumda Türk Medeni Kanunu m.2 uyarınca düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Hak iddiasının kötü niyetle yapılmasının önüne geçen bu uygulama Yargıtay’ın yerleşik içtihatları arasındadır.

Müteahhidin arsa sahibi ile anlaşarak bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satmayı üstlendiği ve bu bölümlerin devrinin talebi hakkının kendisinde bulunduğu durumlar için de arsa sahibinin bu aşamada müteahhide ya da üçüncü kişilere karşı kat karşılığı inşaat sözleşmesi geçersizliğine ilişkin bir savunmada bulunamayacaktır. Kısaca toparlamak gerekirse; aslen resmi şekil şartına bağlı olarak yapılması gereken kat karşılığı inşaat sözleşmesi geçerliliği; dürüstlük kuralının gerektirdiklerine ve somut olayın özelliklerine bakılarak değerlendirilmeye tabi tutulacaktır.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Müteahhidin ve Arsa Sahibinin Borçları

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi müteahhide ve arsa sahibine belli edimleri ifa etme borcu yüklemektir. Bu borçlardan müteahhidin borçları şu şekilde sayılabilir:

  • Sadakat ve Özen

Müteahhit kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine verilen vekaleti ve görevi, işin gereklerine ve kendisine duyulan güvene uygun şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Sözleşme gereğince kullanılacak olan malzemelerin aksi kararlaştırılmadığı müddetçe en az orta kalitede olması, bu malzemelerin koruma ve muhafazası, sır saklama yükümlülüğü gibi edimler müteahhidin sadakat ve özen borcu kapsamında yerine getirmesi beklenen davranışlardır.

  • İşi Bizzat İfa

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi hükümleri uyarınca yüklenicinin bizzat ifası zorunlu kılındı ise; aksi hali yani işi alt yükleniciye yaptırması halinde borca aykırılık söz konusu olacaktır. Bu durumda müteahhitten tazminat isteme hakkı doğacak olan arsa sahibinin bu hakkı kullanması durumu ortaya çıkacaktır. Bu şekilde bir hüküm bulunmaması halinde ise işin niteliği ve gerektirdiği ölçüde alt yüklenicilerden faydalanılabileceği açıktır. Teknik şartname uyarınca gerekleri yerine getirilmiş bir inşaatın teslimi şartı bulunan kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile müteahhidin bizzat ifası şartı konulmuşsa, bu şarta uygun olarak yüklenicinin binayı bizzat yapması gerekmektedir.

  • Araç ve Gereç Sağlama

Müteahhit kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yükümlülük altına girdiği inşaatı yapabilmesi için gerekli olan teknik araçları ve yapı malzemelerini, bu inşaatın yapımında çalışacak işçi ve kalifiye elemanları sağlamak ve bulundurmakla yükümlüdür. Bunun yanı sıra yan yükümlülüklerden olan arsa sahibine inşaat yapım süresinde oturacağı evi sağlamak ve kirasını karşılamak da yüklenici yükümlülüklerinden sayılmaktadır.

Müteahhide yüklenen bu yükümlülükler arsa sahibi için tek başlarına sözleşmeden dönme imkanı tanımasa bile bu yükümlülüklerin gereğine göre yerine getirilmemesi halinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca müteahhidin maddi tazminat sorumluluğunu meydana getirecektir. Bu edimlerin asli borçlar olarak kararlaştırılmış olması ve sözleşmenin unsuru olarak belirlenmiş olması durumunda ise borca aykırılık oluşturduğu durumda pek tabii sözleşmeyi fesih ve sözleşmeden dönme hakkı arsa sahibine tanınmıştır.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi bakımından çıkacak hukuki ihtilaflara bakmakla görevli mahkeme görevli mahkeme asliye hukuku mahkemeleri iken, yetkili mahkeme ise arsanın kayıtlı olduğu yer asliye hukuk mahkemeleri olarak düzenlenmiştir.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Yargıtay Kararları

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin K:1999/115 sayılı kararında yüklenicinin sorumluluğu ile ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi sonucu meydana getirilecek yapının bir eser sözleşmesi niteliği taşıdığını bu sebeple de müteahhidin işi bizzat yerine getirmesinin zorunlu olduğu; ayrıca sadakat ve özen borcunun gereklerine uygun şekilde işi ifa etmesi gerektiğine hükmolunmuştur.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 1996/1261 karar sayılı kararında ise davalı müteahhidin ruhsatsız ve projesi olmaksızın inşaata başladığı tespit edilmiş olup tespit raporu sonucunda işin vaat edilen sürede bitirilmesinin mümkün olmadığı görülmüştür. Bu sebeplere dayanarak sözleşmeyi fesheden arsa sahibinin talebi haklı bulunmuştur.

Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 1993/1196 sayılı kararında; aksi kararlaştırılmadıkça inşaat ruhsatını alma sorumluluğunun arsa sahibinin yükümlülükleri arasında olduğunu ve bu ifanın yerine getirilmemiş olması durumunun yükleniciden inşaata başlamasını isteme hakkına engel olacağı belirtilmiştir.

Karşılıksız Çek Aldım Ne Yapmalıyım

Karşılıksız çek cezası, en son düzenlemelerle birlikte değişmiş ve mağduriyetlere gidermeye çalışan bir hal almıştır. Ekonomik hayatta paranın haricinde çoğunlukla kullanılan bir oldukça değerli evrak türü vardır. Bu değerli evrakların bir türü olan çek, ticari yaşamın devam etmesinde mühim rol oynar. Uygulamada pek oldukça gerçek ve tüzel ferdin ödemeleri için çek kullandıklarını görmekteyiz. Ancak ekonomik sıkıntılar halinde bu çeklerin bankada bir karşılığının olmaması benzer biçimde durumlar da mevzu bahis olabilmektedir. Çek nedir ve karşılıksız çek nelerdir, karşılıksız çek aldım ne yapmalıyım gibi soruların cevapları makalemizde açıklanmaya çalışılmıştır.

Çek Nedir?

Ödeme emri durumunda kullanılan değerli evrak türü olan çek, bankaya hitaben yazılan ve üstündeki meblağ karşılığında ödeme gücü olan bir evraktır. Adına çek düzenlenen şahıs çekin ilişkin olduğu bankaya gidip çeki gösterdiği takdirde üstünde yazan meblağ kendisine ödenir. Çek bu anlamda ticari hayatta ödeme yapabilmek için kullanılan bir evraktır. Nitekim hukuki niteliği ele alındığında çekin bir havale olarak kabul edildiği ile karşılaşmaktayız. Ticari yaşam için mühim olan çekin, yanlış kullanması takdirinde, karşılıksız çek cezası gibi birtakım hukuki sorunla karşılaşılır. Bu sorunlardan en sık karşılaştığımız ise karşılıksız çek cezası gerektiren karşılıksız çek düzenlemedir.

Karşılıksız Çek Nedir?

Karşılıksız çek cezası uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Peki, karşılıksız çek nedir? Yukarıda da bahsettiğimiz benzer biçimde çek ticari hayatta ödeme aracı olarak kullanılır. Ancak çekin kullanması için bankaya gidildiğinde zaman zaman karşılıksız olduğu ortaya çıkar. Bir çekin karşılıksız olması demek çekin üstünde yazan kadar para tutarında, çeki düzenleyen ferdin hesabında paranın olmaması demektir. Böyle bir durumda çek karşılıksız niteliğini alır ve devamında karşılıksız çek cezası düzenlenir.

Çeki düzenleyen ferdin hesabında çek ücreti kadar paranın olmaması niteliğinde kişiye banka tarafınca ödeme yapılamaz. Böyle bir durumda ferdin elinde karşılıksız çek var demektir. Ödeme de bulunamayan banka çekin üstüne “karşılıksızdır” ibaresini basar. Karşılıksız damgası basıldıktan sonrasında çek kişiye geri verilir. Böylece artık ferdin elinde karşılıksız çek var olur. Kişinin elinde bulunan karşılıksız çekte kimlerin sorumluluğunun bulunduğunu belirtmek gerekir.

Karşılıksız Çeklerde Kimlerin Sorumluluğu Vardır?

İlk olarak çeki düzenleyen ferdin sorumluluğu doğmaktadır. Kişi kendi hesabında mevcut paradan daha fazlasını çek ile düzenleyemez. Böyle bir şey meydana geldiği zaman karşılıksız çek meydana gelir ve devamında karşılıksız çek cezası düzenlenir. Çek ile ödemeyi vaat etmiş olduğu ücreti bankadaki hesabına bakılırsa ayarlamalıdır. Çünkü çek bir ödeme aracı göreviyle hamil tarafınca bankaya ibraz edildiğinde de bu ödemenin yapılması gerekir. Bu sebeple çekin karşılıksız çıkması niteliğinde çekin sahibinin sorumluluğu doğar. Aynı zamanda çekin karşılıksız çıkmasında bankanın da bazı şartların varlığı halinde sorumluluğu vardır. Şöyle ki;

Çekin kısmen karşılıksız çıkması halinde yani bir diğer deyimle çekin bütün ücretinin değil de bir kısmının noksan kalması durumunda banka; çek bedeli 2.225,00 TL ve altında ise çek bedelini aşmamak suretiyle bölümü karşılığı 2.225,00 TL miktarı tamamlayacak bir rakamı çek hamiline ödemekle sorumludur. Eğer çek bedeli 2.225,00 TL miktarının üstünde ise de tekrar çekin bedelini aşmamak kaydıyla 2.225,00 TL miktarı tamamlayacak bir ücreti çek hamiline ödemekle yükümlüdür.

Çekin tamamen karşılıksız çıkması halinde ise çekin bedeli 2.225,00 TL ve üstü ise banka yine çekin hamiline 2.225,00 TL ücreti ödemekle sorumludur. Eğer çek bedeli 2225,00 TL’nin altında ise çek bedeli ne kadar ise o meblağı ödemekle yükümlüdür. Karşılıksız çek cezası, bu durumlarda çeki düzenleyene verilen cezadır.

Karşılıksız Çek İle Karşılaşan Kişi Ne Yapabilir?

Öncelikle hamil elinde bulunan karşılıksız çekin tahsil edilip edilemeyeceğini öğrenebilmek için bankaya başvurarak bu durumu tespit ettirir. Karşılıksız çekin tespit edilmesinden sonra bu çekin tahsili için icra takibi yoluna başvurulabilir. Hatta çek bir değerli evrak olduğunda borçlunun mal kaçırma şüphesi varsa mallarına ihtiyati haciz de konulabilecektir. Karşılıksız çek cezası bu süreçlerden sonra düzenlenmesi mümkün bir cezadır.

Çeki ciro eden şahıs ya da kişilere karşı karşılıksız çek için icra takibinin başlatılması gerekir. İcra takibinin başlatılmasıyla aleyhine icra takip süreci başlatılan kişiye ödeme emri gönderilir. Bu ödeme emrine, çeki ciro eden şahıs 5 gün içinde itiraz etmezse icra takibi kesinleşir. Ödeme emrine itiraz etmek; çekin karşılıksız olmadığını ve bu şekilde bir icra borcunun olmadığını iddia etmek demektir. Takiple birlikte borcun varlığı da hukuken kabul edilmiş olmaktadır. Zira borçlu olarak çeki ciro eden şahıs itiraz etmez ise borcunu kabul etmiş olur.

İcra takibinin kesinleşmesinden sonrasında hamil borçlu adına haciz işlemlerinin başlatılmasını talep edebileceği anlamına gelmektedir. Haciz işlemiyle beraber çeki ciro eden borçlunun üstüne kayıtlı olan mallarına el konulması sağlanır. Haciz işlemi sayesinde ardından yapılacak olan el konulmuş malların satılmasının talebiyle, akabinde satılan malların miktarıyla çek hamiline karşılıksız çekteki alacağının karşılığı olarak ödenir. Karşılıksız çek cezası ise düzenleyene ait olan ayrıca bir cezadır.

Aynı zamanda başlatılan icra takibiyle beraber çekin bedelinin tahsili sağlandığı benzer biçimde işleyen faizinde tahsili sağlanır. Yani icra takibiyle beraber alacağın ödenmesi ihtiyaç duyulan günden itibaren çek bedelinin öğrenim edileceği güne kadar işleyen faizin de tahsili sağlanır.

Karşılıksız Çek Düzenleme Suçu

Tarafımıza yöneltilen karşılıksız çek cezası nedir sorusunun cevabını yazımızda bulabilirsiniz. İcra takibinden ziyade hamil karşılıksız çeki düzenlemiş olduğu için çek sahibini adli makamlara şikayet etmek suç duyurusunda bulunmak haklarını da kullanabilir. Hamilin karşılıksız çek düzenlenmesi suçunu öğrenmesinden itibaren 3 ay içinde ve her türlü 1 sene içinde şikayette bulunması gerekir. Aksi biçimde karşılıksız çek için herhangi bir ceza davası periyodu başlamaz. Dolayısıyla hamilin şikayette bulunması şarttır. Zira karşılıksız çek cezası için yapılacak soruşturmanın takibi şikayete bağlıdır. Ayrıca hamilin çeki süresi içinde bankaya ibraz etmesi ve süresi içinde çekin karşılıksız bulunduğunu öğrenmesi gerekir. Ancak bu biçimde şikayette bulunabilir. Hamilin şikayeti üstüne karşılıksız çek düzenlemesi nedeniyle şahıs adına “karşılıksız çek düzenleme” suçundan ötürü ceza davası açılır.

Ceza davasında ilk yaptırım olarak kişiye adli para cezası verilir. Her karşılıksız çek için 1500 güne kadar adli para cezası uygulanır. Günlük para cezasının miktarı Türk Ceza Kanunu madde 52 uyarınca düzenlenmiştir. Buna bakılırsa bir güne karşılık olarak belirlenen adli para cezası için 20 TL’den azca ve 100 TL’den fazla olmayacak bir miktar olarak hükmedilir. Tabi bu hükmedilecek sayı ferdin ekonomik durumuna bakılarak, ödeme gücüne uygun şekilde belirlenecektir. Şahsın belirlenen adli para cezasını ödememesi halinde ise cezası hapis cezasına çevrilebilir. Aynı zamanda şahıs adına uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geriye bırakılması biçimlerinde hükümler de uygulanabilir.

Kişinin tekrar karşılıksız çek tertip suçunu işlememesi için çek tertip yasağı ve çek hesabı açma yasağı da uygulanabilir. Böyle bir ceza alan şahıs elinde mevcut çek defterlerini çek defterini aldığı ve çek hesabının bulunduğu bankaya verir ve daha çek düzenleyemez.

Oretra