Aile Hukuku

Evlilik Nedeniyle İş Akdinin Feshedilmesi ve Kıdem Tazminatı

İş hukukunda yapılan iş sözleşmesinin tarafları iş veren ve işçidir. Mali durumları göz önünde bulundurulunca her iki taraf arasında bir eşitlik olduğu söylenemez. İşçiler bu sözleşmenin zayıf tarafıdır. İş hukuku ve iş kanunu da ilişkinin zayıf tarafı olan işçiyi korumak için bazı haklar ve mekanizmalar getirmiştir. Kıdem tazminatı bunlardan bir tanesidir. Kıdem tazminatı işçinin çalıştığı iş yerinden ayrılırken orada çalıştığı süre boyunca verdiği emeklerin bir karşılığı olarak aldığı paranın yani tazminatın adıdır. Kıdem tazminatı ile kanun işçinin maddi haklarından bir kısmını koruma altına almış olur.

Ancak kıdem tazminatının gündeme gelmesi işçi ile iş veren arasında bulunan iş sözleşmesinin bazı durumlarda feshedilmesi gerekir. Kısaca gerek işçinin talebi ile gerek iş veren talebi ile iş akdinin sonlandırıldığı her durumda kıdem tazminatı gündeme gelmez. Kıdem tazminatı belirli hallerde gündeme gelmektedir.

Kıdem tazminatının gündeme gelebilmesi için emeklilik, askerlik, evlenme durumlarının meydana gelmesi gerekir. Bunun haricinde iş verenin ahlak kurallarına ve iyi niyete aykırılık nedenleri haricinde bir sebeple sözleşmeyi feshetmesi, yine işçinin de sağlık, ahlak kuralları, iyi niyet kurallarına aykırılık yahut iş yerinde işin durması gibi haklı sebeplerle feshetmesi veya işçinin ölümü durumlarında kıdem tazminatı gündeme gelir.

Kıdem tazminatıyla ilgili en çok merak edilen konu ise bir kimsenin devlet memuriyetine atanması sonucunda iş sözleşmesini feshetmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı konusudur. Konuyla ilgili Yargıtay’ın verdiği bir kararda bu durumun haklı fesih sebebi oluşturmayacağıdır. Yani işçi devlet memurluğu sebebiyle fesihte kıdem tazminatına hak kazanamaz[1].

İş Sözleşmesinin Feshi

İş sözleşmesi işçi ile iş veren arasında yapılan bir hizmet akdidir. Bu sözleşme ile işçi iş görme iş veren de ücret ödeme borcu altına girer. Ancak bu sözleşme süreli veya süresiz yapılmış olabilir. Her durumda sözleşmenin bir gün son bulacağı belirlidir. Ancak sözleşme sona ererken yapılan feshin haklı veya haksız olması hukuki açıdan önemlidir. Çünkü her iki duruma bağlanan sonuçlar birbirinden farklılık gösterir. İş kanununda her iki taraf için de haklı fesih halleri açıkça düzenlenmiştir.

İş sözleşmesinin feshi için kanunda öngörülmüş bir geçerlilik şekil şartı yoktur. Taraflar bu sözleşmeyi yazılı veya sözlü olarak da feshedebilirler. İş sözleşmesi feshedilirken belli ihbar şartları vardır. Taraflar bu ihbar yükümlülüklerine uymak zorundadırlar. İşçi kıdemine göre ihbar süresi boyunca işi bırakmadan aynı özen ve sadakat yükümlülüğüne uygun olarak çalışmak zorunda iken, iş veren de işçinin her gün 2 saat iş arama iznini kullanmasına katlanmakla yükümlüdür.

Ancak işçinin ihbar süresinde çalışmadan işi bırakması durumunda iş veren işçiden ihbar tazminatı isteyebilir. Yahut iş veren kendiliğinden işçiye ihbar tazminatını ödeyerek ihbar süresinde dahi işe gelmemesini isteyebilir. Kıdem tazminatını yalnızca işçi talep edebilecek iken, ihbar tazminatını şartların uyması durumunda her iki taraf da talep edebilme hakkına sahiptir.

Evlilik Sebebiyle İş Akdinin Feshi

İş kanunu evlilik sebebiyle iş akdinin feshedilmesini kadınlar yönünden haklı sebebe bağlamıştır. Çünkü toplum yapımızın getirdiği örf-adet kuralları gereğince kadın evlilik sözleşmesiyle birlikte evin içerisinde birtakım sorumluluklar yüklenmektedir. Kadının çalışarak eve bakması esas değildir. Bu durumdan dolayı iş sözleşmesini feshetmesi haklı sebep oluşturacaktır. Ancak erkekler için durum aynı değildir. Erkek işçiler evlenme sebebiyle iş sözleşmesini feshettikleri takdirde iş yerinden kıdem tazminatı talep edemezler. Erkekler içinse kıdem tazminatı talep etme konusunda farklı bir hak tanınmıştır. Erkek işçiler de askerlik sebebiyle iş sözleşmesini sonlandırmak durumunda kalıyorlarsa iş verenden kıdem tazminatı talep edebilirler.

Evlenen İşçi Kıdem Tazminatı

Evlenen işçilerin evlilik sebebiyle kıdem tazminatı talep edebilmesi için öncelikle bu işçinin kadın işçi olması gerekir. Zira iş kanunu erkek işçiler için böyle bir hak tanımamıştır. Evlilik kıdem tazminatı alabilmek için kanunda açıkça belirtilmiş bir haklı fesih sebebidir. Ancak bu hüküm yalnızca kadın işçiler için geçerli olmaktadır. Kadın işçilerin sözleşmeyi ayrıca kendi rızaları ile feshetmeleri gerekir. Kanunda evlilik sebebiyle alınacak tazminatın nasıl hesaplanacağı açıkça belirtilmiştir. Buna göre her geçen tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında ödeme yapılır.

Evlenen İşçi Tazminat Alabilir Mi

Kıdem tazminatı alabilmek için temel şart aynı iş yerinde 1 yıldan fazla süre ile çalışılmasıdır. Evlenen işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için en az 1 yıl boyunca aynı iş yeri ile çalışması gerekmektedir. 1 yıldan daha az süreyle çalışılması genel olarak kıdem tazminatı talep edilmesini engellemektedir. Bu durum evlilik için de geçerlidir. Kıdem tazminatı esas olarak işçinin o iş yerinde ne kadar süre çalıştığı ile ilgilidir. Hesaplama yapılırken çalışılan süre göz önünde tutulur. Evlenen kadın işçinin tazminat alabilmesi için asgari 1 yıl aynı iş yerinde çalışmış olması gerekir.

Evlenen Kadın İşçi Kıdem Tazminatı Hakkı

Evlenen kadın işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde sözleşmeyi feshetmesi gerekir. 1 yıl içinde feshedilmezse artık evlilik sebebiyle kıdem tazminatı talep edilmesi gündeme gelmez. Evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde işten ayrılacağınızı iş verene bir ihtarname ile bildirirseniz aksi bir durumda hukuki haklarınızı talep etmeniz kolaylaşacaktır. İş veren tazminatı ödemediği durumda ihtarname ile iş veren temerrüde düşmüş olur.

Evlenen işçi kadın iş yerinden ayrılıp kıdem tazminatı aldıktan sonra başka bir iş yerinde çalışmaya devam edebilir. Bu durum kadının çalışması için engelleyici bir durum değildir. Bir kere evlilik sebebiyle kıdem tazminatı alan kadının bir daha çalışamayacağı anlamına gelmez. Şayet böyle bir engelleyici sebep olsa idi Anayasa ile koruma altına alınan çalışma hakkı ihlal edilmiş olurdu.

İmam Nikahı Kıdem Tazminatı İçin Geçerli Olur Mu

Medeni kanun ve hukuk sistemimiz evlilik kurumu için yalnızca resmi nikahı geçerli kabul etmektedir. Taraflar arasında dini inançlar ve örf-adet gereğince yapılan dini nikah yani imam nikahı hukuk sistemimizde geçerli değildir. İmam nikahı ile evli olan kadın evlilik sebebiyle kendisine verilmiş medeni haklardan yararlanamaz. Evlilik sona ererken gündeme gelecek haklardan yararlanamayacağı gibi evlilik başlarken verilen haklardan da yararlanamaz.

Kıdem tazminatına hak kazandıran evlilik sebebiyle fesihte geçerli olan evlilik resmi nikahtır. Kadın işçi resmi nikah tarihinden itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyi sonlandırıp tazminata hak kazanır. İmam nikahı tarihi bu süreyi başlatmaz.

Aynı şekilde resmi nikah ve düğün arasında bir tarih farkı varsa yine resmi nikah baz alınır. Resmi nikahın kıyılmadığı düğün günü de bahsi geçen 1 yıllık süreyi başlatamaz. Kanun koyucu burada çok keskin olarak resmi nikah diye bir sınırlama yapmıştır.

İş hukukundan doğan uyuşmazlık ve alacaklar için başlatılan yargılama sürecinde iş hukuku konusunda uzman bir avukattan hukuki yardım almakta fayda vardır. İş ilişkisinin her iki tarafı da kendisini bir avukat ile temsil ettirmelidir.

[1] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2015/21481 E. 2018/17060 K. Kararı.

Evli Kadının Kendi Soyadını Kullanması

Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması hangi hallerde mümkündür, kullanabilmek için neler yapılır gibi sorular tarafımıza sıklıkla yöneltilmektedir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesine göre evlenen kadının kocasının soyadını kullanımı zorunludur. Düzenleme, kadının soyadını sadece eşinin soyadının önüne gelmek üzere kullanmasına izin vermiş ve bunun için de evlendirme memuruna ya da evlilik ondan sonra nüfus idaresine başvuruda bulunmasını lüzumlu kılmıştır. Görüldüğü suretiyle Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi, evlenen kadının yalnızca kendi soyadını kullanımı imkanını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu sayede kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması da mümkün hale gelmiştir.

Kadının evlenme ile birlikte yalnızca kendi soyadını kullanmasına olanak tanınmaması hem hukuktaki eşitlik ilkesi, hem ayrımcılık yasağı kapsamında tartışılmaktadır. Nitekim evlilik ile birlikte eşin soyadını kullanma zorunluluğu sadece ve sadece kadınlar için uygulanmakta olup, erkeğin bu biçimde bir mecburiyeti Kanun kapsamında yer almamaktadır. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması hukuki düzenlemeler içeren bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eşitlik ilkesi ile ayrımcılık yasağının yanı sıra mevzu hususi yaşama hürmet hakkı kapsamında da onlarca kere hüküm mercilerinin önüne gelmiştir. Kişinin yaşamını sürdürürken kullandığı isim, hususi hayatının en mühim unsurlarından biri olarak görüldüğünden hakkın kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve evlilik ile değişmesi zaruretinin hakkın ihlali olduğu gerekçeleriyle pek fazlaca müracaat yapılmıştır. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması konusundaki detaylara makalemizin devamında ele alacağız.

Evli Kadın Sadece Bekarlık Soyadını Kullanabilir Mi

Kadınların evlenme ile salt kendi soyadlarını kullanma imkanlarının ortadan kaldırılması öncelikle 1998 senesinde Anayasa Mahkemesi önüne taşınmış ve somut ölçü denetimine mevzu edilmiştir. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması konusundaki ilk düzenlemeler bu şekilde başlatılmıştır.

Mahkeme mevzuyu eşitlik ilkesi ekseninde de tartışmış ve cinsiyete bağlı meydana getirilen ayrımın nüfus düzenlemelerinin işleyişi açısından makul gerekçeye dayandığı düşüncesiyle eşitliğe aykırılık oluşturmadığına kanaat etmiştir. Yeni Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle 743 Sayılı Kanun yürürlükten kalkmışsa da kadının soyadına ilişik tertip değişmemiş, şundan dolayı yeni kanun vesilesiyle da giderilemeyen hak ihlali yeniden Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davasına mevzu edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal başvurusunu, önceki kararıyla paralel gerekçelere dayanarak yeniden reddetmiştir. İptal davaları bakımından, aynı mevzuya ilişik Mahkeme’ye on sene müracaat yapılamaması yasağı getiren Anayasa’nın 152. maddesi sebebiyle, 187. maddenin on senelik vakit süresince yeniden Mahkeme’nin önüne getirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Ancak her ne kadar tertip iptal davasına mevzu edilememekteyse de, bireysel başvuruya mevzu edilmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi’ne temel hak ve özgürlüklere ilişik bireysel müracaat yapılmasının önü açıldığından bu yana Mahkeme bu konudaki pek fazlaca başvuruyu incelemiş ve iptal davalarındaki görüşünün tam tersi yöndeki tespitlerini ortaya koymuştur. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması konusundaki yargı kararlarının başlangıcı bu şekildedir.

Anayasa Mahkemesi’nin kadının soyadına ilişik görüşünün değişmesinde mevzu hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da müessir olmuştur. Düzenleme gereği kendi soyadlarını kullanma imkanı bulunmayan evli kadınlar hukuk mahkemeleri nezdinde taleplerini sunmuşlar, sadece Türk Medeni Kanunu md. 187 gereği talepleri reddedilince mevzuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşımışlardır. Mahkeme’ye gore, devletlerin hanımlara karşı evlilik ve aile ilişkileri mevzusundaki ayrımı önlemek adına lüzumlu tüm önlemleri almak ve hanım-adam eşitliğine dayanarak hanımefendilerin aile ismi benzer biçimde mevzularda erkekler ile eşit şahsi haklara haiz olmasını sağlamak benzer biçimde yükümlülükleri vardır. AİHM sözü edilen yükümlülükler bakımından Türkiye’nin de taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne atıfta bulunmuş ve sözleşmeye taraf olan devletlerin, kontrat kapsamındaki gereklilikleri sağlamak adına olumlu yönde yükümlülükleri bulunduğunu eklemiştir. Buna göre Türk Medeni Kanunu md. 187 ile getirilen mecburiyet devletin sözleşmedeki yükümlülükleri sağlamak bakımından başarısız olduğu anlamına gelmektedir. AİHM kadının soyadına ilişik Mahkeme’ye meydana getirilen başvurularda, Türk Medeni Kanunu md. 187 bakımından sözleşmenin 8. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinde yer edinen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması bu anlamda ayrımcılık ihlalini önlemektedir.

Anayasa Mahkemesi de bireysel müracaat usulünün başlamasının peşinden yukarıda yer edinen AİHM kararlarına gönderme yapmış, bununla beraber Anayasa’nın 90. maddesinde yer edinen ve internasyonal sözleşmelere üstünlük tanıdığı olan düzenlemeyi ihlal kararlarında gerekçe göstermiştir. Anayasa’nın 90. maddesine göre, temel hak ve özgürlüklere ilişik iç hukuk düzenlemeleri ile bu mevzularda devletin taraf olduğu internasyonal sözleşmelerin çatıştığı hallerde uluslararası sözleşmelerin hükümlerine üstünlük tanınacaktır. Düzenlemeye göre kadının soyadı meselesinde de TMK m.187 değil, kadının kendi soyadını kullanmasına olanak tanıdığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Kadına Karışı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ndeki alakalı maddelerin somut uyuşmazlıklarda uygulanması gerekmektedir. Bu sebeple Anayasa Mahkemesi önüne gelen başvurularda, somut uyuşmazlıkta internasyonal sözleşmeler yerine Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemenin uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiş ve hüküm mercilerinin kadının kendi soyadını kullanımı taleplerinin reddini hukuki bulmamıştır. Mahkeme laf mevzusu hukuka aykırılığın Anayasa’nın 17. maddesinde yer edinen ferdin tinsel varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalini oluşturduğu benzer biçimde karar vermiştir. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması hak ihlalinin önüne geçmek için gerekli görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi’nin mevzuya ilişik kararlarının akabinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da aynı yönde kararlar almıştır. YHGK’nın 30.09.2015 T., 2014/2-899 E., 2015/2011 K. sayılı sonucunda Türk Medeni Kanunu’ndaki 187. madde uygulamasının, kadının soyadı bakımından cinsiyet yönünden ayrımcılık oluşturduğu ve mevzu hakkındaki uluslararası sözleşmelere öncelik tanınması gerektiği kabul etmiştir. Kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması ile ilgili gelişmeler bu şekildedir.

Kadın Kendi Soyadını Kullanmak İçin Ne Yapmalıdır

Kişinin soyadı kimliğinin belirlenmesindeki en mühim unsurdur ve bu durumdan dolayı devredilemez, vazgeçilemez ve feragat edilemez nitelikteki kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Yukarıda yer verilen kararların tamamında da soyadı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan biri olarak tanımlanmış ve bu hakkın hukuk düzeni tarafınca korunmasının mecbur olduğu kabul edilmiştir. Hakkın sınırlandırılması ise kadın ile erkeğin arasındaki cinsiyet kaynaklı ayrımcılığı ortadan kaldırmak mevzusunda yükümlülüğü olan devletin, yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi sonucunu doğuracaktır. Bu noktada Avrupa Konseyi’ne üye devletler içinde kadının kocasının soyadını kullanımı zorunluluğunun olduğu tek ülkenin Türkiye olduğu da unutulmamalıdır. Bu sebeple her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin somut ölçü denetiminde ret sonucu verdiği hallerde on sene süresince mevzu hakkındaki Mahkeme’ye başvurmak olası olmasa da, bireysel müracaat kararları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu sonucu doğrultusunda kadının evlenmeden önceki kızlık soyadını kullanması diğer bir deyişle kadının kendi soyadını kullanımı imkanı yaratılmıştır.

Nüfus müdürlükleri evli kadınların mevzu hakkında başvurularını Türk Medeni Kanunu’nu gerekçe göstererek reddetmekte olsa dahi, talebin aile mahkemelerine yapılmasıyla kadının kendi soyadını kullanımı imkanı mevcuttur. Evli kadınlar, evlenme ile isminin değişmesinin akabinde yetkili aile mahkemesine dava açarak yalnızca kendi soyadını kullanma talebini sunabilmekte ve davanın cevabında alakalı nüfus müdürlüğü nezdinde hüviyet bilgilerinin değişmesi sağlanmaktadır. Böylece Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesi hakkındaki Anayasa Mahkemesi nezdinde yine iptal davası açılabilecek süreye değin hakkın hukuka aykırı biçimde sınırlandırılmasının önüne geçilmektedir.

Boşanmada Nafaka

Boşanmada nafakaya ilişkin hükümler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddelerinde düzenlenmiş olup bu yazımızda nafaka türleri incelenecektir.

Nafaka Türleri Nedir?

Nafaka türleri Türk Medeni Kanunu’nu içerisinde düzenleme alanı bulmuştur. Türk Medeni Kanunu’nda tedbir, iştirak, yoksulluk ve yardım nafakası olmak üzere dört tür nafaka bulunmaktadır.

Tedbir nafakası, boşanma davasının açılmasından önce veya boşanma davası açılmasından itibaren Aile Mahkemesi hâkimi tarafından hükmedilmektedir.

Eşlerden biri herhangi bir boşanma ya da ayrılık talebi olmaksızın, ayrı yaşamanın haklı olduğunu ispat ettiği takdirde tedbir nafakası verilmesini talep edebilecektir. Örnek olarak eşlerden birinin uyuşturucu bağımlısı olması ve şiddet uygulaması sebebiyle haklı sebebe dayanarak diğer eşin aile konutunu terk etmesi gösterilebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi başlıklı 197. maddesinde ilgili husus açıklanmaktadır. İlgili hüküm uyarınca eşlerden birinin, ortak hayat sebebiyle kişiliği ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alacaktır.

Yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Durumun Değişmesi başlıklı 200. maddesi uyarınca koşullar değiştiğinde hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine kararında gereken değişikliği yapacak veya sebebi sona ermişse alınan önlemleri kaldıracaktır. Buradan hareketle tedbir nafakası durumun değişmesi halinde değişebilecek ya da kaldırılabilecektir. Bu hususu kendisinden tedbir nafakası talep edilen yetkili ve görevli mahkeme inceleyecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Geçici Önlemler başlıklı 169. maddesinde tedbir nafakasına ilişkin de açıklama yapılmıştır. İlgili hüküm uyarınca boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alacaktır.

Tedbir nafakası gerekli görüldüğü takdirde ise dava sonucu kesinleşinceye kadar devam edebilmektedir. Hâkim eş ve 18 yaşından küçük çocukların geçiminin sağlanması adına tedbir nafakası ödenmesine karar verebilecektir.

İştirak nafakası boşanma kararı verildiği takdirde, çocuğa fiilen bakmakta olan eşin çocuğun masraflarına iştirak etmesi adına diğer tarafın ödemesini talep ettiği nafaka türüdür. Böylece diğer eş, çocuğun masraflarına iştirak edecektir. Bu nafaka türünde eşlerin kusuru bulunmasına gerek yoktur. Burada amaç ergin olmayan çocuğun temel ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamaktır. Daha önce tedbir nafakası ödenmesine karar verilmişse boşanma ya da ayrılık kararının kesinleşmesiyle birlikte iştirak nafakası ödenmesine karar verilecektir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Dava Hakkı başlıklı 329. maddesi uyarınca küçüğe fiilen bakan ana veya babanın, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabileceği gibi ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilecektir. İştirak nafakası kural olarak çocuğun 18 yaşını doldurması, evlenmesi ya da mahkeme kararı ile ergin kılınmasıyla son bulacaktır. Ancak çocuk ergin olsa da eğitim hayatına devam ediyorsa eğitim hayatı sonuna kadar çocuk hakkında diğer tarafça iştirak nafakası ödenmeye devam edecektir.

Yoksulluk nafakası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yoksulluk Nafakası başlıklı 175. Maddesinde açıklanmıştır. İlgili madde uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilecektir. Bu nafaka türüne hükmedilmesi için diğer eşin kusurlu olması aranmamaktadır.

Yardım nafakası ise yardım edilmediği takdirde ilgili aile bireylerinin yoksulluğa düşecek olması sebebiyle ödenen nafaka türüdür. Bu nafaka türünün temelde evlilik birliği veya boşanma hali ile bir ilişkisi yoktur. Hâkim kendisinden talep edilmesi halinde bu nafaka türüne karar verecektir. Yardım nafakası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 364. Maddesinde açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlü kılınmıştır.

Boşanmada Nafaka Nasıl Hesaplanır?

Boşanmadan nafaka miktarlarının hesaplanması talep edilecek nafaka türlerine göre değişiklik göstermektedir.

Tedbir nafakası talep edildiği takdirde bu nafakanın miktarını hâkim takdir edecektir. Hâkim bu takdir yetkisini kullanırken 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nu dikkate alacaktır. Tedbir nafakası hesaplanırken eşlerin çalıştıkları işler, aldıkları maaş, sahip oldukları menkul ve gayrimenkul mallar, çocukların yaşı ve eğitim durumları, ortak konutun şu anki durumu ve geleceği ve temel ihtiyaçların ne şekilde karşılandığı konuları değerlendirilecektir. Bu değerlendirme sonucunda hâkim nafaka borçlusunun mali olarak karşılayabileceği ölçüde nafakaya hükmedecektir.

İştirak nafakasının belirlenmesinde nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenecektir. Nafaka miktarı belirlenirken çocuğun gelirleri de göz önüne alınacaktır. Ayrıca nafakanın her ay peşin olarak ödenmesi gerekecektir. Hesaplama yapıldıktan sonra iştirak nafakasına ilişkin olarak kararda iştirak nafakasının ne şekilde arttırılacağını da belirleyebilecektir.

Yoksulluk nafakası hesaplanırken ödeme yapacak olan eşin maddi durumu araştırılmakta ve alacaklı eşin aylık giderleri hesaplanmaktadır.

Yardım nafakasında miktar belirlenirken karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım istemi göz önünde tutulur. Hâkim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karar bağlayabilecektir.

Nafaka Alma Şartları Nedir?

Boşanma sürecinde ve boşanma sonrasında nafaka alınabilmesi için düşük gelire sahip olunması ya da hiç gelirin olmaması, işsiz olunması, ev hanımı olunması, asgari ücretle çalışılması, geçici işlerde çalışılması veya düzenli bir gelirin ve işin olmaması gerekmektedir. Bu kişiler böylece diğer eşten nafaka talebinde bulunabilecektir.

Ancak resmi olmasa da fiili olarak başka biriyle evli gibi yaşayan eski eş, başka bir gelire sahip olup boşanma sonrası yoksulluk çekmeyeceği görülen kişiler, düzenli gelire sahip kişiler, yeterli miktarda sosyal yardım alan, kira geliri olan, yurt dışından gelire sahip ya da işsizlik maaşı olan kişiler, bankada belirli bir miktar parası olup bunun faiz gelirine sahip kişiler, mesleğe sahip ancak bunu yapmaktan imtina eden kişiler, kumar bağımlılığı olan eş, eş ile aynı gelire sahip eş ve eşi yoksul olan eş boşanma sonrası yoksulluk nafakası talebinde bulunamayacaktır.

Boşanmada Nafaka Arttırımı Nasıl Yapılır?

Değişen ekonomik şartlar dikkate alındığında boşanmada nafaka arttırımı yapılması gerekebilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Durumun Değişmesi başlıklı 331. maddesi uyarınca durumun değişmesi halinde hakim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilecektir. Bu hüküm kapsamında hem nafaka borçlusu anne ve baba hem de nafaka alacaklısı çocuk mahkemeye başvurabilmektedir. Yoksulluk nafakası kapsamında da hükmedilen nafakanın değişen ekonomik koşullar dikkate alındığında yeterli gelmemesi halinde nafaka arttırma davası açılabilmektedir. Nafakanın arttırılması için nafaka alacaklısının ihtiyaçlarının artması, mevcut nafakanın giderleri karşılayamaması ve nafaka borçlusunun ekonomik gücünde önemli bir artışın olması gerekmektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Tazminat ve Nafakanın Ödenme Biçimi başlıklı 176. maddesi uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilecektir. Nafakanın arttırılması davası kanuni dayanağını ayrıca buradan almaktadır.

Nafaka Nasıl Sona Erer?

Tedbir nafakası geçici nitelikte olduğundan boşanma ya da ayrılık kararı kesinleştikten sonra sona erecek ya da iştirak nafakasına dönüşecektir.

İştirak nafakası nafaka borçlusu diğer eşin ölmesi, çocuğun ergin olduktan sonra eğitim hayatına devam etmemesi ya da evlenmesi hallerinde sona erecektir.

Yoksulluk nafakası nafaka alacaklısının evlenmesi veya ölmesi halinde kendiliğinden, yoksul sayılan kişinin yoksulluğunun bitmesi, evlenme olmasa da başka bir kişiyle evliymiş gibi fiilen yaşaması ve haysiyetsiz bir yaşam sürme hallerinde mahkeme kararı ile kaldırılabilecektir.

Yardım nafakası ise yardıma muhtaç kişinin yardıma muhtaç durumu ortadan kalktığında veya nafaka alacaklısı veya yükümlüsünün ölümü ile son bulacaktır.

Boşanmada Mal Kaçırma

Boşanmada mal kaçırma, boşanma davası öncesi veya sonrası eşlerden biri veya her ikisi tarafından gerçekleştirilebilmektedir.

Boşanmada Mal Kaçırma

Eşlerin evlilik birliğinde aksine bir anlaşma yapmaması halinde yasal olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin bir sonucu olarak boşanma halinde, evlilik süresince eşlerin kazandıkları tüm mallar eşler arasında eşit olarak ikiye bölünmektedir.

Boşanmada mal kaçırma hali bu kapsamda boşanma öncesi veya sonrasında yaşanabilmektedir. Taraflardan her biri evlilik süresince kazanmış oldukları malları diğer eşle paylaşmamak adına satma, saklama, bağışlama vb. yollarla elinden çıkarmaktadır.

Evlilik süresince eşler tarafından edinilmiş mallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 219. maddesinde açıklanmıştır. Bu mallar;

  • Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel mallarının gelirleri,
  • Edilmiş malların yerine geçen değerler

Olarak sıralanmaktadır.

Eşlere ait kişisel mallar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesinde açıklanmıştır. Bunlar;

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
  • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
  • Manevi tazminat alacakları,
  • Kişisel mallar yerine geçen değerler

Olarak sıralanmaktadır. Kişisel mallar edinilmiş mallara katılım rejiminde tasfiye süreci yürütülürken dikkate alınmayacaktır.

Eşler yukarıda yer alan söz konusu edinilmiş malları evlilik birliğinde boşanma öncesinde veya boşanma sırasında diğer eşten kaçırmak adına elden çıkarabilmektedir.

Boşanmada Mal Kaçırma Yolları

Boşanmada mal kaçırma farklı eylemlerin gerçekleştirilmesi suretiyle yapılabilmektedir. Eşlerden biri veya her ikisi boşanma davası açılmadan önce evlilik birliği içerisindeyken taşınır veya taşınmaz malları başka kişilere bağışlayabilmekte, satabilmekte veya değerinden çok düşük bir bedel karşılığında üçüncü bir kişiye devredebilmektedir.

Diğer bir mal kaçırma eylemi olarak boşanma davasının açılmasından önceki bir yıllık süre içerisinde bağışlama yoluyla bir karşılıksız kazandırma yapmaktır. Burada bağışlama iradesinin aksi surette mal kaçırma amacının olduğu diğer eş tarafından ispat olunmalıdır.

Eşlerden biri tarafından sahte vekaletname kullanılması suretiyle eş üzerindeki malvarlığı bir başkasına devredilebilmektedir. Burada sahte vekaletname kullanılmasına bağlı olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve tazminat hukuku çerçevesinde yargılama yapılmasının yanısıra hakkı ihlal edilen eş 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan kaynaklanan dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik vb. suçlar adına ceza hukukundan kaynaklanan süreçleri de yürütebilecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Ancak mal kaçırma eyleminin gerçekleştirilmesi adına eşlerden biri aile konutu üzerinde yukarıda sayılan eylemlerin gerçekleştirilmesi için diğer eş adına başka bir kişiye imza attırabilmektedir.

Boşanma öncesinde mal kaçırma eylemi gerçekleştirilebileceği gibi boşanma davası sırasında ve sonrasında da malların devri sağlanabilecektir.

Boşanmada Mal Kaçırma Nasıl Engellenir?

Boşanmada mal kaçırma nasıl engellenir sorusunun cevabı verilirken dikkat edilmesi gereken iki ayrı durum bulunmaktadır. Bunlardan ilki boşanma davasından önce mal kaçırılması diğeri ise boşanma davası devam ederken ve sonrasında mal kaçırılmasıdır.

Boşanma davası öncesi gerçekleştirilecek mal kaçırma eylemleri için kötü niyetli olarak tasarrufta bulunan eşe karşı aile konutu şerhi talep edilebilecek, malvarlığının elden çıkmaması adına tedbir kararı istenebilecek, boşanmadan önceki bir yıl süresince olağan hediyeler dışında yapılan bağışlar edinilmiş mallara dahil edilebilecek ve bir eşin mal rejiminin devamı süresine diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler edinilmiş mallara dahil edilebilecektir.

Aile konutu şerhi talebinde ortak yaşanılan konutun tapu kaydına aile konutu şerhi konabilecektir. Bu şerhin konması için diğer eşin onayı gerekmemektedir. Bu şerh tapuda tek taraflı beyanla konabilmektedir. Böylelikle kötü niyetli eş aile konutunu elden çıkarsa bile üçüncü kişi malik olamayacaktır. Aile konutu üzerinde aile konutu şerhi konulmasa bile bu taşınmaz satıldıktan sonra açık rızası alınmayan eş satışın iptalini talep edebilecektir.

Kanun koyucu, kötü niyetli eşin mal kaçırma durumlarında diğer eşin mağduriyetinin giderilebilmesi amacıyla boşanmadan önceki bir yıllık süre içerisinde yapılan olağan dışı karşılıksız kazandırmaları da mal rejiminin tasfiyesine dahil tutmaktadır. Böylelikle kendisinden mal kaçırıldığını düşünen eş mal kaçırma amacına yönelik olarak yapılan işlemleri ve mal kaçırma amacını ispat etmesi suretiyle bu malların da paylaşıma dahil olmasını sağlayabilecektir. Yargıtay’ın 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda[1] tasfiyeye konu olan iki taşınmazın da boşanma dava tarihinden önceki bir yıl içinde davalı eşin kardeşine devredilmesi eylemi mal kaçırma olarak değerlendirilmiş ve bu malları da paylaşıma dahil etmiştir.

Malvarlığı üzerinde kötü niyetli olarak mal kaçırma amacıyla tasarrufta bulunan eşe karşı diğer eş tarafından Tapu Müdürlüklerinden sonuç alınamadığı takdirde mahkemeden tedbir talebinde bulunulabilecektir. Mahkeme tedbir kararını kabul ettiği takdirde tapuya şerh kararı düşülecek ve taşınmazı alan 3. Kişinin bunu bildiği öngörülecektir, böylelikle taşınmazın üçüncü kişinin mülkiyetine geçmesine engel olunacaktır.

Boşanma davası devam ederken gerçekleşebilecek mal kaçırma eylemlerinin engellenebilmesi adına boşanma davasının görüldüğü mahkemeden daha önce talep edilmemiş olması halinde aile konutu şerhi istenebilecektir. Bunun yanısıra mal rejiminin tasfiyesi davası açılarak boşanma davasının bekletici mesele yapılması ve ihtiyati tedbir yönünde karar verilmesi talep edilebilecektir.

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren eşler mal rejiminin tasfiyesi adına mal paylaşımı davası açabilecektir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere eşlerden biri veya her ikisinin de boşanma davası sonrası bu süreçte mal kaçırması mümkündür.

Boşanmada Mal Kaçırma Zamanaşımı

Boşanmada mal kaçırma ile ilgili eş tarafından bir süre sınırı olmaksızın ilgili aile konutuna ilişkin aile konutu şerhi konabilecektir. Aile konutu şerhi olmadan yapılan satışların iptali için açılacak tapu iptal tescil davası içinse herhangi bir hak düşürücü süre yoktur. Bu dava ilgili eş tarafından her zaman açılabilecektir.

Boşanma davası sırasında mal paylaşım davası açılması halinde ilgili eş karşı tarafın mallar üzerinde tasarrufta bulunabilmesini engelleyebilmek adına ihtiyati tedbir talep edebilecektir. Bu davanın açılması için bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Ancak ihtiyati tedbir kararının önceden alındığı durumlarda kararın verilmesini takiben on beş gün içerisinde dava açılmalıdır aksi halde ihtiyati tedbir kararı kalkacak ve kötü niyetli eşin taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde tasarrufta bulunması engellenemeyecektir.

Boşanmada Mal Kaçırma Davası

Boşanmada mal kaçırmanın engellenmesi adına açılacak davalarda görevli mahkemeler davanın konusuna göre değişmektedir.

Aile konutuna aile konutu şerhi konmasına ilişkin iş ve işlemler Tapu Müdürlüklerince gerçekleştirilebilecektir. Mahkemelerin bu konuda görevli olabilmesi için bu talepte bir hukuki yarar olması yani Tapu Müdürlüğünce bu talebin reddedilmiş olması gerekmektedir.

Aile konutunun izinsiz satışının gerçekleştirilmesi halinde tapu iptal ve tescil davasının açılmasında aile konutu üzerinde haksız tasarrufta bulunan eşe karşı aile mahkemesinde dava açılacaktır.

Boşanma davası sürerken mal kaçırmanın engellenmesi adına mal paylaşımı davası açılmasında boşanma davasına bakan aile mahkemesi görevli sayılacaktır. Boşanma davasından sonra mal rejiminin tasfiyesi ve diğer denkleştirmelerin gerçekleştirilmesi için ise aile mahkemesi görevli sayılacaktır.

[1] Yargıtay 8. HD. T. 24.10.2018, E. 2016/14281 K. 2018/17838)

Boşanma Sebepleri ve Tazminat

Boşanma sebepleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Boşanma başlıklı İkinci Bölümü’nde düzenlenmiştir.

Boşanma Sebepleri

Boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Boşanma Sebepleri başlıklı 161. ve devamı maddelerinde açıklanmıştır.

Boşanma sebepleri ana başlıklar halinde zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılması olarak açıklanmıştır.

Bu sebepler genel ve özel boşanma sebepleri olarak iki ana başlığa ayrılmaktadır. Zina (aldatma), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı özel boşanma sebeplerinden olup bu özel boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 165. maddeleri arasında sınırlı olarak sayılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Evlilik Birliğinin Sarsılması başlıklı 166. maddesinde açıklanan evlilik birliğinin sarsılması ise genel boşanma sebebidir.

Genel ve özel boşanma sebeplerinin yanısıra boşanma davasının ikame edilmesi Aile Hukuku nezdinde önem arz eden konulardandır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılacaktır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin bizzat tarafları dinleyerek iradelerin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekmektedir. Düzenleme üzerinde hakim tarafından değişiklik yapılabilecek olup düzenlemelerin o anda veya değişiklik yapıldıktan sonra uygun bulunması halinde hakim tarafından boşanmaya yönelik karar verilecektir. Bu boşanma şekli anlaşmalı boşanma olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için;

  1. Evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması,
  2. Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi,
  3. Eşlerin her ikisinin de hakimin huzurunda boşanmaya yönelik iradelerini açıklaması,
  4. Boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda taraflarca kabul edilecek düzenlemenin hakim tarafından uygun bulunması

Gerekmektedir.

Boşanma davasının diğer bir türü olan çekişmeli boşanma davası ise yukarıda da belirtildiği üzere genel ve özel boşanma sebepleri öne sürülerek ikame edilebilecektir. Özel boşanma sebeplerine dayalı olarak açılacak çekişmeli boşanma davasında kural olarak özel boşanma sebebinin ispat edilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerin varlığının ispatı halinde hakim boşanma ya da ayrılık kararı verecektir.

Özel Boşanma Sebepleri

Özel boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 165. maddeleri arasında düzenlenmiş olup bu sebepler;

  • Zina (Aldatma)
  • Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
  • Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
  • Terk
  • Akıl hastalığı

Olarak sayılmıştır. Bu sebepler yukarıda da belirtildiği üzere yalnızca kanunda sayılanlarla sınırlıdır.

Zina diğer bir deyişle aldatma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde uyarınca eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilecektir. Zina mutlak bir boşanma sebebidir. Burada eşlerden biri evlilik birliği devam ederken başka bir kişi ile isteyerek cinsi münasebette bulunmaktadır. Zinanın ispatlanması halinde evlilik birliğinin temelden sarsılmış olup olmadığı değerlendirilmeksizin boşanmaya karar verilecektir.

Yine 161. maddenin (2) numaralı fıkrasında zinaya sebebiyle boşanma davası açılması bir hak düşürücü süreye bağlanmıştır. İlgili madde uyarınca davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle aldatılan eşin dava hakkı düşecektir. Bu hak düşürücü süreye ek olarak aldatılan eşin, zina eden eşi affetmesi halinde de dava hakkı ortadan kalkacaktır.

Hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış diğer bir özel boşanma sebebi olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca eşlerden her biri, diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilecektir. Hayata kast ile eş, diğer eşi öldürme niyetini gerçekleştireceğini bazı fiillerle göstermektedir. Burada öldürme niyeti olan eşin kasten bilerek ve isteyerek hareket etmesi gerekmektedir.

Pek fena muamele ise eşin diğer eşin vücut bütünlüğü ve sağlığına yönelik gerçekleştirebileceği her türlü saldırıdır. İlgili maddede bahsedilen onur kırıcı davranışta ise eşlerden biri, diğerinin onuruna karşı haksız saldırılarda bulunmakta, hakaret etmekte ve küçük düşürmek amacıyla hareketlerde bulunmaktadır. Zinada olduğu gibi bu sebepte de hak düşürücü süre bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay içinde ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşecektir. Hayatına kastedilen, pek kötü veya onur kırıcı davranışa maruz kalan eşin bu hak düşürücü süreyi dikkate alarak dava ikame etmesi gerekecektir. Bu eylemlere maruz kalan eşin, eşini affetmesi halinde artık dava hakkı olmayacaktır.

Özel boşanma sebeplerinden bir diğeri ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde gösterilen suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmedir. İlgili hüküm uyarınca eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilecektir. Zina ve hayata kast, pek kötü davranış veya onur kırıcı davranıştan farklı olmak üzere bu özel sebepte herhangi bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. İlgili maddede belirtildiği üzere diğer eş her zaman boşanma davası ikame edebilecektir.

Burada her suçtan ziyade yalnızca küçük düşürücü suçlar boşanma sebebi sayılmaktadır. Suçu işleyen eşin bu suçtan mahkum olup olmaması veya alacağı cezanın miktarı önemli değildir. Suçun küçük düşürücü olup olmadığı hakim tarafından takdir edilecektir. Yine bu madde içerisinde belirtilen haysiyetsiz hayat sürme kapsamında eşlerden birinin devamlı olarak haysiyetsizce hayat sürmesi gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere bu nedenle açılacak boşanma davalarında süre şartı yer almamaktadır.

Terk, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde açıklanan bir diğer özel boşanma sebebidir. İlgili hüküm uyarınca eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ediyor veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmüyorsa ve ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte, istem üzerine hakim veya noter tarafından yapılan ihtarlar sonuçsuz kalmışsa terk edilen eş bu özel sebebe dayanarak boşanma davası ikame edebilecektir. Ancak burada şu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir: diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılacaktır.

Terkin gerçekleşmesinden itibaren dava hakkı olan eş boşanma davası açmak için belirlenen sürenin dördüncü ayına dek bekleyecektir. Dördüncü ayın sonundan itibaren dava hakkına sahip eşin istemi üzerine hakim veya noter, esası incelemeden terk eden eşe ihtar yoluyla iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunacaktır. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla da gerçekleştirilebilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası açmak için belirlenen sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamayacak ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamayacaktır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen özel boşanma sebeplerinden sonuncusu akıl hastalığıdır. Kanun’un 165. maddesi uyarınca eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale geldiği takdirde, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası ikame edebilecektir.

Akıl hastalığı, diğer özel boşanma sebeplerinden ziyade kusura dayanmayan bir boşanma sebebidir. Bu sebebe dayalı olarak açılacak boşanma davası için bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Bu sebeple akıl hastası eşe karşı her zaman boşanma davası açılabilecektir.

Genel Boşanma Sebepleri

Genel boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Evlilik Birliğinin Sarsılması başlıklı 166. maddesinde açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde eşlerden her biri boşanma davası açabilecektir.

Genel boşanma sebeplerinde belli bir sebebe dayandırılamayan ve önceden belirlenemeyen birçok olay boşanma sebebi olabilecektir. Burada sebepler ve ortaya çıkan durum, evlilik birliğini temelinden sarsmış ve bu sebep ve durum artık eşlerin ortak hayatı devam ettirmesini beklenemeyecek bir hale getirmiş olmalıdır.

Genel boşanma sebepleri, özel boşanma sebepleri gibi sınırlı sayıda olmadığından hakim, evlilik birliğini temelden sarsan genel boşanma sebeplerini somut olaya göre takdir edecektir.

Genel boşanma sebeplerine göre boşanma kararının verilebilmesi için ilk olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması gerekmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olmasından kasıt eşler arasında ciddi ve şiddetli bir geçimsizliğin var olması ve bunun ortak hayatı çekilmez hale getirmesidir. Yargıtay’ın çeşitli kararları uyarınca yıkanmaktan kaçınma, rıza dışında cinsel birliktelik, aile sırlarını ifşa vb. konular evlilik birliğinin temelden sarsılmasına örnek olarak gösterilmektedir.

Boşanmaya ilişkin hakim tarafından karar verilirken evlilik birliğini temelden sarsan nedenler ve olaylar tespit edilecek, olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin sosyo-kültürel halleri, eğitim durumları, ekonomik durumları, birbirleri ve çocuklarla ilişkileri, yaşanılan çevrenin özellikleri ve toplumun değer yargıları dikkate alınacaktır.

Ancak burada dikkat edilmelidir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca davacının kusuru daha ağır ise davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı bulunmaktadır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hakim boşanmaya karar verebilecektir.

Yukarıda belirtilen ve somut olaya göre uygulanabilecek olan genel boşanma sebepleri uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılacaktır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu konusunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması gerekmektedir. Hakim tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü noktalar hakkında değişiklik yapabilecektir. Hakimin yapacağı bu değişiklikleri taraflar kabul ettiği takdirde hakim boşanmaya yönelik karar verecektir. Burada tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmayacaktır.

Genel boşanma sebepleri başlığı altında irdelenmesi gereken bir diğer husus ise ortak hayatın yeniden kurulamamasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış olan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılacak ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilecektir. Burada önceki boşanma davasının hangi sebepten veya kim tarafından açıldığının önemi yoktur. Burada kusur durumu dahi araştırılmayacak, yukarıda belirtilen şartlar gerçekleştiği takdirde hakim boşanmaya karar verecektir. Hakimin burada bir takdir yetkisi yoktur.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat

Genel ve özel boşanma sebepleri kapsamında hakim tarafından verilecek boşanma kararının sonuçlarından biri de maddi ve manevi tazminattır.

4721 sayılı sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Maddi ve Manevi Tazminat başlıklı 174. maddesinde boşanmanın mali sonucu olarak maddi ve manevi tazminat irdelenmiştir. İlgili hüküm uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilecektir. Boşanmaya kusuruyla sebep olan eş, kusursuz ya da az kusurlu olan eşin mevcut ve beklenen maddi menfaatlerinin herhangi birisine zarar vermişse kusurlu taraf hakimin uygun gördüğü tazminat miktarını ödeyecektir. Burada zarara uğramış kusursuz veya az kusurlu taraf maddi tazminat talebinde bulunmadan mahkeme resen maddi tazminata hükmedemeyecektir. Boşanmaya ilişkin olarak sunulacak maddi tazminata ilişkin talep, boşanma davasıyla ileri sürülebileceği gibi boşanma davasına ilişkin hükmün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl süre içerisinde talep edilebilecektir.

Yine boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilecektir. Eşlerin boşanmasına sebep olacak genel ve özel boşanma sebepleri genellikle eşlerin kişilik haklarına da zarar verebilecek, onların üzülmesine ve sonuç olarak acı ve ıstırap çekmelerine sebep olabilecektir. Burada manevi tazminat ile amaçlanan kişilik hakkına yapılan saldırı sonucunda meydana gelen manevi zararın para ile veya başka yoldan giderilmesini sağlayarak acı ve ıstırabın hafifletilmesidir. Manevi tazminat kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan hak sahibi acı ve ıstıraba uğrayan eş tarafından ileri sürülmesi gerekecektir.

Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 178. maddesi uyarınca evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımını uğrayacaktır. Bu sebeple maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulurken zamanaşımına uğrama süresine dikkat edilmelidir.

Boşanmada Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Boşanmada tazminat hesaplanırken maddi tazminatın tayin edilmesinde hakime geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Hakim bu hesaplamayı yaparken hakkaniyeti, tarafların kusurlarının yoğunluğunu, eğitim seviyelerini, yaşlarını, sosyo-ekonomik durumlarını, belirlenecek tazminatın sebepsiz zenginleşme yaratıp yaratmayacağını dikkate alacaktır. Hakim kural olarak maddi tazminat talep eden eşin talep etmiş olduğu miktarın fazlasına karar veremeyecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Tazminat ve Nafakanın Ödenme Biçimi başlıklı 176. maddesi uyarınca maddi tazminat toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenebilecektir. Ancak bu manevi tazminat için söz konusu olmayacaktır. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemeyecektir.

Ayrıca irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat alacaklı eşin yeniden evlenmesi ya da eşlerden birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkacaktır, alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde de mahkeme kararıyla kaldırılacaktır.

Hakim manevi tazminatı ise hesaplarken boşanmaya neden olayın oluş biçimi, kusur durumları, sosyo-ekonomik durumları, yaşları, evliliğin süresi gibi kıstasları dikkate alarak takdir yetkisini kullanarak manevi tazminat miktarını belirleyecektir. Yine manevi tazminata hükmedilecek miktar talep eden tarafın belirttiği miktarın üzerinde olamayacaktır.

Boşanma süreci ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin belirlenmesi hukuki açıdan büyük öneme sahip konulardandır. Boşanacak taraflar hak kaybı yaşamamak adına Boşanma Hukuku alanında yetkin ve tecrübeli avukatlarla çalışmalıdır. Otluoğlu Hukuk olarak sizler Boşanma Hukuku alanında uzman ve deneyimli avukat kadromuzla hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız. Ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Boşanma Tanıma Tenfiz Davası

Tanıma tenfiz davası 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un İkinci Kısmı’nda düzenlenmiştir.

Boşanma Tanıma ve Tenfiz Davası Nedir?

Boşanmaya ilişkin olarak açılacak tanıma tenfiz davası 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un İkinci Kısmı’nın İkinci Bölümü’nde Tenfiz Kararı başlıklı 50. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi için yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmelidir.

Yine 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Tanıma başlıklı 58. maddesi uyarınca yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartları taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da bu şekilde mahkemece tespit edilmelidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de bir idari işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanacaktır.

Yukarıda da belirtildiği üzere yabancı bir ülkede alınan kararlar doğrudan Türkiye’de geçerli olmayacaktır. Yabancı bir mahkemeden verilen kararın Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri tarafından tanınarak uygulanabilir sayılması için taraflarca Türk Mahkemelerinde tanıma tenfiz davası açılması gerekmektedir.

Boşanma davalarında da usul aynı şekildedir. Rusya’da boşanan bir çift hakkında verilen karar Türk yargısı nezdinde doğrudan geçerli olmayacaktır. Kararların direkt geçerli olmaması miras hukuku, nafaka velayet, mal paylaşımı vb. konularda belirsizlik yaratabilmektedir. Ayrıca yurt dışında alınan boşanma kararının Türkiye’de doğrudan uygulanabilir olmaması sebebiyle tarafların Türkiye’de ya da bir Türk vatandaşıyla evlenebilmeleri medeni halleri hala evli olduğundan mümkün olmamaktadır. Bu açıdan söylenmelidir ki tarafların herhangi bir hak kaybının önüne ilk aşamada geçebilmesi adına Türk mahkemelerinde tanıma ve tenfiz davası ikame edilmesi büyük öneme sahiptir.

Yabancı mahkemelerden alınmış boşanma kararı, Türkiye’de tanıma tenfiz davası açılmasıyla tanıma ile kesin delil ve kesin hüküm oluşturmakta, tenfiz ile boşanmaya ilişkin karar icra edilebilir, sanki bir Türk mahkemesi tarafından karar verilmişçesine bir hale gelmektedir.

Boşanma Tanıma ve Tenfiz Davası Nasıl Açılır?

Yabancı bir mahkemede verilmiş olan boşanma kararı için açılacak tanıma tenfiz davasında davacı tarafça tenfiz isteminde bulunulurken birtakım hususlara dikkate edilmesi gerekmektedir.

Bu dava açılırken boşanma kararının tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilecektir. Tenfiz istemi dilekçe ile yapılacaktır ve dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenecektir. Dilekçe içerisinde şu hususlara yer verilmesi gerekmektedir:

  • Tenfiz talebine ilişkin olarak tenfiz isteyen taraf ile karşı taraf ve karşı tarafın varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri,
  • Tenfiz talebinde bulunulan boşanma kararına ilişkin hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilamın tarih ve numarası ve verilmiş olan hükmün özeti,
  • Yabancı mahkeme tarafından hükmolunmuş boşanmaya ilişkin kararın bir kısmı hakkında tenfiz isteniyorsa hangi kısım için tenfiz edilmesinin istendiği.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Dilekçeye Eklenecek Belgeler başlıklı 53. maddesi uyarınca yurt dışında alınmış bir boşanma kararı tenfizi ve tanınması için ikame edilecek tanıma tenfiz davasında dilekçe ekine yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi de belge olarak eklenmelidir. Bu belgelere ek olarak pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopisi ile vesikalık fotoğraflı vekaletname de dilekçeye eklenmelidir. Vekaletnamede yer alan hususlar tanıma tenfiz davasının ikame edilmesinde büyük öneme sahip olacaktır. Vekaletname içerisinde davacı taraf için yurt dışında verilmiş boşanma kararına ilişkin tanıma ve tenfiz davası açmayla yetkilendirme hususu açıkça belirtilmiş olmalıdır.

Dilekçenin verilmesini takiben, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 55. maddesi uyarınca tenfiz davasına ilişkin dilekçe duruşma günü ile karşı tarafa tebliğ edilecektir. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin dilekçeler de aynı şekilde tebliğ edilecektir. Ancak hasımsız ihtilafsız kaza kararlarında karşı taraf olmadığından tebliğ hükmü uygulanmayacaktır.

Asliye hukuk mahkemesi tanıma tenfiz davası için incelemeyi, basit yargılama usulü uyarınca dosya üzerinden yaparak karara bağlayacaktır. Bu davalarda basit yargılama usulü yürütüleceğinden tanık dinletilmeyecek, keşif yapılmayacak ve bilirkişi incelemesi zorunlu olmadığı müddetçe yürütülmeyecektir. Asliye hukuk mahkemesi yalnızca yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş olan boşanma kararının tanıma ya da tenfiz koşullarını sağlayıp sağlamadığı hakkında incelemede bulunacaktır.

Yine yabancı bir mahkemenin boşanmaya ilişkin kararının tanınması talebi halihazırda Türk mahkemelerinde görülmekte olan bir davada da ileri sürülebilecek ve asıl yargılamanın tabi olduğu usule göre tanıma işlemi yapılabilecektir. Tanımaya ilişkin talep Türk mahkemesinde halihazırda görülmekte olan bir davada ileri sürülebilse de tenfiz talebinde ayrı bir şekilde dava açılmalıdır.

Karşı taraf tanıma ve tenfiz davasında yalnızca tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilecektir.

Boşanma Tanıma ve Tenfiz Davası Nerede Açılır?

Yabancı bir mahkemede verilmiş boşanma kararı hakkında tanıma tenfiz davası ikame edilmesi halinde 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 51. maddesi uyarınca görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca tenfiz kararları kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sakini olduğu yer mahkemesi, Türkiye’de yerleşim yeri veya sakini olduğu bir yer yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilecektir.

Boşanma Tanıma ve Tenfiz Davası Ne Kadar Sürer?

Yabancı bir mahkemeden alınmış boşanma kararı için açılacak olan tanıma tenfiz davası için davalı eski eşe tebligat yapılabilmesi gerekmektedir. Tebligatın yapılmasında taraflar yurt dışında ikamet ettiği takdirde tebligat süreci yavaş işleyebilmektedir. Usulüne uygun olarak tebligat yapılamadığı takdirde tanıma ve tenfize ilişkin davanın sonuçlanabilmesi mümkün olmayacaktır. Tebligatın Türk vatandaşı olan bir kimseye yapılması halinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu kullanılarak bu siyasi temsilcilikler eliyle dilekçe tebliğ edilebilecektir. Tebligat içerisinde tebligatın konusu ile otuz gün içinde tanıma ve tenfiz adına başvuruş yapılmaması halinde tebliğin yapılmış olacağı ihtarı yapılacaktır.

Karşı tarafın yabancı uyruklu olması halinde tebligat yabancı uyruklu kişiye Adalet Bakanlığı aracılığıyla yapılacaktır. Duruşma gününü bildirecek olan tebligatın, yabancı uyruklu kişiye üç ay önceden gönderilmesi gerekmektedir.

Tanıma tenfiz davası sürecinde yabancı mahkemeden alınmış olan boşanma kararının tenfiz edilebilmesi için şu şartları sağlaması gerekmektedir:

  • Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir.
  • Yabancı mahkeme tarafından verilmiş olan karar Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olmalı veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmamalıdır.
  • Yabancı mahkeme tarafından verilen hüküm kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamalıdır.
  • Yabancı ülke kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişi hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut hakkında bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişi yukarıdaki hususlardan birisine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olmalıdır.

Bu şartları sağlamayan taraf veya taraflar boşanma kararı için tanıma tenfiz davası ikame edemeyecektir. Davaya ilişkin olarak yapılacak duruşmalara davacı tarafın ya da vekili sayılacak avukatın katılmaması halinde dava işlemden kaldırılacak ve kanunen belirlenen süre içinde yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. Davalı tarafın duruşmalara katılması zorunlu değildir. Katılmayan davalının yokluğunda dava devam edilecek, tanıma ve tenfize ilişkin karar verilecektir. Ancak davalıya yukarıda da belirtildiği üzere kesinlikle dava dilekçesi ve duruşma tarihinin tebliğ olunması kanunen zorunludur.

Asliye hukuk mahkemesi yabancı bir mahkemede verilmiş boşanma kararına ilişkin olarak tanıma tenfiz davası kapsamında yapacağı inceleme sonucunda, ilamın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verecektir. Bu karar yabancı mahkeme tarafından verilen kararın altına yazılacak ve hakim tarafından mühürlenip imzalanacaktır. Tenfizine karar verilen yabancı mahkeme kararları Türk mahkemelerince verilmiş kararlar gibi icra olunacaktır. Bu karar geçmişe etkili olarak yabancı mahkeme tarafından verilmiş olan boşanma kararı tarihinden itibaren hüküm doğuracaktır.

Yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanmaya ilişkin kararın tanıma ve tenfiz davalarında taraflar tenfiz isteminin kabulü veya reddi hakkında verilen kararları temyiz edebilecektir. Temyiz ile tenfiz hakkında kabul veya redde ilişkin kararın yerine getirilmesi durdurulacaktır. Taraflar ilk olarak istinaf sonrasında ise temyiz kanun yolunu kullanabilecektir.

Yabancı mahkeme tarafından verilen boşanma kararının tenfiz şartlarını taşıdığına ilişkin asliye hukuk mahkemesince tespit yapılmasını takiben yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi kapsamında tanınabilecektir.  5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması tenfiz şartı tanımada uygulanmayacaktır. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması ve yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de bir idari işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanacaktır. Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edecektir.

Yabancı bir ülkenin mahkemesinde verilmiş olan boşanma kararının Türk mahkemelerinde tanınması ve tenfizi adına yürütülecek tanıma tenfiz davası büyük önem taşımaktadır. Tanıma tenfiz davasında davacı ya da davalı tarafın temsil edilmesinin olumlu sonucu olarak yargılama süreleri kısalmakta, yargılama süreci için harcanacak meblağlar azalmaktadır. Tanıma tenfiz davası süreçlerinizde problemler yaşamamanız ve hukuki sürecin kolayca çözümlenmesi adına alanında uzman ve tecrübeli avukatlarla çalışmak gerekmektedir. Otluoğlu Hukuk olarak siz müvekkillerimize boşanma kararının tanınması ve tenfizi süreçlerinde hukuki danışmanlık hizmeti sağlamaktayız. Yabancı bir mahkemeden alınan boşanma kararının tanınması ve tenfizi süreçleri hakkında ayrıntılı bilgi için İletişim kısmında yer alan destek hattımız ve e-posta adresimiz aracılığıyla tarafımızla iletişime geçebilirsiniz. İletişim adreslerimizi kullanarak randevu almak istediğiniz konuyu tarafımıza ilettiğiniz takdirde ön bilgilendirme alabilir ve randevu tarihinizi belirleyebilirsiniz.

Boşanma Davasında Mesaj Dökümleri ve Telefon Kayıtları

Boşanma davalarında telefon kayıtları, mahkeme kararıyla telefon dökümü istenmesi birçok davada sık rastlanan bir durumdur. Ancak aile mahkemesi tarafınca boşanma davasında cep telefonu ile meydana getirilen görüşmelerin kayıtları, sesli yahut metin halinde dökümünün GSM firmasından talep edilerek kullanılması olası değildir. Böyle bir istem ile aile mahkemesine gidilmesi halinde istem reddedilir. Bu talebin kabul edilmesi halinde dahi geçmişe dönük olarak operatör tarafınca kullananların görüşmelerini kaydetmesi, dinlemesi ya da üçüncü kişiler ile paylaşılmasını suç oluşturacağı açıktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları hangi hallerde ve hangi koşullarda istenebilir makalemizde ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Ceza hukuku kapsamında alakalı kanun ve yönetmelikler dikkate alınarak telefon dinlemelerinin yapılması mümkün tutulmuştur. Ancak aile hukuku çerçevesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi olası değildir. Boşanma davasında telefon kayıtları kullanımının sağlanması için bu mevzuda ancak muayyen mevzularda bu talebin iletilmesi mümkün olacaktır. Boşanma sürecinde genel olarak aldatma temelli olarak gerçekleşen davalarda telefon kayıtları ve whatsapp konuşmaları kullanılmak istenmektedir. Ancak yine belirtmekte fayda vardır ki, boşanma davalarında telefon kayıtları yalnızca kişiler arasında gerçekleşen iletişimin sıklığı, niteliği ve niceliği hakkında bilgi verebilmektedir. Kişilerin sandığının aksine telefon mesajlaşmalarının içeriğine ulaşabilmek ve bunları kullanabilmek boşanma davaları bakımından mümkün değildir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları, geçmişe dönük telefon konferans kayıtları taraflardan biri tarafınca aile mahkemesinde görülen boşanma davası kapsamında istem ile öne sürülmesi durumunda genel olarak geri çevrilir. Öte taraftan genelde GSM operatör şirketi tarafınca geçmişe dönük kayıt tutulması ya da paylaşılması da kanunlara aykırılık teşkil edeceği için konun değişik boyutlar erişmesi mümkündür. Tüm bunlara rağmen boşanma davasında mahkeme tarafınca telefon kayıtlarına ilişik istenecek muayyen hususlar da bulunmaktadır. Bunlar:

  • Sıklıkla aranan ve görüşülen numaralar,
  • Bu aramaların meydana geldiği tarih ve saatler,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan numaralar,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan tarih ve saatler olarak sıralanabilir.

Boşanma davası tarafınca ancak bu ve bunlara benzer biçimde bilgilerin isteme konu edilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları dendiğinde akla gelen ve davada irdelenebilecek tek husus bunlardır.

Boşanma Davasında Telefon Dökümleri

Boşanma davasında geriye dönük telefon kayıtları ya da anlık kayıtların isteme konu edilmesi olası değildir. Aranan ve bildiri gönderilen numaralar ile iletişim saatleri ve tarihleri haricinde herhangi bir bilginin paylaşımı da olası değildir. Aile mahkemesi tarafınca ek olarak bu dökümlerin celp edilmesi söz konusu değildir. Boşanma davasında davayı açan ve aldatma iddiasında bulunan eş, boşanmak istediği eşinin hangi numaralarla ne sıklıkla konuştuğuna ilişkin bir dökümü talep edebilir. Mahkeme de bu talebi onaylayarak operatör şirketinden hat sahibinin dökümlerini isteyebilir. Boşanma davalarında telefon kayıtları hususunda yapılabilecek ve kullanılabilecek tek şey bundan ibarettir. Ancak bu da aldatılmayı kanıtlayabilecek bir delil oluşturmakta yeterli olacaktır. Sanılanın aksine aldatma sadece konuşma içerikleriyle ispatlanmak zorunda değildir. Yargıtay kararlarında belirli sıklığı aşan konuşma ve mesajlaşmaların aldatılma ve eşe karşı ilgi yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlamını taşıdığını desteklemektedir.

İlgili telefon numaraları ile hangi sıklıkta görüşüldüğünün ortaya çıkarılması olası olsa da içerik olarak neleri barındırdığının bilinmesi olası olmayacaktır. Hali hazırda operatör firmaları da bu bilgilerin içeriklerini değil dökümlerini muayyen olarak paylaşabilirler. Boşanma davasında telefon kayıtlarının istenmesi değişik şekillerde davaya tesir edecektir. Alanında uzman olan avukatlarla işinizin yürütülmesini istiyorsanız İstanbul Boşanma Avukatı ve Kartal Boşanma Avukatı mızla iletişime geçebilirsiniz. Boşanma davasında telefon dökümleri konusunda en ayrıntılı bilgiyi avukatınızdan alabilirsiniz.

Boşanma Davasında Mesaj Dökümleri

Mahkeme kararıyla telefon ve arama dökümünde olduğu gibi aile mahkemesi tarafınca mesaj dökümlerinin alınması da mümkün değildi. İçeriğinin görülmesi olası olmasa da yine bunlara ilişkin olarak mesajlaşılan tarihlerin ve saat aralıklarının öğrenilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları ve mesaj dökümleri bu anlamda içeriksel olarak olmasa da biçimsel olarak davanın gidişatına katkı sağlamaktadır.

Mesajların boşanma davasında kanıt olarak kullanılmasını sağlamak için mesajın kayıtlı olduğu cep telefonunun mahkemeye sunulması gerekir. Öte taraftan bu mesajları kabul eden kişiler tarafınca yapılacak tanıklık da tekrar mesajların içinde ne olduğu hakkındaki malumat verecektir. Delil olarak bu mesajların kullanılması için eşlerin de ara sıra tasdik verdikleri görülmektedir. Bu kayıtların içeriklerinin görüntülenmesi ve paylaşılması olası olmayacağı için değişik stratejiler üstünden boşanma davasının seyrinin değiştirilmesi gerekir. Aksi halde onay verilmeksizin kullanılan bu belgeler özel hayatın ya da duruma göre kişiler arası iletişimin ihlali anlamına gelecek ve Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılabilir hale gelecektir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları sınırlı bir kullanım alanına sahiptir. Operatörler kişilere ait telefon iletişim kayıtlarını belirli bir süre bünyelerinde muhafaza etmektedirler. Bu süre de beş yılla sınırlıdır. Bu sebeple, kullanılmak istenen kayıtların maksimum beş yıl önceye gitmesi gerekmektedir. Yalnızca mahkeme kararıyla istenebilen bu kayıtlar şahsen gidip alınabilecek kayıtlar değildir. Ses kaydı ve arama kaydı gibi daha özel nitelikte bilgilere ise mahkeme kararıyla dahi ulaşılması mümkün değildir. Zira bunlara ilişkin iletişimin tespiti kararı olmaksızın operatör şirketinin kendiliğinden tutacağı kayıt Türk Ceza Kanunu uyarınca suç teşkil edecektir. Operatör şirketi hiçbir şekilde iletişimi kayda alamaz. Bunu yapacak olan makam Cumhuriyet Savcılığı istemiyle Bilgi ve Teknoloji Kurumu olacaktır. Dolayısıyla boşanma davalarında telefon kayıtları kullanılması mümkün değildir.

Boşanma Davasında WhatsApp Kayıtları İstenir Mi?

Boşanma davasında WhatsApp kayıtları tıpkı kısa mesaj (SMS) ve telefon kayıtlarında olduğu benzer biçimde içinde ne olduğunun talebi olası değildir. Eğer evvelinde savcılık sonucu ile bu kayıtların alınmasına ilişik bir husus belirlenmemiş ise boşanma davalarında bu kayıtların bir önemi yoktur.

Öte taraftan operatörden hangi numaralar ile hangi tarih ve saatlerde müzakere yapıldığı bilgisinin talep edilerek muamele yapılması da mümkündür. Boşanma davasında telefon kayıtlarının içeriğinin istenmesi teknik olarak mümkün olmayacaktır. Ne kadar vakit ve ne kadar sıklıkla ilgili numaralarla görüşüldüğünün belirlenmesi de birçok yönden boşanma davalarının seyrinin değişmesinde müessir olan mühim bir faktör olarak kabul edilir. SMS, WhatsApp ve telefon kayıtlarının içerikleri istenemeyecektir. Bu yazımızda boşanma davalarında telefon kayıtları istenir mi sorusunun yanıtını ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Daha ayrıntılı bilgi almak ve durumunuzu aktarmak için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Özellikle aldatmaya dayalı olarak açılan boşanma davalarında kullanılmak istenen iletişim kayıtları, telefon kayıtları en fazla beş yıl öncesine dayanmalıdır. Operatör şirketlerinin tuttuğu kayıtlar nedeniyle daha öncesine dayanan kayıtlara ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu takdirde kendisini tanıkla ispat etmek zorunda kalacak aldatılan eşin işi zorlaşacaktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları ile ilgili, yazımızda tüm ayrıntılara elimizden geldiğince değinmeye çalıştık. Alanında uzman ve deneyimli kadromuzla sizlere bu zor süreçte yardımcı olmak bize mutluluk verecektir. Boşanma davanızı yürütebilmek için tarafımıza çıkaracağınız özel dava vekaletnamesi ile birlikte boşanma sürecinizi en sağlıklı ve hızlı biçimde, güvenilir ellere teslim etmenin rahatlığıyla geçirebilirsiniz. İstanbul boşanma avukatı olarak boşanma davalarında telefon kayıtları hakkında ayrıntılı ve güvenilir bilgi için bize her zaman ulaşabilirsiniz.

Ümraniye Boşanma Avukatı

Ümraniye Boşanma Avukatı

Ümraniye boşanma avukatı ihtiyacınızı Otluoğlu Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu ile iletişime geçerek karşılamanız mümkün. Aile hukuku ve boşanma davalarına yönelik sorularınızı direkt uzman boşanma avukatı ekibimize sorabilirsiniz. Yasal çerçevede sonlandırılmasını arzu ettiğiniz evlilik birliğinizin, anlaşmalı ya da çekişmeli boşanma davası süreçlerine bakılırsa değerlendirilmesinde ihtiyacınız olan malumat ve yorumları ortaya koymaktayız. Sizler de Ümraniye boşanma avukatı ile alakalı ihtiyaçlarınıza cevap ararken, sitemizde bulunan yazışma bilgilerinden bize ulaşabilirsiniz. Böylece anlaşmalı boşanma davası ya da karşı tarafın boşanmak istemediği durumlarda çekişmeli boşanma davası ile alakalı malumat alabilirsiniz.

Ümraniye Boşanma Avukatlık Hizmetleri

Boşanmak istediğinizde hangi adımları atacağınızı, nereden başlamanız icap ettiğini ve hangi evrakları hazırlamanızın gerektiğini tecrübeli Ümraniye boşanma avukatlarından öğrenebilirsiniz. Boşanmaların öncesinde, boşanma süreçlerinde ve ondan sonra siz kıymetli müvekkillerimizin karşılaşabilecekleri durumlara karşı evvelinde bilgilendirmeler meydana getiren avukatlarımız yardımıyla bu süreçleri daha huzurlu bir şekilde atlatmanıza destek oluyoruz.

Boşanma avukatınız nafaka süreçlerinizde, mal varlığının paylaşılmasında, velayet ve öteki bütün alanlardaki haklarınızla alakalı olarak sizleri bilgilendirecektir. Aklınıza takılan bütün mevzularda danışmanlık almak için yazışma sayfamızdaki detayları kullanarak bize ulaşabilirsiniz.

Boşanma Davalarında Gerekçeler

Eşlerden birinin boşanmak istemesi halinde birtakım evrakları sunması gerekmektedir. Boşanma dilekçesi örneği için tecrübeli Ümraniye boşanma avukatı kadrosuna hukuk ofisimiz aracılıyla ulaşabilirsiniz. Bununla beraber boşanmayı gerektiren gerekçelerin incelenmesi gerekmektedir. Bu noktada işinde bir boşanma avukatı ile çalışmak başarılı bir netice alma şansınızı arttıracaktır.

Dilekçenin muhteviyatında hangi gerekçeyle boşanmak istediğinizi bildirmeniz; maddi ya da manevi tazminat davalarının açılması taleplerinizi ve buna dair bildirimleri yapmanız gerekmektedir. Önemli bir not olarak, dilekçelerde adreslerin tam olarak sunulmasına itina gösterilmelidir. Ümraniye boşanma avukatı ile iletişime geçerek boşanma davalarının hangi gerekçelerle açılabileceğine dair sorularınıza cevap bulabilirsiniz.

Boşanmanın gerçekleşmesi için gösterilecek olan sebepler içinde aldatma şeklinde hususi nedenler, konutun terk edilmesi, şiddetli geçimsizlik şeklinde birtakım somut gerekçeler bulunmalıdır. Bu nedenle boşanma nedenleri, boşanmanın seyri ve delillerin toplanması şeklinde bu süreçte ustalaşmış bir boşanma avukatı ile çalışmak faydanıza olacaktır.

Ümraniye Anlaşmalı Boşanma Avukatları

Aile Mahkemesi tarafınca görülecek olan anlaşmalı boşanma davalarında Ümraniye boşanma avukatı ekibimiz yardımıyla tek celsede hedefinize ulaşabilirsiniz. Bu biçim davalarda evlilik birliğinin minimum 1 sene süreyle devam etmesine dikkat edilerek davalara ilişik talepler değerlendirilmektedir. Müvekkillerinin boşanma davaları için ihtiyaç duyulan şartlara müsait olup olmadığının cevabını verecek olan Ümraniye Boşanma Avukatı yazışma sayfasındaki detayları kullanarak ulaşabilirsiniz. Ek bir malumat olarak, anlaşmalı boşanma davası ile alakalı süreçler çekişmeli boşanma davalarına bakılırsa fazlasıyla kısa bir müddette tamamlanmaktadır.

Ümraniye Çekişmeli Boşanma Avukatları

Eşlerden birisinin boşanmayı istememesi halinde ise, boşanmayı isteyen eş tarafınca Aile Mahkemesi’ne verilecek olan dilekçe ile çekişmeli boşanma davaları başlatılmaktadır. Ümraniye çekişmeli boşanma avukatları içinde işini özenle ve titizlikle meydana getiren uzman kadromuzla müşerref olmak ve sorularınızı sormak için bürolarımızı ziyaret edebilir, yazışma sayfamızdaki bilgiler vesilesiyle bize ulaşabilirsiniz.

Ümraniye boşanma avukatı kadrosu ile çekişmeli boşanma davalarının ne kadar süreceğini, dilekçelerin ne şekilde yazılması icap ettiğini ve delillerin toplanmasına ilişik bilgileri görüşebilirsiniz. Eşlerden birinin boşanmayı istemesini gerektirecek sebeplere ilişik delillerin hazırlanmasında, dilekçelerin yazılmasında, takiplerin gerçekleştirilmesinde ve savunmaların yapılmasında lüzumlu süreçleri sizinle beraber, sizin adınıza yürütmekteyiz.

Ümraniye Boşanma Davası Sonrası Danışmanlık

Çekişmeli boşanma davası şeklinde durumlarda en zorlu mevzular içinde mal paylaşımı, nafaka davaları ve velayet şeklinde mevzular gündeme gelmektedir. Bu nedenle boşanma davası öncesinde ve boyunca tecrübeli Ümraniye boşanma avukatlarından oluşan ekibimizden hukuki yardımcı alabilirsiniz. Verilecek olan kararlara ayrıca nafaka, tazminat, velayet, soy bağının reddi, mal diyetinin tasfiyesi şeklinde davaların açılması için ihtiyaç duyulan hukuki altyapının oluşturulması noktasında da bize ulaşabilirsiniz.

Boşanma davasından sonraki adımlarda da hakkınızı alabilmeniz için devamlı yanınızda olmaya devam ediyoruz. Dava süreçlerinin daha sıhhatli bir halde sürdürülmesi ve takiplerinin yapılmasında yardımcı olan boşanma avukatı yardımıyla hukuki anlamda doğru adımlar atacak, başarı şansınızı arttıracaksınız.

Hukuk büromuzla yapacağınız görüşmelerde hangi hizmetlerden yararlanmak istediğinizi belirtebilir, Ümraniye boşanma avukatı tutarları ve boşanma davasına ilişik öteki bilgileri öğrenebilirsiniz. Bizlere ulaşıp bütün sorularınızı sormak için İletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.

Şile Boşanma Avukatı

Şile boşanma avukatı çekişmeli ve anlaşmalı boşanma olarak iki şekilde gerçekleşen boşanma davalarındaki avukata halk arasında verilen isimdir. Boşanma avukatı bir meslek dalı olmamakta ise de; aile hukuku alanında mesleki tecrübesi diğer dallardan daha fazla olan avukatlar topluluk içinde boşanma avukatı olarak anılmaktadır. Bu nedenle biz de mevzunun daha iyi anlaşılması açısından yazımızda boşanma davası avukatı tabirini kullanacağız.

Boşanma davası eşlerden birinin ya da her ikisinin beraber, birlikteliği sona erdirmek mevzusundaki talebini mahkemeye bir dilekçe ile sunması ile başlar. Eşlerden birine boşanma davası açma hakkı veren sebeplerden bazılarında bu hak sadece 6 aylık süre içerisinde kullanılabilir. Zina, Hayata Kast, Kötü Muamele ve Onuru Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanmak isteyen eşin bu nedeni öğrenme tarihinden itibaren 6 aylık süre içerisinde boşanmak üzere mahkemeye başvurması gerekir. Affeden eşin bu sebeplerle dava açma hakkı yoktur.

Boşanma davaları anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma adı altında iki değişik biçimde görülmektedir. Çekişmeli boşanma ve aynı zamanda anlaşmalı boşanma; eşlerin ve var ise evlatlarının boşanma sonrasındaki hayatlarını önemli seviyede etkileyen sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle tarafların haklarını bilmesi, sürecin doğru yürütülmesi, kararların her iki taraf ve var ise evlatların menfaatine en uygun şekilde olması için sürece bir avukatın katılımı doğru olacaktır. Bu süreçte Şile boşanma avukatı olarak hukuki olarak sizleri yönlendirmekteyiz.

Boşanma davası avukatı gerek boşanma davalarında gerekse boşanmanın hemen sonrasında açılacak olan mal paylaşımı davalarında mühim bir role sahiptir. Usulünce verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme neticesinde davacı ve davalı taraflara hukuki açıdan bazı hak ve sorumluluklar yüklenebilmektedir. Bu hak ve yükümlülükler birçok vakit geri dönülmesi zor hatta imkânsız sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle bu sürecin boşanma davası avukatı ile beraber yürütülmesi ehemmiyet arz etmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma ne kadar devam eder sorusuna net bir yanıt verilmesi olası değildir. Ancak çekişmeli boşanma davalarına göre çok kısa sürmektedir. Anlaşmalı boşanma davalarının kısa sürmesinin başlıca sebebi taraflar bakımından mahkemede görülecek herhangi bir uyuşmazlığın bulunmamasıdır. Boşanma avukatı vesilesiyle hazırlanmış anlaşmalı boşanma protokolüne dayanılarak bu konudaki boşanma davalarında sıklıkla ilk celsede sonuç alınabilmektedir. Bu bağlamda anlaşmalı boşanma davaları kaç gün devam eder sorusuna; mahkemelerin duruşma ve iş yoğunluğu dikkate alınarak yaklaşık 30 ile 90 gün içinde sürebileceği biçiminde bir yanıt vermek mümkündür. Şile boşanma avukatı bu sürenin kısalması için çaba göstermektedir.

Her iki eşin boşanma ve boşanmanın neticeleri ile alakalı olarak her mevzuda mutabık olması halinde eşlerden biri ya da her iki eş beraber mahkemeye başvurarak anlaşmalı boşanma isteyebilmektedir. Eşlerin boşanmaya ilişik anlaşmaları bir boşanma protokolü ile düzenlenir. Boşanma protokolü hakimin onayına sunulur. Boşanma dilekçesi ve boşanma protokolünün mahkemeye sunulmasından sonrasında bir duruşma günü verilir. Duruşma gününde hakim tarafları ve var ise tanıkları dinler ve boşanma protokolünü usulüne uygun bulması halinde tek celsede boşanmaya karar verir. Şile boşanma avukatı anlaşmalı boşanmada sizi temsil edebilmektedir.

Şile boşanma avukatı olarak baktığımız bir diğer dava ise mal paylaşımı davasıdır. Mal paylaşımı davası kaide olarak tarafların mahkeme sonucu ile boşanmalarına karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi ile açılması mümkün olan bir dava türüdür. Boşanma davası ile beraber mal paylaşımı davasının beraber açılması olası ise de; boşanma işlemi resmi olarak gerçekleşmeden mal paylaşımı yapılamayacağından mahkeme tarafınca boşanma davası bekletici vaziyet oluşturmaktadır.

Sancaktepe Boşanma Avukatı

Sancaktepe boşanma avukatı olarak aile hukukundan kaynaklanan boşanma sürecinizde sizlere hizmet vermekteyiz. Boşanma davaları ailenin temelden sarsıldığı durumlarda evliliği sonlandırma amacıyla ortaya çıkan dava türleridir. Çekişmeli veya anlaşmalı olarak görülebilen bu davalarda tarafların karşılıklı olarak yaşamış olduğu sorunlar neticesinde aile birliğinin sonlandırılması amacı güdülür. Eşlerin asgari müştereklerde anlaşması anlaşmalı boşanma davalarının açılabilmesi için yeterli olmaktadır. Bu tür davalar hem kısa müddette sonuçlanır aynı zamanda tarafların ortak kararları baz alınarak hareket edilir. Aksi durum olan ve taraflardan birinin boşanmayı hiç kabul etmemesi ya da taleplerde anlaşılamaması sonucunda ise çekişmeli boşanma dediğimiz dava açılmak zorundadır. Bu süreç çok daha sancılı ve uzun bir süreç olup Sancaktepe boşanma avukatı ihtiyacınız özellikle bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Boşanma Avukatı Danışmanlık

Büromuz gayrimenkul hukuku, ticaret hukuku, inşaat hukuku ve bilişim hukuku başta olmak üzere her türlü desteği sunmaktadır. Boşanma avukatı bu mevzular ile alakalı olarak tapu tescil, tesis, inşaat ve iptal sözleşmelerinin hazırlanması tarzındaki hususlarda lüzumlu olan tüm izin ve ruhsatların sağlanması şeklinde mevzularla da ilgilenmektedir.

Davaların takibinin yanı sıra açılması, bayındır mevzuatlarına uyum, kira sözleşmelerinin düzenlenmesi, binaların riskli olup olmadıklarına bakılması ve riskli yapıların boşaltılması şeklinde tüm hukuksal mevzularda hizmetlerini sunmaktadır. Müvekkillerin adli ya da idari yargıya yansımış ya da yansıyacak olan dava süreçlerinde hizmet vermektedirler.

Sancaktepe boşanma avukatı da kendi branşlarındaki mevzular doğrultusunda hakim oldukları konuya özgü olarak önlerine gelen hukuksal mevzuları değerlendirirler. Bu vakit zarfında müvekkillerin hatalı ya da hatasız olarak nitelendirip, yargılamazlar. Yani kabahat kavramıyla ilgili olan ilişkilerine değil de hak ve özgürlükler doğrultularında işlemler yapılır.

Boşanma Avukatı Danışmanlık Hizmetleri

Sancaktepe boşanma avukatı olarak davalara yönelik velayet, tazminat, nafaka seçimi her türlü mevzuda destek olmaktadırlar. Ceza avukatlarımız cezai şikayet, soruşturma, takibat vb. her türlü dosya için tüm hizmetleri sunmaktadır. İcra avukatlarımız alacak tahsili, haciz, satış ve alış şeklinde hizmetler sunmaktadır. Marka avukatı ve patent avukatlarımız sınai ve fikri mülkiyet hukuku içinde sizlere hakların korunması ve devamı hususunda her türlü yardım ve desteği de sunmaktadır. Verdiğimiz hizmetler:

  • Ceza hukuku ve danışmanlık
  • Ticaret hukuku ve danışmanlık
  • Medeni hukuk ve danışmanlık
  • Miras hukuku ve danışmanlık
  • Bilişim hukuku ve danışmanlık
  • Arabuluculuk
  • Tazminat hukuku ve danışmanlık
  • Şirketler hukuku ve danışmanlık
  • Gayrimenkul hukuku ve danışmanlık

Boşanma Avukatı Hizmeti

Avukatlık mevzusu ile alakalı genel kural ve usuller kanun içinde belirlenmiştir. Boşanma avukatı kanunu içinde hükümlü bulunmayan hususlarda 6098 sayılı olan Borçlar Hukukunu düzenleyen 502 ve 514 sayılı maddelere de bakılması gerekir. 1136 sayılı olan avukatlık kanunu içinde yer edinen avukatlığın özgür bir halde yürütülen meslek olduğu belirtilmelidir. Sancaktepe boşanma avukatı size boşanma avukatı ihtiyacı çektiğiniz alanda hizmet verecektir

Avukatlar yargının kurucu unsurları olduğunu, mesleklerini özgür bir halde sürdürmekte olduklarını savunurlar. Herhangi bir hukuksal mevzu hakkında anlaşmazlıklar olduğu vakit hak ve adalete müsait bir halde hukuk kurallarını uygulamaları gerekmektedir. Bununla birlikte resmi ve hususi hakemler, kurumlar, şahıs ve hususlar ile alakalı hukuksal malumat ve tecrübelerini sizlere yardım edebilmek adına kullanmaktadırlar.

Boşanma Avukatı Ücretleri

Avukatlık meslek dalı genel olarak bağımsız ve bireysel bir halde yürütülen meslek faaliyetidir. Avukatlık tutarı da, avukatların hukuksal yardımlarının bir karşılığı olacak halde meblağ veya kıymeti simgelemektedir.

Avukatlar hukuk alanı içindeki malumat ve tecrübelerini insanların yararlanması için sunmaktadır. Her meslek dalı içinde olduğu suretiyle avukatlık mesleği içinde de öteki hukuksal danışmanlık ve hukuki hizmetler de ayrı bir fiyatlandırmaya dahildir. Boşanma avukatı ücretleri hususunda, ücret ödemeleri yasal bir zorunluluktur. Bundan ötürü avukatlık ücretleri belirlenmiştir. Bu ücretler ise belirtilen avukatlık asgari ücret ücretinin altında olamaz. Avukatlık asgari ücret ücretinin altında bir ücretle kontrat imzalamak yasal suçtur.

Avukatlık asgari ücret tarifelerinin daha altında bir vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz bir şekilde dava katılımı halinde, bu konum baro idare kurullarına bildirilmektedir. Gerekli görülen ceza ise bu kuruluş tarafınca belirlenir. Bu halde belirtilen tutarın altında ücretle hiç bir avukat iş alamamaktadır. Sancaktepe boşanma avukatı ile ilgili olarak bize ulaşabilirsiniz.

Oretra