alper otluoğlu

bosanma davalarında telefon kayıtlari- avukat alper otluoğlu

Boşanma Davalarında Telefon Kayıtları

Boşanma davalarında telefon kayıtları, mahkeme kararıyla telefon dökümü istenmesi birçok davada sık rastlanan bir durumdur. Ancak aile mahkemesi tarafınca boşanma davasında cep telefonu ile meydana getirilen görüşmelerin kayıtları, sesli yahut metin halinde dökümünün GSM firmasından talep edilerek kullanılması olası değildir. Böyle bir istem ile aile mahkemesine gidilmesi halinde istem reddedilir. Bu talebin kabul edilmesi halinde dahi geçmişe dönük olarak operatör tarafınca kullananların görüşmelerini kaydetmesi, dinlemesi ya da üçüncü kişiler ile paylaşılmasını suç oluşturacağı açıktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları hangi hallerde ve hangi koşullarda istenebilir makalemizde ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Ceza hukuku kapsamında alakalı kanun ve yönetmelikler dikkate alınarak telefon dinlemelerinin yapılması mümkün tutulmuştur. Ancak aile hukuku çerçevesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi olası değildir. Boşanma davasında telefon kayıtları kullanımının sağlanması için bu mevzuda ancak muayyen mevzularda bu talebin iletilmesi mümkün olacaktır. Boşanma sürecinde genel olarak aldatma temelli olarak gerçekleşen davalarda telefon kayıtları ve whatsapp konuşmaları kullanılmak istenmektedir. Ancak yine belirtmekte fayda vardır ki, boşanma davalarında telefon kayıtları yalnızca kişiler arasında gerçekleşen iletişimin sıklığı, niteliği ve niceliği hakkında bilgi verebilmektedir. Kişilerin sandığının aksine telefon mesajlaşmalarının içeriğine ulaşabilmek ve bunları kullanabilmek boşanma davaları bakımından mümkün değildir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları, geçmişe dönük telefon konferans kayıtları taraflardan biri tarafınca aile mahkemesinde görülen boşanma davası kapsamında istem ile öne sürülmesi durumunda genel olarak geri çevrilir. Öte taraftan genelde GSM operatör şirketi tarafınca geçmişe dönük kayıt tutulması ya da paylaşılması da kanunlara aykırılık teşkil edeceği için konun değişik boyutlar erişmesi mümkündür. Tüm bunlara rağmen boşanma davasında mahkeme tarafınca telefon kayıtlarına ilişik istenecek muayyen hususlar da bulunmaktadır. Bunlar:

  • Sıklıkla aranan ve görüşülen numaralar,
  • Bu aramaların meydana geldiği tarih ve saatler,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan numaralar,
  • Mesaj gönderilen ve mesaj alınan tarih ve saatler olarak sıralanabilir.

Boşanma davası tarafınca ancak bu ve bunlara benzer biçimde bilgilerin isteme konu edilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları dendiğinde akla gelen ve davada irdelenebilecek tek husus bunlardır.

Boşanma Davasında Telefon Dökümleri 

Boşanma davasında geriye dönük telefon kayıtları ya da anlık kayıtların isteme konu edilmesi olası değildir. Aranan ve bildiri gönderilen numaralar ile iletişim saatleri ve tarihleri haricinde herhangi bir bilginin paylaşımı da olası değildir. Aile mahkemesi tarafınca ek olarak bu dökümlerin celp edilmesi söz konusu değildir. Boşanma davasında davayı açan ve aldatma iddiasında bulunan eş, boşanmak istediği eşinin hangi numaralarla ne sıklıkla konuştuğuna ilişkin bir dökümü talep edebilir. Mahkeme de bu talebi onaylayarak operatör şirketinden hat sahibinin dökümlerini isteyebilir. Boşanma davalarında telefon kayıtları hususunda yapılabilecek ve kullanılabilecek tek şey bundan ibarettir. Ancak bu da aldatılmayı kanıtlayabilecek bir delil oluşturmakta yeterli olacaktır. Sanılanın aksine aldatma sadece konuşma içerikleriyle ispatlanmak zorunda değildir. Yargıtay kararlarında belirli sıklığı aşan konuşma ve mesajlaşmaların aldatılma ve eşe karşı ilgi yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlamını taşıdığını desteklemektedir.

İlgili telefon numaraları ile hangi sıklıkta görüşüldüğünün ortaya çıkarılması olası olsa da içerik olarak neleri barındırdığının bilinmesi olası olmayacaktır. Hali hazırda operatör firmaları da bu bilgilerin içeriklerini değil dökümlerini muayyen olarak paylaşabilirler. Boşanma davasında telefon kayıtlarının istenmesi değişik şekillerde davaya tesir edecektir. Alanında uzman olan avukatlarla işinizin yürütülmesini istiyorsanız İstanbul Boşanma Avukatı ve Kartal Boşanma Avukatı mızla iletişime geçebilirsiniz. Boşanma davasında telefon dökümleri konusunda en ayrıntılı bilgiyi avukatınızdan alabilirsiniz.

Boşanma Davasında Mesaj Dökümleri 

Mahkeme kararıyla telefon ve arama dökümünde olduğu gibi aile mahkemesi tarafınca mesaj dökümlerinin alınması da mümkün değildi. İçeriğinin görülmesi olası olmasa da yine bunlara ilişkin olarak mesajlaşılan tarihlerin ve saat aralıklarının öğrenilmesi mümkündür. Boşanma davalarında telefon kayıtları ve mesaj dökümleri bu anlamda içeriksel olarak olmasa da biçimsel olarak davanın gidişatına katkı sağlamaktadır.

Mesajların boşanma davasında kanıt olarak kullanılmasını sağlamak için mesajın kayıtlı olduğu cep telefonunun mahkemeye sunulması gerekir. Öte taraftan bu mesajları kabul eden kişiler tarafınca yapılacak tanıklık da tekrar mesajların içinde ne olduğu hakkındaki malumat verecektir. Delil olarak bu mesajların kullanılması için eşlerin de ara sıra tasdik verdikleri görülmektedir. Bu kayıtların içeriklerinin görüntülenmesi ve paylaşılması olası olmayacağı için değişik stratejiler üstünden boşanma davasının seyrinin değiştirilmesi gerekir. Aksi halde onay verilmeksizin kullanılan bu belgeler özel hayatın ya da duruma göre kişiler arası iletişimin ihlali anlamına gelecek ve Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılabilir hale gelecektir.

Boşanma davalarında telefon kayıtları sınırlı bir kullanım alanına sahiptir. Operatörler kişilere ait telefon iletişim kayıtlarını belirli bir süre bünyelerinde muhafaza etmektedirler. Bu süre de beş yılla sınırlıdır. Bu sebeple, kullanılmak istenen kayıtların maksimum beş yıl önceye gitmesi gerekmektedir. Yalnızca mahkeme kararıyla istenebilen bu kayıtlar şahsen gidip alınabilecek kayıtlar değildir. Ses kaydı ve arama kaydı gibi daha özel nitelikte bilgilere ise mahkeme kararıyla dahi ulaşılması mümkün değildir. Zira bunlara ilişkin iletişimin tespiti kararı olmaksızın operatör şirketinin kendiliğinden tutacağı kayıt Türk Ceza Kanunu uyarınca suç teşkil edecektir. Operatör şirketi hiçbir şekilde iletişimi kayda alamaz. Bunu yapacak olan makam Cumhuriyet Savcılığı istemiyle Bilgi ve Teknoloji Kurumu olacaktır. Dolayısıyla boşanma davalarında telefon kayıtları kullanılması mümkün değildir.

Boşanma Davasında WhatsApp Kayıtları İstenir Mi? 

Boşanma davasında WhatsApp kayıtları tıpkı kısa mesaj (SMS) ve telefon kayıtlarında olduğu benzer biçimde içinde ne olduğunun talebi olası değildir. Eğer evvelinde savcılık sonucu ile bu kayıtların alınmasına ilişik bir husus belirlenmemiş ise boşanma davalarında bu kayıtların bir önemi yoktur.

Öte taraftan operatörden hangi numaralar ile hangi tarih ve saatlerde müzakere yapıldığı bilgisinin talep edilerek muamele yapılması da mümkündür. Boşanma davasında telefon kayıtlarının içeriğinin istenmesi teknik olarak mümkün olmayacaktır. Ne kadar vakit ve ne kadar sıklıkla ilgili numaralarla görüşüldüğünün belirlenmesi de birçok yönden boşanma davalarının seyrinin değişmesinde müessir olan mühim bir faktör olarak kabul edilir. SMS, WhatsApp ve telefon kayıtlarının içerikleri istenemeyecektir. Bu yazımızda boşanma davalarında telefon kayıtları istenir mi sorusunun yanıtını ayrıntılı bir biçimde açıkladık. Daha ayrıntılı bilgi almak ve durumunuzu aktarmak için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Özellikle aldatmaya dayalı olarak açılan boşanma davalarında kullanılmak istenen iletişim kayıtları, telefon kayıtları en fazla beş yıl öncesine dayanmalıdır. Operatör şirketlerinin tuttuğu kayıtlar nedeniyle daha öncesine dayanan kayıtlara ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bu takdirde kendisini tanıkla ispat etmek zorunda kalacak aldatılan eşin işi zorlaşacaktır. Boşanma davalarında telefon kayıtları ile ilgili, yazımızda tüm ayrıntılara elimizden geldiğince değinmeye çalıştık. Alanında uzman ve deneyimli kadromuzla sizlere bu zor süreçte yardımcı olmak bize mutluluk verecektir. Boşanma davanızı yürütebilmek için tarafımıza çıkaracağınız özel dava vekaletnamesi ile birlikte boşanma sürecinizi en sağlıklı ve hızlı biçimde, güvenilir ellere teslim etmenin rahatlığıyla geçirebilirsiniz. İstanbul boşanma avukatı olarak boşanma davalarında telefon kayıtları hakkında ayrıntılı ve güvenilir bilgi için bize her zaman ulaşabilirsiniz.

istanbul-bosanma-avukati-otluoglu-av-tr

İSTANBUL BOŞANMA AVUKATI

İstanbul boşanma avukatı, başta anlaşmalı ve çekişmeli boşanma olmak üzere; evlilik sözleşmesi, mal paylaşım davası gibi hukuki süreçlerde de sizlere hizmet vermekte olan hukuk fakültesi mezunu, avukatlık ruhsatına sahip kişilerdir. Aile hukuku, toplumların geçmişten bugüne en mühim ve mübarek oluşumlarının başlangıcında gelir. Sevgi ve büyük emeklerle kurulan yuvalarda istenmeden de olsa vakit içinde birtakım problemler ile karşılaşılabilir. Sorunlar başlangıçta bu önemli kuruma yara verir ve devamında da yıkıma sebep olur. Yaşanan bu negatif durumlar aile içindeki bireylere başta çocuklar olmak suretiyle yıkıcı etkisini hissettirmektedir. İşte tam da bu süreçte İstanbul boşanma avukatı devreye girmekte ve aile hukuku alanında tarafların hukuki dönemi başlamaktadır.

Aile Hukuku, evlilik kurumunun bir araya getirmiş olduğu kişilerin aralarında geçen müesseselerin ele alındığı bir hukuk bölümüdür. Sadece çekirdek yapıda değil bununla birlikte akrabalar ve beraber yaşanılan yakınlar ile alakalı da geniş bir kapsama sahiptir. Kısaca Aile Hukuku çekirdek aileyi ele almakla yetinmez, akrabalar ile ilişkileri de barındırır. Otluoğlu  Hukuk Bürosu ve İstanbul boşanma avukatı olarak aile kurumu içinde yaşanabilecek her türlü probleminin çözümü için buradayız. Boşanmanın tek deva olarak görüldüğü durumlarda sizlere dalından uzman ve muteber avukat kadromuz ile hizmet veriyoruz. Tüm hukuki süreç süresince devamlı ciddi, samimi ve tarafların gizliliği ilkelerine bağlı kalıyoruz.

Aile Hukukunun Temel Mevzuatı 

Aile hukukunun temel mevzuatı, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4721 Sayılı TMK’nın 118 ile 494. Maddeleri aralığında düzenlenmiştir. Ayrıca 4787 Sayılı Aile Mahkemeleri ve 6284 Sayılı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunları da bu hukuk branşının birincil kanuni dayanakları arasındadır. Çünkü bu kanunlar da aile kurumunun korunmasına dair hükümler içermektedir. Aile Hukuku fazlaca geniş kapsamı olan bir alandır. Yukarıda belirttiğimiz kanunlarla güvence altına alınmasının yanı sıra Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın da hükümleri esas alınır. Bu bakanlık, temel olarak ailenin korunmasına yönelik siyasal kararların uygulanmasını sağlar.

Aile Hukuku Konusunda Verilen Hizmetler 

Günümüzde aile kurumunu ilgilendiren her türlü müesseseler Türk Medeni Kanunu tarafınca düzenlenmiştir. Bu kapsamda Aile Hukuku mevzusunda İstanbul boşanma avukatı olarak verdiğimiz hizmetleri şöyle listeleyebiliriz:

  • Boşanma davaları,
  • Nişan bozulmalarında tazminat davaları,
  • Nişan döneminde alınan maddi hediyelerin geri verilmesi,
  • Soybağı davaları,
  • Anlaşmalı boşanma davalarında protokol hazırlanıp yürürlüğe sokulması,
  • Çekişmeli geçen davalarda ise maddi ve manevi tazminatların mahkemeye sunulması,
  • Velayet ve nafaka davaları,
  • Velayet yahut nafaka hükümlerine uyulmadığında hukuki işlemlerin başlatılması,
  • Aile arasında yaşanmış olan şiddete bağlı olarak önlem kararları çıkarılması,

Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak yukarıdaki hizmetlere ek daha birçok hukuki çözümlerimiz mevcuttur. Evlat edinme süreçleri, evlilik sözleşmesi/ malvarlığı sözleşmesinin hazırlanması özetlemek gerekirse Aile Mahkemeleri tarafından gerçekleşen bütün hukuki sorunlarda tüm saydıklarımız ihtisas alanımızın içerisindedir.

Özellikle boşanma davalarının kendi içinde değişik bileşenlere ayrılmış olduğu düşünüldüğünde ustalaşmış bir hizmet almak doğru bir tercih olacaktır. Çünkü Aile Hukuku kapsamında boşanmalar tek yönlü ve yalnızca tek bir dava olarak görülmemektedir. Zina nedeniyle, terk nedeniyle, fena yahut haysiyet kırıcı alışkanlık nedeniyle ve onursuz yaşam sürme nedeniyle boşanma davaları bu bileşenlerden bazılarıdır. Eğer siz de güvenilir, saydam ve samimi bir hukuki hizmet arıyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz. İstanbul boşanma avukatı alanında tecrübeli avukat kadrosuyla Otluoğlu Hukuk Bürosu olarak size hizmet vermekten gurur duyacaktır.

ihtiyac-sebebiyle-tahliye-otluoglu-av-tr

İhtiyaç Sebebiyle Tahliye Davası

İhtiyaç Sebebiyle Tahliye Davası

İhtiyaç sebebiyle tahliye davası 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350 ve devamı maddelerinde belirtilmiştir.

İhtiyaç Sebebiyle Tahliye Davası Nedir?

Konut ve çatılı işyerlerinde 6 aydan uzun süreli olarak düzenlenmiş belirli veya belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kira ilişkisi olağan fesih kapsamında 10 yıllık uzama süresi sonunda sona erdirilebilmektedir. İhtiyaç sebebiyle tahliye hükümleri kiraya veren veya yeni malike gereksinim kapsamında kira sözleşmesini sürelere uygun bir biçimde feshetme olanağı sunmaktadır.

Kiraya veren kira sözleşmesini; kiralananı kendisi, eşi altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler arasında kiralananın kullanımı artık imkansız ise belirli süreli sözleşmeler bakımından sözleşme süresinin sonunda, belirsiz süreli sözleşmeler için kiraya ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nda gösterilen genel hükümlere göre fesih dönemi ve fesih bildirimi sürelerine uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içerisinde açacağı dava ile sözleşmeyi sona erdirebilecektir.

İhtiyaç sebebiyle tahliye davasını gerektiren bir diğer sebep ise yeni malikin gereksinimidir. Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanmak zorundaysa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içerisinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirdikten sonra kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı dava ile sona erdirebilecektir. Bu sözleşmeyi sona erdirme hakkı kira sözleşmesi süresinin bitiminden başlayarak bir ay içerisinde açacağı dava yoluyla da kullanabilecektir.

Yukarıda sayılan gereksinimlere örnek olarak durumlar aşağıda sıralanabilir:

  • Kendi konutunda oturan kiraya verenin sağlık sorunları, elverişli konum gibi sebeplere dayanarak kiralananda oturmak istemesi.
  • Evlilik sebebiyle kiraya verenin kendisinin veya çocuğunun kiralananda oturmaya ihtiyaç duyması.
  • Kiralananın aile içerisinde işyerine veya kiraya verenin çocuklarının okuluna yakın olması sebebiyle kiralanana ihtiyaç duyması.
  • Yurtdışında bulunan kiraya verenin yurda kesin dönüş yapması sebebiyle kiralanana ihtiyaç duyması.
  • Kiraya verenin eşiyle devam eden boşanma davası sonucu verilen ayrılık kararında veya eşinin ayrı oturmak istemesi kapsamında kiralanana ihtiyaç duyulması.

İhtiyaç sebebiyle tahliye davası açma hakkı kiraya veren kişiye aittir. Bu kişiler bizzat malik olabileceği gibi malik dışında 3.kişiler tarafından da açılabilecektir. Kiralananın paylı mülkiyete tabi bir taşınmaz olması halinde paydaşların tamamının birkaçının veya sadece bir tanesinin konut ihtiyacı olması halinde tahliye davası açılabilecektir. Ancak burada Türk Medeni Kanunu’nun 691. Maddesi Önemli Yönetim İşleri hükmü uyarınca önemli yönetim işlerinden sayıldığından pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması gerekecektir. Birlikte mülkiyet halinde ise davanın açılabilmesi için, tüm malikler muvafakatte bulunmalı ya da hepsinin katılımları sağlanmalıdır.

Kiraya verenin veya yeni malikin tüzel kişi olması halinde tüzel kişiler de ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açabilecektir. Burada ihtiyacın gerçek ve samimi olup olmadığı mahkemece tüzel kişiliği oluşturan ana sözleşme, tüzük ve diğer yasal düzenlemelere bakılarak tespit edilecektir. Dava burada tüzel kişiliğin konut ihtiyacı için açılabilecektir. Tüzel kişiliğin ihtiyaç sebebiyle açtığı tahliye davası için bu ihtiyacın zorunlu ve bir hizmetin gereği sebebiyle olması gerekir. Tüzel kişiliğin ortaklarından biri gerçek kişinin ihtiyacı adına tüzel kişilik aracılığıyla tahliye davası ikame edilemeyecektir.

İhtiyacı Sebebiyle Tahliye Şartları

Kişinin ihtiyaç sebebiyle tahliyeye başvurabilmesi için ilk olarak konut ve işyeri kullanma ihtiyacını gerektiren hususa dair gereksinimini olmalıdır. Bu gereksinimin gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekmektedir. Kiraya veren mümkün olduğunca kiracıyı en az mağdur edecek şekilde tahliyesini sağlamalıdır. Burada ispat yükü kiraya verene ait olacaktır.

Mahkeme davacının ihtiyacını somut olayın koşullarına göre değerlendirirken kiraya vereni, eşi, altsoyu, üstsoyu ve kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişileri göz önünde bulunduracaktır. Örneğin; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında[1] da belirtildiği üzere taraflar arasındaki devir işleminin muvazaalı ve kiracıyı taşınmazdan çıkartmak amaçlı tapuda gerçekleştirilen satış işleminin muvazaalı olduğu tespit edilmiş bu da konut ihtiyacının gerçekten bir gereksinim olmadığına mahkeme tarafından hükmedilmiştir.

İkinci şart olarak kira sözleşmelerinin muhteviyatına uygun olarak belirli süreler içerisinde dava ikame edilmesidir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresinin sona ermesinden itibaren bir ay içerisinden dava açılmalıdır. Kiracı bu halde hemen tahliye edilemeyecek, sözleşme süresinin bitimi beklenecektir. Bu durum belirsiz kira sözleşmelerinde ise 3-6 aylık fesih bildirim sürelerine uygun olarak bir ay içerisinde tahliye davası açılması gerekmektedir.  Yerel adette belirlenmiş olan kira döneminin sonu için veya böyle bir adet yoksa altı aylık kira döneminin sona için üç aylık fesih bildirim süresine uyarak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde kiraya veren ihtiyaç sebebiyle tahliye davası ikame edebilecektir. Kanun koyucu tarafından sürelere uyulmadan dava açılması usulden reddi gerektirir olup kiraya verene hak kaybı yaşatacaktır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 355’inci maddesinde yer alan yeniden kiralama yasağı kuralı uyarınca kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamayacaktır.

Aynı şekilde yeniden inşa ve imar amacı varsa boşaltılan taşınmazlar eski hali ile haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamayacaktır. Burada kiraya verenin eski kiracısına karşı kötü davranışı engellenmek ve tazminat ile garanti altına alınmak istenmiştir. Eski kiracının yeniden inşa ve imarı yapılan taşınmazı, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda kanundan doğan öncelik hakkı saklıdır. Bu hak kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içerisinde kullanılması gerekmektedir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamayacaktır. Bu durumun tek istisnası taşınmazı başkasına kiralayan kiraya verenin haklı bir sebepten yararlanması halidir. Tahliyeye sebebiyet veren ihtiyacın ortadan kalkması hali haklı sebeptir, bu sebeple yeniden kiralama yasağı nezdinde eski kiracı tarafından dava ikamesi yapılamayacaktır

Kiraya veren yukarıda sayılan yeniden kiralama yasağı çerçevesinde, yukarıda sayılan hükümlere aykırı davrandığı takdirde eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak kaydıyla tazminat ödemekle yükümlü olacaktır.

Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhtiyaç sebebiyle tahliye davası hakkında görevli mahkeme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4’üncü maddesi uyarınca sulh hukuk mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise kiralananın bulunduğu yer mahkemesi olacaktır.

Yeniden inşa, imar amacı taşıyan tamirat, tadilat gibi durumlar için tahliyeye karar verilebilmesi için yukarıda sayılan şartlara ek olarak belediye tarafından tasdiklenmiş projenin ibrazının da mahkemeye delil olarak gösterilmesi gerekir. En geç yargılama aşamasında tasdiklenmiş proje ibrazı yapılmalıdır.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden ihtiyaç sebebiyle tahliye davası unsurları konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. İhtiyaç sebebiyle tahliye davası oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için Otluoğlu Hukuk Bürosuyla iletişime geçebilirsiniz.

[1] 4. Hukuk Dairesi         2021/929 E., 2021/1609 K.

hakaret suçu cezası - Avukat Alper OTLUOĞLU

Hakaret Suçu ve Cezası

Hakaret suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde Şerefe Karşı Suçlar başlığı aldığında açıklanmıştır.

Hakaret Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesinde hareket suçu açıklanmıştır. Bir kimsenin şeref, haysiyet ve toplum içindeki itibarı kişilik haklarıyla ilişkilidir. Bu kişilik haklarına yönelik olarak yapılan hukuka aykırı saldırılar cezai yaptırımlarla da koruma altına alınmıştır.

Bu suçta konu mağdurun toplum içinde ve başka kişiler nezdindeki saygınlığı ile bizzat kişinin itibarıdır.

Suçun kanuni tanımı uyarınca hakaretin faili bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi olacaktır. Burada failin herhangi bir gerçek kişi olması yeterlidir Failin isnat yeteneği önemli değildir, akıl hastaları veyahut çocuğun da bu suçun faili olması mümkündür.

Tüzel kişilerin bu suçun faili olma ihtimali olmadığından tüzel kişiler için ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20’nci maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılan güvenlik tedbirleri uygulama alanı bulacaktır. Bir tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili kişilerin hakarette bulunması halinde artık bu kişiler de işbu suç kapsamında sorumlu tutulabilecektir.

Bu suçun mağduru kanuni tanım uyarınca kendisine onuru, şerefi ve saygınlığı üzerinden kendisini rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilen kişidir. Bu suçun mağdurunun yaşayan bir kişi olması gerekir. Ölü kişilere yapılan hakaret, 5327 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130’uncu maddesinde belirtilen kişinin hatırasına hakaret suçunu oluşturacaktır.

Mağdurun isnat yeteneği veya temyiz kudretinin bulunup bulunmamasına bakılmadan yaşayan her gerçek kişi bu suçun mağduru olabilecektir. İsnat yeteneği veya temyiz kudretinde eksiklik olan bu kişilerin şikâyet hakkı kanuni temsilcileri aracılığıyla kullanılacaktır.

Fail tarafından gerçekleştirilen hakaretin mağdur üzerinde etki yaratıp yaratmadığı bu suç kapsamında aranmayacaktır. Kendisine saygısını yitirmiş, kendisini önemsiz ve değersiz gören kişilere karşı etki etmese dahi bu suç işlenmiş sayılacaktır.

Türk Ceza Kanunu’nun 126’ncı maddesinde mağdurun belirlenmesi başlığı altında bu suçun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa dahi, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğuna duraksanmayacak bir hal varsa hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılacaktır. Mağdurun belirlenmesine yönelik bu ilkeye matufiyet ilkesi denir. X şirketinin sahibi, Y makamının müdürü gibi nitelemeler mağduru belirlenebilir kılacaktır.

Hakaret mağdurun huzurunda veya onun yokluğunda saygınlığını rencide edecek derecede somut bir fiil veya olgu isnat etmek suretiyle ya da sövmek suretiyle işlenebilecektir. Somut bir fiil ya da olgu için isnadın yer, zaman, şekil gibi genel hatlarının belirli ve somutlaştırılacak açıklıkta olması yeterlidir. Mağdura beceriksiz, hırsız, aptal gibi yakıştırmalar sövme suretiyle hakarete örnek verilebilecektir. Bunun yanında “Sen üç yıl önce Ankara’da X’in evinin tapusunu çaldın” gibi bir fiilin iddia edilerek isnat edilmesi, geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olgunun isnat edilmesi suretiyle hakaret kapsamına girecektir.

Hakaretten bahsedilebilmesi için hakareti içeren fiil veya olgunun diğer kişilerce öğrenilmesi veya algılanması ile suç oluşacaktır. Burada kişinin kendisine duyduğu saygının azalması veya kişinin incinmesi gerekli değildir. İsnat edilen fiil veya olgunun hakaret içerip içermediği somut olaya bakılarak mahkemece tespit edilecektir. Burada Türk toplumundaki ortalama örf ve âdet kuralları göz önüne alınacaktır. Mağdura isnat edilen fiil veya olgunun gerçek olması fiilin hukuka aykırılığına etki etmeyecektir. Topal birine topal şeklinde hakaret etmek hakareti suç kapsamından çıkarmayacaktır.

Hakaret sözle gerçekleştirilebilmesinin yanısıra yazıyla, jest ve mimikler kullanılarak, görüntüyle ve el, kol işaretleriyle işlenebilecektir. Bu suçun sırf hareket suçu niteliğinde olması sebebiyle Suçun tamamlanması için neticenin gerçekleşmesi gerekmemekte hakareti içeren fiil ya da olgunun isnadı ile suç tamamlanmış olacaktır.

Gıyapta hakarette ise suç hareketin kendisi ile ihtilat edilen üçüncü kişi tarafından algılandığı, öğrenildiği anda tamamlanmış olur.

İsnadın şarta bağlı veya bir olasılık halinde dile getirildiği hallerde Yargıtay’ın görüşü[1] uyarınca hakaret etme amacıyla hareket edilmemektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesinde hakaret suçunun farklı işleniş biçimlerine yer verilmiştir. Bu suç mağdurun bulunduğu yerde, huzurunda işlenebileceği gibi mağdurun gıyabında (yokluğunda) da işlenebilecektir. Huzurda hareketten bahsedebilmek için fail ve mağdurun yüz yüze olması gerekmemektedir. Fail tarafından mağdurun saygınlığını ve itibarını doğrudan hedef alan söz, yazı, ses, görüntü, işaret veya hareket kullanılarak gerçekleştirilen fiil mağdur tarafından e-posta, mesaj, faks, mektup gibi iletişim araçlarıyla bizzat görülmüş, işitilmiş ve anlaşılmışsa huzurda hakaret gerçekleşmiş olacaktır. Burada iletinin de mağdur için hazırlanmış olması yeterlidir. Gönderilmemiş ama mağdurun eline geçmiş hakaret söylemini içinde barındıran ileti, mektup vb. şeylerin huzurda hakaret, mağdurun eline geçmediği ama ihtilat şartının gerçekleştiği hallerde gıyapta hakaret suçunun işlendiği kabul edilmelidir.

Hakaret suçu kasten işlenebilecek bir suçtur. Failin hakaret içeren fiil veya olguyu bilerek ve isteyerek isnat etmesi ya da sövgü içeren nitelendirmeyi bilerek ve isteyerek yapması ve neticesini bilmesi bu suç açısından yeterli olacaktır. Gıyapta hakarette ise fail bu hakaret fiilinin en az üç kişi tarafından duyulmasını ve öğrenilmesini istemelidir. Failin hakaret kastının bulunup bulunmadığı mahkemenin somut olayı incelemesiyle belirlenecektir.

Hakarette teşebbüs ise ancak yazılı şekilde yapıldığında mümkün olacaktır. Burada hakareti oluşturan hareketler bölünebilmektedir. Mektup veya telgraf gibi iletişim araçları kullanılarak bu suçun işlenmesinde hakaretin kişisine ulaşamaması halinde suç teşebbüs aşamasında kalacaktır.

Hakaret Suçunda Nitelikli Haller

5327 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında hakaret suçunun cezayı ağırlaştıran nitelikli halleri sayılmıştır.

Kamu görevlisine görevinden dolayı hakarette bulunmak cezayı ağırlaştırıcı nitelikli haldir.

Kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı hakarette bulunmak cezayı ağırlaştırıcı bir sebeptir.

Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi ise kanunda bir başka nitelikli hal olarak öngörülmüştür.

Yukarıda sayılmış olan nitelikli haller kapsamında verilecek ceza bir yıldan az olamayacaktır.

Türk Ceza Kanunu’nun 129’uncu haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret maddesinde ise cezayı hafifleten ya da kaldıran haller belirtilmiştir. Buna göre hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilecektir. Bu suç, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmişse kişiye ceza verilmeyecektir.

Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine indirilebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilecektir.

Hakaret Suçu Cezası

Hakaretin temel şekliyle gerçekleştirilmesi hali ve fiilin sesli, yazılı ve görüntülü olarak gerçekleştirildiği hallerde 5327 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca fail 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.

Suçun Kanun’un 125’inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan nitelikli haller uyarınca işlenmesi halindeyse verilecek ceza bir yıldan az olamayacaktır.

125’inci maddenin (4) numaralı fıkrası uyarınca hakaret fiili aleniyet unsurunu içinde barındırarak gerçekleştiriliyorsa burada belirsiz kişi tarafından görülmesi ve duyulması söz konusudur. Bu halde faile verilecek ceza 1/6 oranında arttırılacaktır.

125’inci maddenin (5) numaralı fıkra düzenlemesi uyarınca kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacaktır. Bu durumda failin cezalandırılmasında zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

Hakaret Suçu Şikâyete Tabi Mi

Hakaretin basit hali mağdurun şikayetine tabidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. Maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamayacaktır. Şikâyet hakkı sahibi kişi failin ve fiilin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği tarihten itibaren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 158 uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına başvuru yapılabilecektir. Bu makamlar haricinde valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan şikâyet de ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecektir. Hakaret suçunda ayrıca 8 yıllık dava zamanaşımı süresi bulunmaktadır.

Hakaretin daha ağır cezayı gerektirir kamu görevlisine veya cumhurbaşkanına karşı işlendiği nitelikli hallerinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlı olmayacak, suçun soruşturulması ve kovuşturulması resen yerine getirilecektir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253 Uzlaşma hükümleri uyarınca hakaret uzlaştırmaya gidilebilecek suçlar arasında sayılmıştır. Kamu görevlisine karşı işlenme nitelikli hali haricinde hem soruşturma hem de kovuşturma sürecinde ilk olarak uzlaştırma prosedürüne gidilecek, uzlaşma sağlanamaması halinde soruşturma ve kovuşturmaya devam edilecektir.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden hakaret suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Hakaret fiili ve cezası ile şikâyet süresi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] Yargıtay 18. CD’nin. 19.09.2016 tarih ve 2016/11227 E., 2016/14515 K. sayılı kararı

ihtiyac-sebebiyle-tahliye-otluoglu-av-tr

Pendik Gayrimenkul Avukatı

Pendik Gayrimenkul Avukatı 

Pendik gayrimenkul avukatı, taşınmazlarla alakalı doğmuş anlaşmazlıkların çözümüne yönelik hukuki yardım vermekte olan avukattır. Ülkemizde taşınmazlarla alakalı takip edilecek hukuksal süreçler Gayrimenkul hukuku çatısı altında toplanır. Genel anlamıyla taşınmazlar ve bunlara ilişik uyuşmazlıklarla alakalı uygulamaları düzenler. Pendik gayrimenkul avukatı, tapu iptali ve tescil davalarının açılması ve takip edilmesi, yerli ve yabancılar için gayrimenkul bağışlama, satış ve kiralama işlemleri ile taşınmazlar üstündeki ve kişisel hak tesisi işlemlerini takip etmektedir.

Pendik gayrimenkul avukatı ekibimiz gayrimenkul hukuku ve gayrimenkul davaları mevzusunda edindikleri tecrübe ve bilgiler çerçevesinde, müvekkillerine en müessir kararı sağlamak için hukuki yardım vermektedirler. Gayrimenkul sektörü devletimizde son yıllarda en süratli gelişme gösteren sektörlerden biridir ve hukuk büromuz gayrimenkul bir başka değişle taşınmaz hukuku mevzusunda her türlü mevzuda danışmanlık yapmaktadır.

Otluoğlu Hukuk Bürosu müvekkillerinin kat karşılığı inşaat sözleşmeleri hazırlanması, tapu iptal ve tescil davaları açılması ve sürecin takibi, ipotek tesisi, ipoteğin paraya çevrilmesi konularının takipçisi, intifa hakkı, geçit hakkı, ayni haklara ilişik ihtilafların çözümlenmesi, kentsel dönüşüm hukuku, ruhsatlandırma ve bayındır durumu belirlenmesi hizmetleri, müteahhitlik, tedarik, taşeronluk ve benzeri inşaat hizmetlerine ilişik sözleşmeler, kat mülkiyeti ve irtifakı kurulumu, ön satış ve kiralama sözleşmeleri, idare planı uygulamaları ve tapuya şerhlerinin yapılması işlemlerinin her türlü aşamasında danışmanlık hizmeti sunmaktadır

Gayrimenkul Hukuku Nedir 

Gayrimenkul arsa, tarla, arazi, mesken niteliklerine sahip olup üstünde yapılaşma başta olmak suretiyle birçok tertip yapılabilen malvarlığı değerleridir. Gayrimenkul hukukunun temel ilkelerini Türk Medeni Kanunu düzenlemektedir. Buna ayrıca Toprak Koruma Kanunu, İmar Kanunu benzer biçimde birçok hususi yasa da gayrimenkul hukuku alanındaki hususi düzenlemeleri ile hükme bağlanmıştır.

Alım satım sözleşmelerinin düzenlenmesi gibi durumlara ilişik süreçte görüşmelerin gerçekleştirilmesi, yabancıların mülk edinmesi ve buna bağlı vatandaşlık başvurularının gerçekleştirilmesi, tapu kayıtlarının düzeltilmesine ilişik iş ve işlemler, ortaklığın giderilmesi davaları, istimlak davalarının takibinde alanında uzman Pendik gayrimenkul avukatı ile çalışmak ve hukuki danışmanlık almak hak kaybı yaşamamanız için önemlidir.

Gayrimenkul Avukatı Arıyorum 

Pendik gayrimenkul avukatı arayanlar temsil, dava periyodunun takibi ve sonuçlanan davada alınan kararların uygulanması yönünde gereksinim duydukları hizmetleri karşılamaya yönelik hukuki yardım arar. Pendik gayrimenkul avukatı alanında deneyimli adlardan oluşan avukat kadrosu ile gayrimenkul hukuku alanına giren her mevzuda hukuki yardım alabileceğiniz bir hukuk bürosudur.

Gayrimenkul hukukunu ilgilendiren mevzulara yönelik davaların açılması, sürecin takibi ve kararın uygulanmasının takibini meydana getiren Otluoğlu Hukuk Bürosu, gayrimenkul temalı sözleşmelerin hazırlanması noktasında da danışmanlık hizmeti verir. Kira sözleşmeleri ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin hazırlanması mevzusunda büromuzla çalışabilirsiniz. Kamulaştırma bedelinin belirlenmesi ve alınan kararların iptali noktalarında hukuk büromuz sizlere yardımcı verir. Taşınmazlarla alakalı oluşan uyuşmazlıkların hukuki zeminde çözülmesi için Otluoğlu Hukuk Bürosu ile emek harcayarak deneyimli bir gayrimenkul avukatı desteğini kazanabilirsiniz.

Gayrimenkul avukatının görevleri bu hukuk dalı ile alakalı itilaf konularının çözümü, gayrimenkul hukuku kapsamına giren davaların takipçisi olma, davada tarafların temsili ve taşınmazlarla alakalı düzenlenen sözleşmelerin oluşturulması olarak özetlenebilir. İyi bir avukat ile kimi anlaşmazlıklar dava yoluna gitmeksizin dahi çözümlenebilmektedir. Gayrimenkul avukatının bakmış olduğu davalar taşınmazlarla alakalı yaşanmış olan uyuşmazlıkların çözümüne ilişik başlatılan hukuki süreçleri tanımlar. Gayrimenkul avukatı bahsi geçen davalarda tarafları temsil eder ve dava periyodunu takip eder. Dava kararına ilişik kararların takip edilmesi görevini de üstlenir. Yazımızda bahsetmiş olduğumuz tüm bu durumlar için Pendik gayrimenkul avukatı ile çalışmanızı tavsiye ederiz.

İsim Ekletme Davası Avukat Alper OTLUOĞLU

İsim Ekletme Davası

İsim Ekletme Davası ve Kimliğe İsim Ekletme 

İsim ekletme davasının açılması isim değişikliği davalarıyla benzer özellikler barındıran ve hüviyet bilgisinde yeniliğe sebep olan davalardandır. İsminde değişiklik yapmak ya da isim ekletmek gibi talebi olan kişilerin, nüfus müdürlüklerinin bu talebi gerçekleştirebilmesi için dava açması gerekmektedir. Dava bu davaya mevzu isim ya da soy ismin tamamen değiştirilmesi şeklinde olabileceği gibi kimlikte yazılı olan isminin durması ve bu isme yeni bir isim ekletme hakkı da bu davayı açan kimselere tanınmıştır. İsim ekletme davasının nasıl açılacağı, aşamaları ile görevli ve yetkili olan mahkeme bu davayı açmak isteyen kişiler için büyük merak konusudur.

Bu sebeple nüfus hizmetlerinde geçici düzenlemeler getirilmiş 19.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren yasa ile beraber dava açılmadan önceki 2 sene süresince isim ve soy isimlerinde yanlışlıklar bulunan ve isim ve soy isim değişikliği yapmak isteyenlere nüfus müdürlüklerine dilekçe ile başvurarak isim değişiklik yapma hakkı tanınmıştır. Bu durum hem pratikte fayda sağlayarak bu tarz basit nitelikteki davalarla mahkemeleri meşgul etmenin önüne geçilmiş hem de zamandan tasarruf edilmesini sağlamıştır.

Fakat isim ekletme ya da isimde değişiklik yapma hakkının bu kapsamda değerlendirilmesi için süresi geçirilmeksizin müracaat yapılması, isim değişikliğinin imla ya da yazım hatasından kaynaklanması ve değiştirilecek ismin ya da soy ismin çok kötü ya da çok komik bulunması gerekmektedir. İsim ekletme talepleri nüfus müdürlüğünce kabul edilmeyenler ve süresini geçirmeden dilekçe ile müracaat yapmayanlar isim değişikliği davası açabilir. Kısaca toparlamak gerekirse kişilerin nüfus müdürlükleri aracılığı ile bu işlemi yapabilmeleri hem süreye bağlı bir durumdur hem de basit şekilde yapılmış yanlışlıklardan kaynaklanmış olmalıdır.

İsim Ekletme Davasında İspat ve Haklı Nedeni Varlığı 

İsim ekletme davasını açmak isteyen davacı kişi ya da haklı sebebin varlığına dayanarak talepte bulunan fert yerleşim yerinin bulunmuş olduğu asliye hukuk mahkemelerine başvurmalıdır. Bu davalar kanun uyarınca görevli mahkemesi asliye hukuk mahkemesi olan davalardır. Yetki bakımından ise kişinin yerleşim yeri baz alınmıştır. İsim değişikliği ve isim ekletme dava dilekçesinde değişikliğe sebebiyet verecek haklı sebebe yer verilmeli ve dava esnasında bu gerekçeler hukuki temellendirilmesi yapılmak suretiyle açıklanmalıdır.

Örneğin adı Ayza olan birisinin dost etrafında ve ailesinde Zeynep olarak tanınması ve çağırılması mümkündür. Bu durumun tanıklarıyla beraber kanıtlama edilerek mahkemeye sunulması halinde isim ekletme davasından müspet karar çıkması olacaktır. Aynı biçimde aile arasında aynı isimde birden fazla ferdin bulunması da isim ekletme davalarında ileri sürülebilecek delillerdendir. İsim değişiklik yapma davalarında kişiden kişiye nazaran değişen sebeplerin varlığı, ismin veya soy ismin toplumda hoş karşılanmayan özelliklerde bulunması da haklı nedenin varlığına işaret etmektedir.

Birden Fazla İsim Ekletme-Değiştirme Davası Açılabilir Mi? 

Nüfus hizmetlerinde olup biten değişimler ve taleplerin artmasıyla beraber kanunlarda da değişikliğe gidilmiş, kimliğe isim ekletme davalarının birden fazla açılması durumuna da olanak tanınmıştır.

Nüfus müdürlüklerine 2012 yılına dek isim ekletme ve isim değişikliği davaları ile ismin bir defa değiştirilmesine izin veriliyorken Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bu madde ile artık günümüzde birden fazla isim değişiklik yapma davasının açılması olası hale gelmiştir. Fakat davadan istenilen sonucun elde edilebilmesi için isim değişikliği ve isim ekletme talebinin haklı sebebe dayanması ve bu sebebin mahkeme huzurunda ispatı gerekmektedir. Yine bu durum da keyfiyete bağlı olarak kullanılması mümkün olmayan davalar arasındadır.

İsim Ekletme Davası Nasıl Açılır? 

Kişinin olan isminden şikayetçi olması ya da yeni bir hüviyet için geçerli sebepleri bulunması sonucunda isim değişikliği yapmak için oluşturulan davaya isim değişikliği veya isim ekletme denmektedir. Bazı kişilerde yaşanmış olan en mühim detaylardan biri kişiye ailesi tarafınca konulan bir isim bulunmasına karşın şahsın etrafındaki insanlar tarafından başka bir isim ile tanıtılmakta ve tanımakta olmasıdır. Yine bu durumlar arasında şahıs isim değişikliği yapma davası açabilir. Yargıtay kararlarında çoğu zaman isim değişiklik yapma davalarını isim ekletme olarak tanımlamakta olup ve olumlu doğrultuda karar vermektedir.

Ayrıca bilinmesi icap eder ki şahıs değiştirmek istediği ve sahip olduğu ilk ismini, kimlikte bulunan adı kullanmak istemiyor ise; Yargıtay bu durumu kabul eder ve yeni kullanmak istediği isim doğrultusunda hüviyet çıkarma iznini verilmektedir. Bu vaka için mühim olan husus ferdin isim ekletme ismi altında dava için hukuk mahkemesine başvurmasıdır. Bireyin tüm yaşamı boyunca kullanacağı isim, şahısla bütünleşen ve en çok önem arz eden kimliğindeki adının değiştirilmesinin reddi haller çok çok istisnai durumlardır. Mahkemeler kişilere bu yönde geniş bir hak tanımaktadır.

İsim Ekletme Davası Nasıl Görülür? 

Başvuru sonrası oluşturulan dosya ile kişiye verilen gün ile şahıs hakim karşısına çıkar. Fakat hakim ferdin gerekçelerini dinledikten sonrasında ferdin kullanmakta olduğu ismin kişiler tarafınca bilindiğini onaylanması için tanık ister. Eğer ki şahitlerde durumun doğruluğunu kanıtlar özellikte anlatım verir ise şahıs yeni isim için davayı almış olacaktır. Alınan dava sonrası nüfus müdürlüğünde yeni hüviyet çıkarma işlemlerini yapabilir ve yeniden aynı doğrultuda mahkemeye sunmuş olduğu yeni adı kimliğine geçirebilir. Ayrıca bu dava için öncelikli olarak mühim bir detayı bulunmaktadır ki ferdin isim ekletme ya da isim değişikliği yapmak için geçerli ve haklı bir nedeninin olması gerekmektedir.

İsim Ekletme Davası Nasıl Açılır? 

Yine mühim detaylardan birisi de isim değişikliği için dava açan ferdin mahkemeye sunduğu tanıkların ifadeleri ferdin isim değişikliği yapması için geçerli sebepleri gerçek anlamda mahkeme nezdinde ispat edebiliyor, sunabiliyor olmasıdır.

Halk içinde kolay bir dava şeklinde dursa da aslına bakarsak birçok fena niyetli durumlar için mahkeme bu mevzuda detaylara ehemmiyet vererek karar vermektedir. Bu sebeple isim değişikliği yapmak isteyen ya da isim ekletme isteyen yeni isim beyanı için mahkeme minimum dava açan kişiden 2 adet şahit ister.

Bu tanıkların Türk vatandaşı olması ve yeniden ehemmiyet teşkil etmektedir. Şahıs mahkeme onayı sonrası derhal nüfus müdürlüğüne ya da kaymakamlığa başvurarak yeni isim ismi altında kimlikte isim değişikliği yapabilir hale gelmektedir.

İsim Ekletme Dilekçesi Örneği 

İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

 

DAVACI        : Mehmet ALİ (TC: 11111111111)

ADRES          : ………..

VEKİLİ         : Av. Alper OTLUOĞLU

DAVALI        : ………… Nüfus Müdürlüğü

KONU            : İsim değişiklik/isim ekletme talebimizi içerir dava dilekçemizden ibarettir.

AÇIKLAMALAR

1- Müvekkilimizin A00000 seri numaralı kimlik kartı uyarınca, baba adı Melih, ana adı Kevser olan 13.07.1980 doğum tarihli Mehmet ALİ’dir.

2- Müvekkilimiz, kimliğinde ve nüfus kayıtlarında ”MEHMET” olarak kayıtlı olan ismini haklı sebepler neticesinde ”MURAT” olarak değiştirmek istemektedir.

3- (Haklı sebepler ve Yargıtay Kararları eklenmeli)

4- Yukarıda ayrıntılı bir şekilde arz ve izah ettiğimiz nedenler başta olmak üzere müvekkilimizin kimliğinde yazılı, nüfus kayıtlarında kayıtlı ismi olan “MEHMET” ismi ile tanınmamakta ve çağırılmamakta aksine ”MURAT” ismiyle tanınıp çağrılmaktadır. Bu sebepten ötürü ”MEHMET” olan isminin “MURAT” olarak değiştirilmesini Sayın Mahkemenizden saygılarımızla arz ve talep ederiz.

HUKUKİ NEDENLER        : Türk Medeni Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili mevzuatlar

DELİLLER                           : Nüfus kayıt örneği, tanık ve her türlü yasal delil

SONUÇ/ TALEP                  :Yukarıda ayrıntılı olarak arz ve izah ettiğimiz ve Sayın Mahkemenin re’sen takdir edileceği nedenlere dayanarak; müvekkilin nüfusta ve kimlikte yazılı ismi olan “MEHMET” isminin değiştirilerek ”MURAT” olması için karar verilmesini Sayın Mahkemenizden vekaleten ve saygılarımla arz ve talep ederim. 22.06.2022


Davacı Vekili
Av. Alper OTLUOĞLU

 

bosanma davası

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin aralarında belirledikleri şartlara uygun olarak boşanmak için mahkemeye başvurmalarıdır. Bu şartlar aynı zamanda nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularını da kapsar. Kişiler bir uzlaşıya vardıkları için bu aynı zamanda en hızlı boşanma yoludur. Zira hakim burada yalnızca şartların oluşup oluşmadığına bakar. Evliliğin devam etmesini içerecek bir karar veremez, davayı uzatamaz. Ancak üzerinde uzlaşılmış konular taraflardan birine aşırı yarar sağlıyorsa veya açıkça hukuk düzenine aykırıysa bu şartları yeniden düzenleme hakkına sahiptir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma davaları Aile Mahkemelerinde görülür. İlgili hususlar da Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Boşanmak isteyen taraf ya da taraflar kanuna uygun bir boşanma dilekçesiyle görevli mahkemelere müracaat eder. Mahkemeye gerekli harçlar ve ödemeler de yapılınca dava açılmış olur.

Medeni Kanunumuza göre boşanma davası anlaşmalı ve çekişmeli olarak açılabilir. Boşanma dilekçeleri her iki boşanma davası için de ortaktır. Ancak anlaşmalı boşanma için bir evrak daha gerekmektedir. “Anlaşmalı boşanma davası nasıl açılır?” sorusunun cevabı olarak da bu boşanma protokolü evrakı gösterilebilir. Tarafların boşanma üzerindeki ortak tüm iradelerini içeren bu protokol de mahkemeye sunulur.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü

Boşanmak için taraflardan boşanma dilekçesi ve anlaşmalı bir boşanmaysa da anlaşmalı boşanma protokolü istenir. Protokolde mutlaka ortak karar verilmiş olması gerekenler şunlardır:

  • Evliliği sonlandırma isteği
  • Nafaka hususu
  • Velayetin kimde olacağı veya ortak velayet istemi
  • Mal paylaşımı
  • Tazminat istemleri

Eşler, bu hususlarda anlaşamamışlarsa boşanma davası somut olaya göre uzayabilir ya da çekişmeli boşanmaya dönüşebilir. Avukat tarafından temsil edilmek kanunumuzda bazı istisnalar dışında zorunlu tutulmamıştır. Anlaşmalı boşanma davası da bu hallerden biridir. Dilekçesini doğru hazırlamış, harcını zamanında ödemiş ve kanunda belirtilen zamanlara dikkat etmiş biri dava başvurusu yapabilir. Duruşmada da kendini temsil edebilir. Ancak her alanda olduğu gibi hukukta da herhangi bir hak, zaman veya para kaybı yaşamadan yüksek menfaate sahip olmak önemlidir. Bu sebeple gerekli donanıma sahip profesyonel bir boşanma avukatı tarafından destek almak en doğrusu olacaktır. Kişi avukat tarafından temsil edilmek istemiş fakat mali gücü yetmemiş olmayabilir. Böyle bir durumda da kişiler yaşadıkları şehirdeki baroya başvurarak avukat talep edebilirler.

Anlaşmalı Boşanma Ne Kadar Sürer?

Boşanma davaları genellikle çekişmeli olduğundan uzun süreli sanılsa da kolayca bitebildiği durumlar vardır. Bu kolaylığı sağlayan taraflar arasındaki uzlaşıdır.  Bu uzlaşı, boşanma iradesini kapsadığı gibi velayet, nafaka veya mal paylaşımı konularını da kapsamalıdır.

Anlaşmalı boşanma eşlerin ortak iradesiyle oluşturdukları protokol hakim tarafından reddedilemeyeceğinden en hızlı boşanma yoludur demiştik. Fakat evliliğin ve bu protokolün taşıması gereken bazı önemli nitelikler vardır. Bunları taşımayan bir protokol hakim tarafından reddedilir. Aranan nitelikler şunlardır:

  1. a) Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır.
  2. b) Taraflar, boşanmanın hukuki sonuçlarını anlamalı, uzlaşmalı ve bu uzlaşmayı yazılı bir boşanma protokolü ile beyan etmiş olmalıdır.
  3. c) Açılan anlaşmalı boşanma davasında duruşmalara katılmalıdırlar.

Bu şartların taşındığı bir boşanma davasında “anlaşmalı boşanma ne kadar sürer?” sorusuna tek celsede cevabı vermek bile mümkündür.

Taraflardan Biri Boşanmaktan Vazgeçerse Ne Olur?

Anlaşmalı boşanma davası saikiyle mahkemeye başvuran kişilerden birinin boşanma iradesinden vazgeçmesi halinde sürecin nasıl işleyeceği akla gelebilecek sorulardan biridir. Bu konunun en güzel örneği 2021 yılında yaşanan 2021/133 esas, 2021/2781 karar nolu davadır. Anlaşmalı boşanma isteğiyle Aile Mahkemesine başvuran eşlerden biri boşanmaktan vazgeçmiş ve bu kararı kabul edilmiştir. Somut olayda eşler dava dilekçesiyle ile anlaştıklarını belirterek anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Ancak erkek olan eş duruşmada anlaşmalı olarak boşanmak istemediğini beyan etmiştir. Yerel mahkeme tarafından dava çekişmeli boşanma davasına dönüştürülmüştür. Boşanmak isteyen tarafın davayı Yargıtay’a götürmesi üzerine de Yargıtay’ın görevli Hukuk Dairesi kararı incelemiş ve yerinde bulmuştur.

Anlaşmalı Boşanma Şartları

Anlaşmalı boşanma kavramı TMK m. 166/3’te tanımlanmıştır. Buna göre eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. 4721 sayılı Medeni Kanunda yer alan anlaşmalı boşanma şartları şu şekildedir:

  • Resmi nikahla birlikte başlayan evlilik ilişkisinin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir. 1 yıllık süreye söz, nişan, imam nikahı gibi süreler dahil edilmemektedir.
  • Eşlerin ortak bir dilekçeyle mahkemeye başvurması veya bir tarafın açtığı anlaşmalı boşanma davasında yer alan taleplerin diğer tarafça kabul edilmesi gerekir. Bu iki halde anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesi mümkün olabildiği gibi, çekişmeli boşanma davası olarak başlamış bir dava sırasında tarafların anlaşma şartlarını belirlemeleri veya anlaşmalı boşanma iradelerini mahkemeye sunmaları halinde de anlaşmalı boşanma gerçekleşebilmektedir. Özetle, anlaşmalı boşanma taraf iradeleri uyuştuğu sürece her an gerçekleştirilebilir.
  • Eşlerin anlaşmalı boşanma iradelerini hakim huzurunda özgürce açıklamaları gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma protokolü içerisinde yer alan irade açıklamaları bu anlamda yeterli olmayacaktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan bu iradi açıklamayı taraf dışında herhangi birinin yapması mümkün değildir. Vekili olarak irade açıklamasının boşanma avukatı aracılığı ile yapılması da mümkün olmamaktadır. Ayrıca irade açıklaması sırasında iradenin sakatlandığının tespit edilmesi halinde hakim anlaşmalı boşanma talebini reddetme hakkına sahip olmaktadır.
  • Anlaşmalı boşanma şartları arasında yer alan maddi-manevi tazminat, nafaka gibi mali konular ve çocukların velayeti, çocuklar ile görüşme hakkı gibi çocukların durumu ile ilgili hususlar için kişiler arasındaki uzlaşmanın yanı sıra, hakimin de bu şartları uygun bulması gerekmektedir. Uygulamada çok rastlanmasa da hakimin gerek gördüğü takdirde bahsedilen şartlarda değişikliğe gitmesi mümkündür. Bu değişikliklerin kabulü halinde anlaşmalı boşanma gerçekleşirken, kabul edilmemesi halinde dava çekişmeli boşanma davasına dönmektedir.

 

1 Yıl Dolmadan Anlaşmalı Boşanma Davası Açılır mı?

Kanun koyucu, yaptığı bazı sınırlamalarla aile birliğini korumayı amaçlar. Bunlardan biri de boşanma konusudur. Buna göre anlaşmalı olarak 1 sene dolmadan boşanma mümkün değildir. Fakat çekişmeli boşanma davalarına konu olabilecek bazı durumlar (özel boşanma sebebi) ortaya çıkmışsa şartların oluştuğu kabul edilir. Çekişmeli boşanmayı sağlayabilecek özel sebepler ise şu şekildedir:

  • Hayata kast veya pek kötü ya da onur kırıcı davranış
  • Küçük düşürücü suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme
  • Terk
  • Akıl hastalığı
  • Zina

Böyle durumlarda mağdur olan eş, çekişmeli boşanma davasını, evlilikte herhangi bir süre beklemeksizin açabilir. Kolluk kuvvetlerine yansıyan durumlarda veya boşanmayı gerektirecek kesin kanıt da olabilen böyle durumlarda, boşanma davası açılabilmesi mümkündür. Terk sebebiyle boşanma davası açmak içinse terkin en az 6 ay sürmüş olması aranır.

Dolayısıyla “1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılır mı?” sorusuna cevap verebilmek için davanın anlaşmalı mı çekişmeli mi olduğuna bakmak gerekir. Medeni Kanun’a göre 1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Taraflar bu hususta anlaşmış olsalar da bu başvuru reddedilir. Tarafların çekişmeli boşanma davası açarak evlilik birliğine devam edemeyecek olmalarını ispat etmeleri, 1 yıllık süreyi aşma anlamında bir çözüm olabilir.

ÖZET:

Anlaşmalı boşanma, tarafların evliliği bitirme, velayet, nafaka ve mal paylaşımı gibi konularda uzlaşarak mahkemeye başvurmasıyla gerçekleşir. Taraflar başvurduktan sonra uzlaşmalarını bir prosedür evrakına dökerek mahkemeye teslim ederler ve duruşmada hazır bulunarak beyanlarını yinelerler. Hakim gerekli şartların sağlandığı anlaşmalı boşanma taleplerini reddedemez. Bu bakımdan en kolay ve en hızlı boşanma yolu anlaşmalı boşanmadır. Sizler de anlaşmalı boşanma konusu hakkında hukuki hizmet almak istiyorsanız Otluoğlu Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz. 

pendik bosanma avukati

Pendik Boşanma Avukatı

Pendik Boşanma Avukatı 

Pendik boşanma avukatı, boşanma davası açmak isteyen kişiler alanında en iyi avukatlar ile çalışmak isteyenlerin tercihidir. Çağlayan Adliyesi, Bakırköy Adliyesi dahil olmak suretiyle Avrupa Yakasındaki davalara ve Anadolu yakasındaki davalarda da hizmet veriyoruz. Bu alanda sorularınız için bizlere Whatsapp’tan yazabilir yahut ofisimizi ziyaret edebilirsiniz.

Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması 

Kısaca şiddetli geçimsizlik olarak açıklayabileceğimiz genel boşanma sebebidir. Bu sebebin içerisine pek fazla vaziyeti sığdırmak mümkündür. Her somut vakaya bakılırsa değişim göstereceğinden, tarafların şiddetli geçimsizlik iddiaları mahkemece değerlendirilecek ve buna bakılırsa boşanmaya karar verilecektir. Fakat bu vaziyet tek başına boşanma için ehil değildir. Evlilik birliğinin temelden sarsılması ile ortak yaşamın artık sürdürülemeyeceği de ispatlanmalıdır. Pendik boşanma avukatı boşanma davanızda sizi doğru yönlendirmekle yükümlü olan avukattır.

Boşanma Davasında Deliller Nelerdir 

Deliller fazlaca önemlidir. Şayet boşanma davası ile iddiasını ileri devam eden eş, bu iddiasını deliller ile kanıtlayamazsa boşanma davası reddedilecektir. Deliller açısından fazlaca mühim olan bir başka nokta ise delillerin hukuka uygunluğudur. Hukuka aykırı elde edilen deliller hiç bir biçimde davanın mevzusu olamazken hukuka müsait biçimde elde edilmiş her türlü kanıt mahkeme tarafınca dikkate alınacaktır. Mahkemede iddia edilen vakıaların ispatında hususi yaşamın gizliliği ihlal edilmemeli, kişisinin onurunu ve haysiyetini zedeleyici deliller sunulmamalıdır. Tanık, sms, Whatsapp mesajları, telefon kaydı, sosyal medya hesaplarından meydana getirilen paylaşımlar, fotoğraflar, kamera görüntüleri, banka kayıtları vs., hukuka aykırı olmadığı takdirde, kanıt olarak kullanılabilecektir. Pendik boşanma avukatı bu delillerden hangilerinin kullanıldığı ve hangilerinin kullanılmadığı konusunda sizi yönlendirecektir.

Bir Taraf Boşanmak İstemezse Ne Olur 

Eşlerden biri boşanmak istemezse boşanmanın gerçekleşmeyeceği hususu doğruluğu karıştırılan konular arasındadır. Boşanmak isteyen eş iddialarını ispatlamakla yükümlüdür. Bazı durumlarda boşanma nedeninin ispatı yanında, bu sebep ile ortak yaşamın çekilmez hale geldiği de ispatlanmalıdır. Anlaşmalı boşanma davası açıldıktan sonrasında eşlerden biri boşanmak istemediği takdirde anlaşmalı boşanma davası, çekişmeli boşanma davasına döner.

Boşanmada Nafaka Nedir 

Koşullar müsait ise, nafaka da tazminat da boşanma dava sürecinde talep edilebilir nitelikteki alacaklardır. Kusursuz ya da daha azca kusurlu tarafın tazminat istemesi mümkündür. Taraflardan birinin manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için, boşanmaya sebep olan vakalar yüzünden kişilik hakkı zarara uğramış olması gerekir. Boşanma ile gündeme gelebilecek çeşitli nafakalar mevcuttur. Tedbir nafakası, eş ya da ergin olmayan evlatların geçinmesini sağlamak için hükmedilebilecek olan nafaka türüdür ve boşanma davasının basında hükmedilir. İştirak nafakası; velayeti kendisine verilmemiş eş aleyhine, ergin olmayan çocuk lehine herhangi bir istek olmaksızın da hükmedilebilen bir nafaka türüdür. Yoksulluk nafakası ise boşanma halinde bir eş yoksulluğa düşecek olması halinde öteki eşten alınabilecek olan nafaka türüdür. Bu nafakaların talebinde sorun yaşamamak ve bu hakkınızdan mahrum kalmamak adına Pendik boşanma avukatı sizi yönlendirecektir.

Boşanmada En İyi Avukat Nedir 

Hukuk sistemimizde dava veya işlerin avukat ile takip zorunluluğu bulunmamaktadır. Dileyen kişiler davalarını kendi kendilerine takip edebilirler. Ancak, dava döneminin sadece dilekçe hazırlamakla bitmediğini hatırlatmakta yarar var. Dava devam ederken pek fazlaca usul işlemi yapılmaktadır ve bu işleri bir avukat olmadan takip etmek fazlaca zordur. Hak kayıplarına mahal vermemek, mağduriyetler yaşamamak adına bir avukat aracılığı ile davanın takip edilmesi icap ettiğini düşünmekteyiz. Pendik boşanma avukatı boşanmada en iyi avukat arayışınız için mükemmel bir çözüm olacaktır. Boşanma sürecinizi bizle görüşmeden önce başlatmamanızı öneririz.

 

bosanma-malpaylasimi

Boşanmada Mal Paylaşımı

Boşanma Mal Paylaşımı

Boşanma mal paylaşımı eşlerin açmış olduğu anlaşmalı ya da çekişmeli boşanma davasının sonuçlanması akabinde açılması gereken ve evlilik içinde edinilen ortak malların paylaştırılması amacı taşıyan bir davadır. Kural itibariyle malların eşit şekilde taraflar arasında pay edilmesi esasına dayanan boşanma mal paylaşımı davası, boşanma davasından bağımsız şekilde açılması gereken bir dava türüdür. Boşanma davası ile boşanma mal paylaşımı davası her ne kadar birlikte açılması mümkün olmayan davalar olsa da uygulamada boşanma davası ile aynı zamanda fakat farklı bir dava olarak açılan boşanma mal paylaşımı davası, boşanma davası kesinleşene kadar ertelenmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere boşanma davası ön mesele yapılarak öncelikle çözümlenmesi gereken davadır. Boşanma mal paylaşımı davasında 1 Ocak 2002 tarihli Medeni Kanun hükümleri uygulanmaktadır. Bu sebeple boşanma mal paylaşımı bu tarih itibariyle edinilmiş mallara katılma rejimine tabi tutulmuş olup yine bu tarih itibariyle uygulanan mal rejimi uyarınca eşlerin evlilik içerisinde edindikleri mallar istisnalar dışında eşit olarak paylaştırılmaktadır. Ancak 1 Ocak 2002 öncesinde benimsenen mal rejimi mal ayrılığı rejimi olduğu için, bu tarih öncesinde edinilen mallar ise eşlerden hangisi adına kayıtlı olduğuna göre paylaştırılmaktadır. Boşanma mal paylaşımı davasında bu tarih öncesinde ve sonrasında aynı kalan tek şey, evlilik öncesi alınan malların kişisel mal kabul edilerek mal paylaşımına dahil edilmemesidir.

Boşanma Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır

Boşanma mal paylaşımı boşanma davası görüldükten ve karar kesinleştikten sonra eşlerden birinin katılma, katkı payı ya da değer artış alacağı talebiyle açılır. Evlilik birliği kurulmadan önce eşlerin ayrı ayrı edinmiş oldukları malların bu davaya konu edilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Zira onlar eşlerin bireysel olarak sahip oldukları kişisel mallarıdır. Bu konuda 1 Ocak 2002 itibariyle değişen herhangi bir durum olmamıştır. Evlilik birliği içerisinde edinilen mallar ise kural olarak eşit olarak pay edilmesi usulüne dayanmakta ise de belli şartlar altında bu oranlar değişmekte, bazı mallar paylaşmaya girmemekte ve kişisel mal sayılmaktadır. Boşanma mal paylaşımı şu sıra ile yapılmaktadır:

  1. Evlilik birliği sona eren eşlerden her biri kişisel mallarını alır. Bu mallar boşanma mal paylaşımı davası içerisinde paylaşılmaz. Bu kişisel mallar şunlardır:
  • Evlilik birliği kurulmadan önce eşlerin bireysel olarak edinmiş oldukları mallar,
  • Eşlerin evlilik birliği içerisinde kazandıkları miras payları,
  • Eşlerin evlilik birliği içerisinde elde ettikleri ivazsız kazandırmalar sonucu mal varlıklarında meydana gelen artış,
  • Eşlerin manevi tazminat karşılığı kazandıkları tazminatlar.
  1. Kişisel mallar geri alındıktan sonra geriye kalan edinil mal niteliğindeki mallar iki eş arasında eşit olarak paylaştırılır. Evlilik birliği içerisindeki edinilmiş mallar şunlardır:
  • Eşlerin çalışmalarının sonucunda elde ettikleri kazanımlar,
  • Kişisel mallar sayesinde elde edilen kira geliri,
  • Çeşitli sosyal yardım kuruluşları tarafından yapılan ödemeler,
  • İş gücü kaybı nedeniyle kazanılan maddi tazminatlar.

Eşler evlilik birliği içerisinde ya da evlilik birliği kurulmadan önce hangi malların kişisel mal sayılacağı hususunda sözleşme ile belirleme yapabilirler. Mal rejimi sözleşmesi denilen bu sözleşme ile eşler belirledikleri kişisel malların boşanma mal paylaşımı sırasında paylaşıma dahil edilmemesi konusunda anlaşabilirler.

Boşanma mal paylaşımı davasında evlilik içerisinde alınmış tüm mallar kural olarak edinilmiş mal sayılmaktadır, bu nedenle malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Bu iddiasını ispat edemeyen tarafın iddia konusu kişisel malı edinilmiş mal kapsamında değerlendirilerek boşanma mal paylaşımı davasında her iki eş arasında paylaşıma tabi tutulacaktır.

Boşanma mal paylaşımı davası içerisinde önemli bir tabir de denkleştirme alacağıdır. Kişisel mallar diye tabir edilen ve eşlerin mal paylaşımına girmeyen mallarına ilişkin borçlarının edinilmiş mallar üzerinden karşılanması durumunda boşanma mal paylaşımı sırasında denkleştirme hesabı yapılması gereği ortaya çıkmaktadır. Denkleştirme hesabının yapılmasındaki amaç eşlerin hak kaybını ortadan kaldırmaktır. Zira borcu edinilmiş mallar ile ödenmiş bir kişisel maldan diğer eşin yararlanamaması hakkaniyetle örtüşmemektedir.

Boşanma Mal Paylaşımı Dava Açma Süresi

Boşanma mal paylaşımı davası açma süresi zamanaşımına tabidir. Bu zamanaşımı süresi geçirildiği takdirde mal paylaşımı davası açmak mümkün olmayacaktır. Boşanma davasına ilişkin kararın kesinleşmesiyle başlamakta olan zamanaşımı bu kesinleşmenin üzerinden 10 yıl geçmesiyle birlikte son bulacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bir kararında[1] bu davanın boşanmanın kesinleşmesi kararı üzerine 10 yıllık zamanaşımı süresi geçirilmeden açılması gerektiğini belirtmiştir. Boşanma davası sürerken açılacak olan boşanma mal paylaşımı davasında boşanma davası bekletici ya da diğer adıyla ön mesele yapılacak ve mal paylaşımına ilişkin dava boşanma davası sonuçlanmadan görülmeyecektir. Ön mesele yapılan boşanma davası sonuçlandıktan ve karar kesinleştikten sonra görülecek olan boşanma mal paylaşımı davasında edinilmiş mal kategorisinde değerlendirilen kişisel mallarınız hakkında hak kaybına uğramamanız açısından boşanma avukatı ile çalışmanız büyük yarar sağlayacaktır.

Boşanma Mal Paylaşımında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Boşanma davasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca görevli asıl mahkeme aile mahkemeleri, aile mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise aile mahkemesi sıfatıyla genel görevli mahkeme olarak asliye hukuk mahkemeleri görevli kılınmıştır. Yetkili yer mahkemesi ise seçimlik olarak belirlenmiş olup Türk Medeni Kanunu m.214 uyarınca;

  • Mal rejiminin eşlerden birinin vefatı ile sonlanmış olduğu durumlarda; ölen eşin ikamet ettiği son yerleşim yeri aile ya da asliye hukuk mahkemesi;
  • Kesinleşmiş mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilen eşler arasında görülen boşanma mal paylaşımı davasında yetkili mahkeme boşanma kararını veren mahkemenin yetkili olduğu yer aile ya da asliye hukuk mahkemesi;
  • Bu durumlardan ziyade bir halde ise davalı eş ikametgah yeri aile ya da asliye hukuk mahkemesi yetkili gösterilmiştir.

Anlaşmalı Boşanma Mal Paylaşımı

Anlaşmalı boşanma, en az 1 yıl evli kalmış olan çiftlerin başvurabildiği, uyuşmazlık konusu olabilecek her türlü hususta birlikte hazırladıkları ve imza altına aldıkları protokol gereğince anlaşarak hakim önünde de boşanma isteklerini dile getirmeleri sonucunda boşanmanın gerçekleştiği özel bir durumdur. Anlaşmalı boşanmada, yukarıda da belirttiğimiz gibi; tarafların anlaşmazlık konusu olabilecek tüm hususlarda protokol uyarınca anlaşma sağladıkları kabul edilir. Bu sebeple boşanma mal paylaşımı konusunda da anlaşmalı boşanma protokolünde maddeler bulunmaktadır. Taraflar mal paylaşımını kendi ortak kararları doğrultusunda yapmış oldukları protokol uyarınca belirlerler. Eşler bu protokolde mal paylaşımından feragat ettiklerini de açıkça belirtebilirler. Bu yönde madde koyulan protokollerde eşlerin katılma, değer artış payı, katkı payı gibi taleplerden vazgeçtiği madde metninden anlaşılmalıdır. Eşler bu hükümlerden ziyade, mal paylaşımına ilişkin hiçbir hüküm içermeyen protokoller de hazırlayabilirler. Bu durumda boşanmanın kesinleşmesinden itibaren işleyecek olan 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde eşlerden biri ya da her ikisi boşanma mal paylaşımı davası açabilme hakkına sahiptirler. Zina nedeniyle açılan boşanma davası sonucunda mal paylaşımına gidilmesi durumunda ise zina yapan eşin kusuru oranında katılma payında azaltmaya hükmolunabileceği gibi kusurlu eşin katılma payı alacağı tümden ortadan kaldırılabilir. Burada hakim zina bakımından kusursuz olan eşin zararını en aza indirgemeyi hedefler.

Siz de boşanma aşamasındaki taraflardan biri olup mal paylaşımı konusunda hukuken mevcut haklarınız noktasında mağduriyet yaşamamak istiyorsanız boşanma avukatı olarak hizmet veren Otluoğlu Hukuk Bürosuna ulaşabilirsiniz. 

[1] Yargıtay HGK, K:2013/520.

cinsel taciz suçu ve cezası

Cinsel Taciz Suçu ve Cezası

Cinsel Taciz Suçu ve Cezası 

Cinsel taciz suçu, bir kişinin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeden, her türlü davranış ile cinsel yönden rahatsız edilmesi fiili olarak tanımlanmaktadır.

Cinsel Taciz Suçu Nedir?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. Maddesinde cinsel taciz açıkça tanımlanmaktadır. Buna göre bir kimseyi, cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına; fillin çocuğa işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Yukarıda madde metninden de anlaşılabileceği üzere bu suçun faili kadın veya erkek olabilecektir. Failin medeni hali burada önem arz etmemektedir. Cinsel taciz eylemi ayrı cinsiyetlerde bulunanlar arasında işlenebileceği gibi aynı cinsiyette bulunanlar arasında da gerçekleştirilebilecektir. Tüzel kişiler bu suçun faili olamayacaktır.

Suçun mağduru ise herkes olabilir. Mağdur açısından kanunda bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kısmından da anlaşılacağı üzere belirli bir kapsamla sınırlandırılmamıştır. Mağdurun çocuk olması halinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 105. Madde hükmünce çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır.

Bu suçta korunan hukuki değer kişilerin cinsel özgürlüğüdür. Fail mağdura karşı cinsel taciz eyleminde bulunarak mağdurun cinsel özgürlüğüne zarar vermekte ve istemediği cinsel müdahalelerden korunma hakkını da izinsiz bir biçimde zedelemektedir.

Cinsel taciz suçunda hareket bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etme şeklinde belirtilmiştir. Cinsel taciz, kişilerin cinsel dokunulmazlıklarına yönelerek sözlü veya yazılı olarak vücuda temas içermeyen rahatsız edici cinsel amaçlı her türlü hareketle gerçekleştirilebilir. Bu hareketler cinsel dokunulmazlığa yönelecek şekilde laf atma, takip etme; yazıyla iletilecek şekilde mektupla, internet üzerinden veya e-postayla cinsel ilişki teklifinde bulunma gibi hareketlerle gerçekleştirilebilecektir. Bunlara ek olarak fail tarafından cinsel organı mağdura gösterme, soyunma veya el kol hareketleriyle de cinsel tacizde bulunulabilir.

Mağdurun bu suç açısından duygu durumunun ne olacağı kanun hükmü uyarınca bir önem teşkil etmeyecektir. Hareketin gerçekleştirilmiş olması ve farklı yollarla mağdura ulaşmış olması bu suça ilişkin fiilin tamamlanması açısından yeterlidir.

Fail mektup veya telefon gibi araçlar yoluyla veya üçüncü bir kişi kullanarak cinsel tacizde bulunabilir. Yukarıda da belirtildiği üzere cinsel tacizi oluşturan hareketin mağdurun bilgisine ulaşmış olması yeterli olacaktır.

Cinsel taciz fiilinin gerçekleştirilmesi hareket bakımından özellikle değerlendirilmelidir. Kanun’un hükmüne göre failin hareketleri mağdurun vücuduna temas etmek suretiyle cinsel saldırı boyutuna ulaşmışsa artık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. Maddesi cinsel saldırı suçu hükmü uygulama alanı bulacaktır. Mağdurun yaşının on sekizden küçük olması halinde, failin bu fiili 103 maddede yer alan cinsel istismar suçu kapsamına girecektir.

Suçun manevi unsuru bakımından bu suç kasten işlenebilecektir. Kasten işlenmesinin yanısıra cinsel tacizde bulunan fail, kendi cinsel arzularını tatmin amacıyla hareket etmiş olmalıdır. Mahkeme burada cinsel taciz fiilinin cinsel arzuları tatmin amacıyla yapılıp yapılmadığını somut olaya bakarak karar verecektir.

Cinsel taciz suçu sırf hareket suçu olması sebebiyle failin icra hareketlerini tamamlamasıyla tamamlanacaktır. Hareketten ayrı olarak bir neticenin ortaya çıkıp çıkmaması bu suç başlığı altında aranmayacaktır. Failin fiili icra hareketlerinin kısımlara bölünebilmesi halinde teşebbüs mümkün olabilecektir.

Cinsel taciz iştirak halinde işlenebilecek suçlardandır. Fail ile bu suça azmettirme ve yardım etme hali mümkündür. Mektupla cinsel taciz fiilinin gerçekleştirilmesi örneğinde mektubu ulaştıran üçüncü kişi suça yardım eden olarak sorumlu tutulacaktır.

Bu suç bir kişi tarafından farklı zamanlarda farklı şekillerde tekrarlayabilecektir. Tek bir kişinin mağdura yönelik değişik tarihlerde cinsel taciz fiilinde bulunması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 47 uyarınca zincirleme (müteselsil) suç hükümlerinin tatbikini gerekli kılacaktır.

Tek bir fiille birden fazla kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. Maddesinin 2.fıkrası uygulama alanı bulacaktır. Bu hükme göre tek bir fiille birden fazla kişiye karşı suç işlenmesi halinde cezaya hükmedilir ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. 

Cinsel tacizin farklı kişilere bir kereden fazla olacak şekilde işlenmesi halinde fail zincirleme suç hükümlerinin aksine gerçek içtima hükümlerine göre cezalandırılacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. Maddesi 2. Fıkrası uyarınca suçun belirli şekilde işlenmesi nitelikli hal kapsamına girecek ve yaptırım daha ağır olarak belirlenecektir.

Suçun, kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak işlenmesi hali kanunda nitelikli hal olarak sayılmıştır. Mağdurun yukarıda sayılmış ilişki türlerinin içerisinde olması failin fiili tekrarlaması hali ilişki sebebiyle daha da kolaylaşacaktır. Suçun nitelikli halinde sayılan ilişkideki hakimiyetini ve nüfuzunu kötüye kullanarak cinsel tacizde bulunmaktadır. Mağdurun failin işçisi olduğu veya öğrencisi olduğu hallerde veyahut aile içi ilişkide altsoy üzerine hakimiyet ve nüfuz bu nitelikli halin gerçekleştirilmesi kapsamında örnek gösterilebilir.

 

Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesi hali Kanun’da sayılan bir başka nitelikli haldir. Yukarıda sayılmış kişiler tarafından cinsel tacizin gerçekleştirilmesi nitelikli hal kapsamında verilecek cezanın ağırlaşmasına sebep olacaktır.

Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanarak işlenmesi hali kanunda sayılmış bir diğer nitelikli haldir. Buna göre aynı işte çalışan kişiler arasında nüfuz anlamında cinsel taciz fiili daha kolay işlenecektir.

Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde işlenmesi nitelikli haldir. Uygulamada bu suç özellikle elektronik haberleşme araçları kullanılarak sıklıkla işlenmektedir.

Teşhir suretiyle işlenmesi halinde bu nitelikli halin uygulanması için cinsel taciz eyleminin belirli bir kimseyi hedef alması gerekmektedir.

 

Cinsel taciz sonucunda mağdurun işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış olması kanunda sayılmış olan bir başka nitelikli haldir. Bu nitelikli hal ancak cinsel taciz mağduru cinsel tacize dayanamayarak işi bırakmışsa, okuldan veya ailesinden ayrılmışsa uygulanacaktır.

Cinsel Tacizde Şikâyet Süresi

Cinsel taciz suçu mağdurun şikayetine tabi bir suçtur. Soruşturulması ve kovuşturulması ancak mağdur şikayetiyle gerçekleşecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. Maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamayacaktır. Şikâyet hakkı sahibi kişi failin ve fiilin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği tarihten itibaren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 158 uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına başvuru yapılabilecektir. Bu makamlar haricinde valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan şikâyet de ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecektir.

Cinsel taciz suçunda nitelikli hallerin bulunması halinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlı olmayacak, suçun soruşturulması ve kovuşturulması resen yerine getirilecektir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253 Uzlaşma hükümleri uyarınca cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemeyecektir.

Cinsel Taciz Suçu Cezası

Cinsel taciz suçunun cezası 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. Maddesi hükmüne göre üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası olarak belirlenmiştir. Burada seçimlik yaptırım öngörülmüştür. Adli para cezasını mahkeme somut olayın koşullarına göre belirleyecektir. Fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir.

Cinsel taciz fiili kanunda sayılan nitelikli hallerden biri olarak gerçekleştirilmişse verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Mağdur bu fiil sebebiyle işi bırakmışsa, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olmayacaktır.

Cinsel Taciz Yargıtay Kararları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun[1] kararında cinsel taciz eyleminin gerçekleştirilme şekli belirtilmiştir. Buna göre mağduru hedef almış, onun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin cinsel özgürlüğüne yönelen söz ve davranışlarla cinsel taciz suçu işlenebilecektir.

Bir diğer Yargıtay Ceza Genel Kurulu[2] kararında ise cinsel tacizde maddi unsurun bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmek, manevi unsurun ise kast olup failinin ayrıca cinsel amaçla cinsel taciz fiilini gerçekleştirmesi gerektiğine değinilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu[3] yaptığı bir başka inceleme neticesinde failin mağdurun yanından geçerken kalçasına dokunması fiiline cinsel taciz değil, cinsel saldırı fiili üzerinden hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu hüküm uyarınca görüldüğü üzere cinsel taciz fiili temas yaratacak hareketlerle gerçekleştiriyorsa başka bir suç olan cinsel saldırı suçuna dönüşecektir.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden cinsel taciz suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Cinsel taciz fiil ve cezası bu suçun şikâyet süresi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1]  2017/444 E. ve 2018/601 K. Sayılı ve 04.12.2018

[2] 2014/668 E. ve 2014/68 K. Sayılı ve 24.03.2015

[3] 9. Ceza Dairesi   2021/22105 E., 2021/9406 K.

Oretra