İş Hukuku

HAKSIZ YERE İŞTEN ÇIKARILAN İŞÇİLERİN HAKLARI

Bilindiği üzere İş Hukukunda genel itibarıyla sözleşme serbestisi olduğundan taraflar birbirleriyle yasal asgari koşulların sağlanması koşuluyla diledikleri şartlarda sözleşme yapabilmektedir. Buna karşılık kurulan sözleşmelerin sona erdirilmesi aşaması, sözleşmenin kurulmasına kıyasla taraflara daha fazla hukuki sorumluluk yükleyen bir durumdur. Zira yasal hükümlere aykırı bir şekilde sözleşmeyi fesheden taraf, karşı tarafın bundan kaynaklanan zararlarını da gidermekle yükümlü olur. Özellikle de işveren tarafından böyle bir fesih gerçekleştiriliyorsa, işçiye karşı yüklenmiş olduğu sorumluluk çok daha geniş kapsamlı olmaktadır. Biz de bu yazımızda haksız yere işten çıkarılan işçilerin haklarını irdeleyeceğiz.

HAKSIZ YERE İŞTEN ÇIKARILAN İŞÇİ NE YAPMALI, NEREYE BAŞVURMALI?

İşçi, iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini düşünüyorsa genel itibarıyla iki seçeneğe sahiptir. İşçi, eğer mevcut işine devam etmek istemiyorsa yapılan feshi kabul ederek çalıştığı döneme dair ödenmeyen işçilik alacakları mevcut ise bu alacaklarının tazmini için hukuki yollara başvurabilir. Yargı süreci sonunda haklı görülürse, işveren tarafından kendisine ödenmeyen işçilik alacaklarının ödenmesine karar verilir. Böylece işçi, bir nevi feshi kabul ederek feshe bağlı haklarını elde edebilir. Bu birinci seçenektir.

İkinci seçenek ise işçinin yapılan feshin geçersizliğinin tespiti için yargısal yollara başvurması olarak açıklanabilir. Uygulamada işverenin gerçekleştirdiği fesih işleminin geçersizliğinin yargı organlarınca tespiti için açılan davalara işe iade davası adı verilmektedir. Bu davalarda mahkemelerce, yapılan feshin geçersizliği tespit edildiğinde işçinin sözleşmesi feshedilmemiş gibi devam etmektedir. Bu nedenle işçi, sözleşmesine bağlı olarak işveren yanında çalışmaya devam etme hakkı kazanır. Sözleşmesine bağlı hakları aynen korunduğu gibi, yargılama sürecinde çalışmadan geçirdiği sürenin karşılığı olarak bir ücret alacağına hak kazanır. Ayrıca dava sonucunda işe iadesine karar verilmesine karşılık işveren tarafından işe başlatılmazsa yine tazminata hak kazanır.

Her iki seçeneği de biraz daha detaylı inceleyelim.

İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ

İşçi feshin geçersizliğinin tespiti yerine, çalıştığı döneme dair ödenmeyen alacaklarının olduğunu düşünüyorsa ve ayrıca işten çıkarılma sebebiyle tazminata hak kazandığını düşünüyorsa yasal yollara başvurarak bu alacaklarını tahsil edebilir. Bu işçilik alacaklarının neler olduğunu önceki yazılarımızda detaylı bir şekilde incelemiştik. Her alacak kalemi özelinde detaylı bilgilere ulaşmak için önceki yazılarımıza göz atabilirsiniz.

Kural olarak işçilik alacaklarının tahsili için işçi tarafından dava açılması gerekir. Hukukumuzda ihkak-ı hak yasağı olarak bilinen ilkeye göre, bir kişi kendi hakkını kendi başına zor kullanarak elde etmeye çalışamaz. Zor kullanma yetkisi devlete aittir, bu nedenle tarafların haklarını yasal merciler önünde talep etmeleri gerekmektedir. İşçiler de fesihten doğan işçilik alacakları için devletin ilgili mercilerine başvurmak zorundadır. Bahsettiğimiz ilgili merciler, icra müdürlükleri ve mahkemelerdir.

İşçi, işçilik alacaklarını net olarak biliyorsa, isterse öncelikle icra takibi başlatarak ödenmeyen alacaklarını talep edebilir. İşveren, bu takibe itiraz etmezse takip kesinleşir ve işçi icra takibinde talep ettiği alacakları için haciz işlemleri yapabilir. İşverence takibe itiraz edilmesi halinde işçinin bu itirazın ortadan kaldırılması için dava yoluna başvurması gerekir. Dava neticesinde mahkemece itirazın iptaline/kaldırılmasına karar verilmesi halinde işçinin haciz işlemlerine devam etme hakkı söz konusu olur.

İşçi alacaklarını bilmiyorsa, bu durumda mahkemeye başvurarak dava açması gerekir. Ancak kanunda yapılan yeni düzenlemeler uyarınca, işçilik alacakları talepli dava açacak olan işçilerin (ister icra takibi yapıp takibe yapılan itirazın iptali/kaldırılması için olsun ister doğrudan dava açacak olsun) arabuluculuk yoluna başvurması gerekmektedir. Arabuluculuk, temel itibarıyla dava açılmadan önceki süreçte tarafların anlaşarak dava konusu edilecek olan uyuşmazlığın mahkemeye gitmeden çözülmesini amaçlayan bir hukuki müessesedir.

Taraflar, eğer arabuluculuk sürecinde anlaşırlarsa yapmış oldukları anlaşma bir tutanağa bağlanarak taraflar hakkında bir mahkeme kararı gibi sonuç doğurur. Ayrıca uyuşmazlık mahkeme önüne gitmediği için mahkemenin iş yükü azalır. Taraflar da yargı sürecine girmeden uyuşmazlığı daha kısa sürede çözümlemiş olur. Taraflar arabuluculuk aşamasında da anlaşamazlarsa bu durumda artık dava açılması gerekmektedir.

Arabuluculuk yoluna başvuru, dava öncesinde tüketilmesi zorunlu olan bir yoldur. Bu yola başvurulmadan dava açılması halinde mahkemece, dava şartlarının mevcut olmaması nedeniyle davayı reddeder. Bu nedenle işçilik alacakları için dava açılacaksa, öncesinde mutlaka arabuluculuk yoluna başvurulmalıdır.

Kısaca özetlemek gerekirse; işçilik alacaklarını talep eden işçinin öncelikle icra takibi veya doğrudan dava açması gerekmektedir. Eğer icra takibi yapmış ve takibine itiraz edilmişse itirazın iptali/kaldırılması için açacağı dava öncesinde, doğrudan dava yoluna başvuracak ise davayı açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurmak zorundadır. Taraflar, arabuluculuk aşamasında anlaşırlarsa bu anlaşmaları mahkeme hükmü yerine geçer ve uyuşmazlık sona erer. Ancak anlaşamazlarsa bu durumda işçi artık davasını açabilir ve yargılama sonunda verilecek karara göre hareket edilir.

FESHİN GEÇERSİZLİĞİNİN TESPİTİ (İŞE İADE)

İşçi, işveren tarafından yapılan feshin geçersiz olduğunu düşünüyorsa, bu durumun tespiti için mahkemeye başvurarak feshin geçersizliğinin tespitini talep edebilir. Mahkeme, işçiyi haklı bulursa yapılan feshin geçersizliğine karar verir. Mahkemenin bu kararı ile, işçinin iş sözleşmesi fesih hiç yapılmamış gibi aynen devam eder. İşçi, iş sözleşmesine bağlı haklarına hak kazanmaya devam eder. Bununla birlikte, dava sürecinde çalışmadan geçirdiği sürenin karşılığı olarak en çok dört aylık ücreti tutarında bir ücrete (boşta geçen süre ücreti) hak kazanır.

İşçinin, kararın ardından yasal süresi içerisinde işverene işe tekrar başlamak için bildirimde bulunması gerekir. Bu bildirim üzerine işveren, işçiyi tekrar işe başlatmak zorundadır. Mahkemece feshin geçersizliğine karar verilmekle birlikte işveren tarafından işçi işe başlatılmazsa, bu durumda işçiye bir tazminat (işe başlatmama tazminatı) ödenmesi gerekir. Bu tazminat, boşta geçen süre ücretinden ayrı bir tazminat olup işçinin dört ilâ sekiz aylık ücreti tutarında olabilir. Bu tazminatı mahkeme takdir etmektedir.

Feshin geçersizliği için açılacak davalardan önce arabuluculuğa başvurma şartı yoktur. İşçi, doğrudan işverene karşı dava açabilmektedir. Ancak arabuluculuğun zorunlu olmadığı hallerde de taraflar isteğe bağlı olarak bu yola başvurabilirler. Taraflar bu şekilde anlaşırlar ise, mahkemede dava açılacak idiyse mahkemenin hükmetmesi gereken boşta geçen süre ücreti alacağı ile işe başlatılmama halinde ödenmesi gerekecek işe başlatmama tazminatında da anlaşmaları gerekir. Tarafların anlaşması halinde, işçi işveren yanında işe geri döner. Anlaşmama halinde ise uyuşmazlığın çözümü mahkeme nezdinde gerçekleştirilecektir.

HAKSIZ YERE İŞTEN ÇIKARILAN İŞÇİNİN MANEVİ TAZMİNAT HAKKI VAR MIDIR?

Haksız yere işten çıkarılan işçi, aleyhine yapılan haksız işlem nedeniyle manevi olarak da yıpranmış, elem ve ıstırap duymuş olabilir. Örneğin maddi olarak zor durumda olan bir işçi, içinde bulunduğu zor koşullar altında bir de işsiz kalıyor olması nedeniyle üzüntü duyabilir. Bu işçinin ayrıca bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi (eşi, çocukları) var ise ve işten çıkarılmış olması nedeniyle bu kişilerin yaşamları da zora düşmüşse ve mahrum kaldığı maaş nedeniyle manevi olarak zarara uğramışsa (mesela depresyona girmişse), bu zararın da karşılığı olarak manevi tazminat talep edebilir.

İş Hukukumuzda haksız fesih nedeniyle işçinin manevi tazminat talep edip edemeyeceğine dair hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle manevi tazminat hakkında Borçlar Kanunumuzun hükümleri uygulanacaktır.

Manevi tazminat, genel itibarıyla maruz kaldığı haksız bir fiil nedeniyle manevi, yani ruhsal olarak zarar gören kimsenin bu zararının karşılığı olarak hak kazandığı bir tazminattır. Manevi tazminatın amacı, kişinin uğradığı zararı tazmin etmek değildir. Kaldı ki kişinin yaşadığı manevi zarar, maddi olarak giderilebilecek nitelikte değildir. Ancak manevi olarak zarara uğrayan kimsenin, kendisine bu zararı yaşatan kimseden uğradığı maddi zararlardan ayrı bir tazminat daha alması, hukukumuzda bu kişinin uğradığı zararı nispeten de olsa hafifleten, bu kişiye bir telafi tatmini yaşatan bir durum olarak kabul edilmektedir.

Manevi tazminat için ilk şart, kişinin kişilik değerlerinin haksız bir eylem nedeniyle zarara uğramasıdır. Kişilik değerleri kavramı, kanunlarımızda net olarak tanımlanmamakla birlikte temel itibarıyla kişinin karşılaştığı takdirde üzüntü ve elem duymasına yol açan değerlerdir. Bu değerler, kişinin sağlığı (fiziksel sağlık), ruh sağlığı (mental sağlık), yaşamı ve vücut bütünlüğü gibi değerlerdir.

Kişilik değerlerine karşı gerçekleştirilen eylemin haksız bir eyleme dayanması gerekmektedir. Haksız eylem kavramının burada geniş yorumlanması gerekir. Yalnızca Ceza Hukukumuza göre “suç” olarak kabul edilen eylemler burada haksız eylem olarak değerlendirilmemelidir. İşverenin gerçekleştirmiş olduğu fesihte bir suç unsuru olmayabilir. Ancak bu fesih işlemi, İş Hukukuna göre haksız bir işlemse, bu durumda manevi tazminattaki “haksız eylem” şartı da gerçekleşmiş kabul edilir.

Son olarak, gerçekleştirilen haksız eylem ile işçinin kişilik değerlerinde meydana gelen bu zarar arasında illiyet (nedensellik) bağı, yani sebep-sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bir başka ifadeyle, kişilik değerlerinde meydana gelen zarara gerçekleştirilen haksız eylemin sebep olması gerekir. İşçinin uğradığı manevi zarar, işverenin gerçekleştirdiği haksız eylemden kaynaklanıyorsa bu durumda illiyet bağı var kabul edilir. Ancak işçinin uğradığı zarar, başka bir sebepten kaynaklanıyorsa bu durumda illiyet bağı bulunmadığından manevi tazminat talep edilemez. Manevi tazminatın yukarıda sayılan şartları mevcut ise işçi maddi zararlarının yanında ayrıca manevi tazminat da talep edebilir.

İş Hukukunda işçinin haksız fesihten kaynaklanan hakları genel hatlarıyla yukarıda açıklanmaya çalışıldığı gibi olmakla birlikte, işbu yazı genel bilgilendirme amacıyla yazılmış olduğundan herhangi bir hukuki mütalaa ve/veya yorum içermemektedir. Hukuki olarak herhangi bir desteğe/yardıma ihtiyacınız var ise mutlak surette uzman ve deneyimli bir İş Hukuku avukatından profesyonel yardım/destek almanızı tavsiye ederiz.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Görevi kötüye kullanma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler kısmında 257. maddede düzenlenmiştir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu Nedir?

Görevi kötüye kullanma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde hüküm altına alınmıştır. İlgili hüküm uyarınca kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Yine kamuda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Görevi kötüye kullanma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Özel Hükümler başlıklı ikinci kitabının Millete ve Devlete Karşı İşlenen Suçlar başlıklı dördüncü kısmının Kamu İdaresinin güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı birinci bölümünde düzenlenmiştir. İlk fıkra suça konu fiilin icrai hareketlerle gerçekleştirilmesiyle ilgiliyken, ikinci fıkrada ihmali hareketle gerçekleştirilmesi açıklanmıştır.

Kamu görevlisinin bu suçtan ceza sorumluluğunun doğabilmesi için görevinin gereklerine aykırı olarak gerçekleştirdiği fiillerin başka bir suç oluşturmaması gerekmektedir. Diğer suçların oluşup oluşmadığı incelenerek diğer suçlardan failin sorumluluğuna gidilemediği takdirde bu suç hükümleri uygulanabilecektir.

Bu suçta korunan hukuki değer kamu idaresinin disiplinli, şeffaf ve etkin şekilde hukuki çerçeve dikkate alınarak işlenmesidir. Toplum, kamu idaresinin faaliyetlerini hukuka uygun bir biçimde yürütmesi hakkında kamu idaresine güven ve inanç duymaktadır.

Bu suçun faili görevi kötüye kullanma fiilini icra veya ihmali hareketlerle gerçekleştiren kamu görevlisidir, burada kamu görevlisi görevinden kaynaklanan yetkilerini kötüye kullanarak bu suçu işleyebileceğinden özgü suç olarak da sınıflandırılmaktadır. Kamu görevlisi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bit surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmıştır. Örnek olarak milletvekili, belediye başkanı, belediye ve il genel meclis üyesi, muhtar, avukat, tercüman, tanık ve bilirkişi gibi kişiler faaliyetin icrası dikkate alınarak kamu görevlisi olarak kabul edilebilecektir.

Kamu görevlisi olmayan bir kişinin görevi kötüye kullanma suçunun faili olması mümkün değildir. Ancak kamu görevlisi; emeklilik, istifa, ihraç vb. sebeplerle kamu görevlisi sıfatını kaybetmiş olsa dahi görevi sırasında gerçekleştirmiş olduğu görevi kötüye kullanma suçundan fail sıfatıyla sorumlu olacaktır.

Görevi kötüye kullanma suçunun mağduru toplumu oluşturan herkestir. Bu suçun işlenmesi halinde fiil kamunun zararına sebep oluyorsa suçun mağduru toplumu oluşturan herkes, suçtan zarar gören ise kamu idaresi olacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin ilk fıkrasında suçun icrai hareketlerle işlenmesi açıklanmıştır. İcrai hareketler kapsamına görevin gereklerine aykırı hareket etme fiilinin gerçekleştirilmesi girmektedir. Ancak burada dikkat edilmelidir ki kamu görevlisinin görevin gereğine aykırı hareket etmesi zimmet, resmi evrakta sahtecilik, rüşvet vb. bir suçu oluşturmamalıdır. Örnek olarak kişinin dilekçe hakkını kullanması ancak dilekçenin kabul edilmemesi suretiyle bu hakkın kullanımının engellenmesi örnek gösterilebilecektir. Kamu görevlisi fail görevin gereklerine aykırılık teşkil eden tasarrufları icra hareketle yani aktif ve etkin bir davranış kullanarak gerçekleştirmelidir. Failin hareketsiz kalması hali bir pasiflik teşkil edeceğinden burada görevin gereklerinin icrai davranışlarla gerçekleştirilmemesi sonucu ortaya çıkmayacaktır. Burada ancak ihmali surette görevi kötüye kullanma fiilinin gerçekleştirilmesinden söz edilebilecektir.

Kanun koyucu, ilgili madde metninde hangi hareket veya hareketlerin görevin gereklerine aykırı hareket oluşturacağını açıklamamıştır. Bu sebeple bu suç serbest hareketli suç olarak her türlü icrai veya ihmali hareketle işlenebilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin (2) numaralı fıkrasında görevi kötüye kullanma suçunun görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterilmesi suretiyle işlenmesi açıklanmıştır. Kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği davranışı yapmaması veya geç yapması halinde bu suçun ihmali hareketle işlenmesinden söz edilecektir. Görevin kötüye kullanılması fiili ihmali suç kapsamında ihmal veya gecikme gösterilmesi seçimlik hareketleriyle işlenebilecektir. İhmal görevin hiçbir şekilde yerine getirilmemesi iken, görevin gereklerini yapmakta ihmal ise kamu görevlisinin yerine getirmekle sorumlu olduğu işi yapmaması veya yasal düzenlemelere göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi ya da üstünün hukuka uygun olarak yapmasını zorunlu kıldığı eylemleri yapmaması anlamına gelmektedir. Örnek olarak belediye başkanının imzalamakla yükümlü olduğu belgeleri imzalamaması, kooperatif başkan ve yönetim kurulu üyelerinin kooperatifin belirli yıllara ait defterlerini tutmaması ve saklamakla yükümlü olduğu belgeleri saklamaması örnek gösterilebilecektir.

Hem icra hem de ihmali hareketlerle görevi kötüye kullanma fiilinin gerçekleştirilmesinde bu suçun oluşabilmesi için kamunun zararına, kişilerin mağduriyetine ve kişilere haksız menfaat sağlanmasına neden olunması gerekmektedir. Bu neticeyi doğurmayan kanuna aykırı davranışlar görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelendirilemeyecektir.

Bu suç ancak ve ancak kasten işlenebilecek suçlardandır. Suçun oluşumu için failin belirli bir amaç veya saikle hareket etmesi gerekmemektedir. Suçun görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle veya görevlerin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterilerek gerçekleştirilmesi kast için yeterli olacaktır. Bu suçun taksir ile işlenmiş hali kanunda açıkça öngörülmediğinden görevi kötüye kullanma fiili taksirle gerçekleştirilemeyecektir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu Cezası

Görevi kötüye kullanma suçu resen soruşturulabilen ve kovuşturulabilen suçlardandır. Ancak kamu görevlisi suçu işleyebileceğinden suç işlediği şüphesi bulunan kamu görevlileri hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde izin vermeye yetkili merciden soruşturma izni alınması gerekmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan doğruya soruşturma yapılabilecektir.

Bu suçun cezalandırılmasında görevli mahkeme asliye ceza mahkemesi olacaktır. Görevi kötüye kullanma suçunun karşılığında suçun kamu görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle işlenmesi halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek işlenmesi halinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu Zamanaşımı

Görevi kötüye kullanma suçu takibi şikayete bağlı suçlar kategorisinde olmadığından bu suçun soruşturulması için 6 ay gibi bir şikayet süresi de olmayacaktır. Suçun soruşturulması ve kovuşturulması resen gerçekleştirilebilecektir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere bu suçtan soruşturma başlatılabilmesi için 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca izin prosedürü işletilmesi gerekmektedir. İzin vermekle yetkili merci izin vermediği takdirde ilgili kamu görevlisi hakkında ceza soruşturması ve kovuşturulması yapılması mümkün olmayacaktır.

Ancak suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Suç bu sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi içinde soruşturulmadığı takdirde fail hakkında suçun soruşturulması ve kovuşturulması zamanaşımına uğradığından hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütülemeyecektir.

Gemi Adamı Tazminat ve Alacakları

Gemi adamı tazminat konusu 854 sayılı Deniz İş Kanunu uyarınca karasular ve uluslararası sularda Türk Bayrağını taşıyan ve yüz ve daha yukarı grostonluk gemilerde bir hizmet akdi ile çalışan gemi adamları ve bunların işverenleri hakkındaki uygulanır. Deniz personellerinin kanundaki ismi gemi adamıdır.

Her gemi adamı Deniz İş Kanunu’na tabi çalışan olmadığı için gemi adamı tazminat konusu kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Özellikle dikkat edilmesine ihtiyaç duyulan husus yabancı bayraklı gemilerde vazife icra eden gemi adamları DİK kapsamında olmadıkları için anlatacağımız durumlar bu gemi mensupları için geçerli olmayacaktır. Yabancı bayraklı gemide çalışan personellerin hukuki durumu 854 Sayılı Deniz İş Kanunu’na değil 6098 Sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre düzenlenmiştir. Bu sebeple belirgin farklılıklar oluşturmaktadır.

Türk Bayraklı Gemilerde Çalışan Gemi Adamlarının Alacakları; maaş alacağı, fazla mesai alacağı (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 28), senelik izin alacakları (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 40), hafta tatili alacakları (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 41), genel dinlence -resmi ve dini bayramlarda çalışma –alacağı (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 43)dır. Tazminatları ise kıdem (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 20) ve suç duyurusu tazminatı (854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 16) olarak sayılabilmektedir.

Sayılan bu alacak ya da gemi adamı tazminat kalemlerinden birini veya birkaçını alamayan gemi adamı Türk bayraklı gemide çalıştığından 854 Sayılı Deniz İş Kanunu madde 46’da düzenlenmiş olduğu üzere ve 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında değerlendirildikleri için dava İş Mahkemelerinde açılır.

Türk bayraklı değil de yabancı bayraklı gemide çalışan gemi adamları alacağını iş mahkemelerinde değil 6098 Sayılı Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirildikleri için alacak talebinde bulunacaklarından Asliye Hukuk Mahkemelerinde dava açmaları gerekmektedir. Bu hususta değişik kaynaklarda Deniz Uzmanlık Mahkemelerinin sorumlu olduğuna dair görüşler de bulunmakta ise de burada Yargıtay içtihatlarına dikkate almamız gerekmektedir.  Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2016/14286 Esas, 2017/889 Karar, 7.2.2017 Tarihli ilamında yabancı bayraklı gemide çalışan gemi mensuplarının Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açması icap ettiğini hüküm altına almıştır.

Gemi Adamı İşçilik Alacakları Nedir?

Gemi adamı tazminat ve işçilik alacakları kıdem ve ihbar tazminatının yanı sıra senelik ücretli izin alacağı, hafta tatili tutarı alacağı, genel dinlence tutarı alacağı, gemi adamı ücret alacağı, fazla mesai ücret alacağıdır.

Deniz İş Kanunu kapsamında olan, sözleşmesi feshedilen ve lüzumlu şartları oluşan gemi adamı kıdem tazminatına ve ihbar tazminatına hak kazanabilir. Kıdem tazminatının hesaplaması son ücret üstünden yapılır. İhbar ve kıdem tazminatına esas olacak ücret hesabında tutara ayrıca gemi adamına sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi olası akdi ve kanundan ötürü meydana gelen menfaatler de göz önünde bulundurulur. Gemi adamının vefatı halinde hemen hemen tüm hukuki durumlarda olduğu gibi burada da hak ve yükümlülükler mirasçılara geçeceği için tazminat da kanuni mirasçılarına ödenir. Gemi adamı tazminat ve alacakları içinde senelik ücretli izin alacağı, hafta tatili tutarı alacağı, genel dinlence tutarı alacağı, gemi adamı ücret alacağı, fazla mesai ücret alacağı şeklinde alacakları da talep etme hakkına sahiptir.

Türk Bayraklı Gemilerde Çalışan İşçilerin İşçilik Alacakları Neler?

Türk Bayraklı gemilerde çalışan işçilerin gemi adamlarının alabileceği işçilik alacakları; Maaş alacağı, fazla mesai alacağı, senelik izin alacağı, hafta tatili alacakları, genel dinlence alacağı şeklindedir. Türk Bayraklı gemilerde çalışan işçilerin alabileceği tazminatlar ise kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı olmak üzere iki ana tazminat üzerine kurulmuştur. Yabancı bayrak gemide çalışan işçiler Dik kapsamında ele alınmamaktadır, bu işçiler 6098 sayılı Borçlar Kanunu hükümlere tabii olarak iş akdi imzalamaktadır. Yabancı bayraklı gemilerde çalışan işçiler ise genellikle; donatan, armatör ya da kaptan ile bir kontrat yapmaktadırlar. Bu kontrat en genel hatlarıyla gemi ismi, sefer süresi, vazife ve ücret unsurlarını taşır. Gemi adamı tazminat konusunda ayrıntılı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Anayasa’nın 50. Maddesi ile çalışan insanların dinlenme hakkı düzenlenmiş, garanti altına alınmıştır. Yıllık ücretli izin hakkı da bu madde uyarınca koruma altına alınmış bir haktır. Gemi adamı tazminat konusu içerisinde Deniz İş Kanunu’na bakılırsa bu senelik ücretli izne hak kazanmak için iki şart gerekmektedir.

  1. Deniz İş Kanunu’na doğal bir iş sözleşmesi ile çalışmak

Gemi adamları senelik ücretli izne aynı işveren emrinde ya da aynı gemide bir takvim yılı arasında bir ya da birkaç hizmet akdi ile minimum altı ay emek harcaması halinde hak kazanırlar. Yani senelik ücretli izne hak kazanmak için bekleme süresi altı ay olarak belirlenmiş olup bekleme süresinin kesintisiz olma şartı aranmamıştır. Hizmet akdinin hukuken devam etmiş olduğu vakit esas alınmalıdır.

  1. 6 ay-1 yıl arası çalışan gemi adamları izin süresi en az 15 gün, 1 yıldan fazla süredir çalışan gemi adamları izin süresi ise en az 1 ay olmalıdır.

İzin işverenin müsait görmüş olduğu bir vakit diliminde kullanılır ve bu haktan feragat edilemez. Aynı sene arasında kullanmak ve tarafların rıza göstermesi koşulu ile bir aylık izin ikiye bölünebilmektedir. Gemi adamının sözleşmesi senelik ücretli izin hakkını kullanmadan sonlanırsa işveren ya da işveren vekili izin süresine ilişik tutarı ödemekle yükümlüdür.

Gemi Adamları İçin P&I Sigortası Nedir

Gemi adamı tazminat konusunda bir diğer önemli mevzu ise koruma ve tazmin sigortasıdır. Protection & Indemnity anlamına gelmekte olan P&I sigortası Koruma & Tazmin anlamına gelmektedir. Gemi donatan ve sahiplerinin üçüncü kişilere, çevreye, kendi personeline (işçi alacakları) ve var ise taşımış olduğu yüke karşı sorumluluklarını karşılayan bir sigorta türü olan P&I sigortası, sigorta iştirakine karşı yürütülen davalar asıl davadan bağımsız olarak yürütülebileceği için işçiye birtakım kolaylıklar sağlamaktadır.

Gemi Adamı İşçilik Alacakları Nasıl Alınır?

Gemi adamı tazminat ve işçi alacaklarının bir bölümü (Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, senelik izin tutarı alacağı, kötü niyet tazminatı vs.) feshe bağlı alacaklar olup iş akdinin son bulmasıyla talep edilmesi mümkün hale gelen alacak kalemlerdir. İşçi alacaklarının bir bölümü ise (Ücret, fazla mesai tutarı, ubgt ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı vs.) feshe bağlı olmayıp, iş akdi feshedilmiş olsun ya da olmasın işçinin hak kazanılmış olduğu vakit talebe tabi olan alacak kalemleridir. Gemi adamı tazminat avukatı kendine has özellikler taşıyan her somut vakayı ayrı ayrı inceleyip hukuki değerlendirmeler yaparak hak yitirilmesine uğramanızı engeller.

Gemi Adamı İşçilik Alacakları Avukatının Önemi

Gemi adamı işçilik alacaklarında her somut vakanın kendi has özellikler göstermesi nedeni ile her vaka hukuki açıdan ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu sebep ile mevzuatı iyi bilmek ve somut vaka hakkında analizi iyi yapabilmek hak yitirilmesine uğramanızın önüne geçecektir. Hak kayıplarının önüne geçmek adına tecrübeli bir gemi adamı tazminat avukatından hukuki destek alınmalıdır. Deniz iş davaları sürecinde ve bununla beraber iş davaları sürecinde hak kaybınızın önüne geçmek için disiplinli ve tecrübeli ekibimiz ile hukuki danışmanlık hizmeti vermek için yanınızdayız.

Deneme Süreli İş Sözleşmesi

İş sözleşmesinin akdedilmesinden önce işçi ve işveren karşılıklı belirli bir süre dahilinde deneme süreli iş sözleşmesi düzenleyebilir.

Deneme Süreli İş Sözleşmesi Nedir?

İşveren iş ilişkisi kuracağı işçiyi seçerken deneme süresine ihtiyaç duyabilir. Bu deneme süresinde işçinin yetenekleri, bilgi birikimi ve kişiliği hakkında bilgi sahibi olarak o işçiyle çalışıp çalışmak istemediğini belirler. İşçi açısından bakıldığında işçi, kendisinin bu tarz bir işyerinde ve bu koşullarla çalışmak isteyip istemeyeceği bir ortamı gözlemlemiş olur.

Kural, iş sözleşmesinin deneme süresi klozu olmaksızın akdedilmesidir fakat günümüzde iş sektöründe genel kabul, iş sözleşmesinin deneme süreli olarak akdedilmesi olmuştur.

Deneme süresi için 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan hükümler, basın işçileri ve gemi adamları için geçerli değildir. Bu kişiler için özel olarak hazırlanmış Basın İş Kanunu ve Deniz İş Kanunu mevcuttur. Ayrıca İş Kanunu madde 4 hükmünde sayılan kişi/kişiler için de 4857 sayılı İş Kanunu uygulanmayacaktır. Bu kişiler:

  • Deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar
  • 50’den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyeri ve işletmelerde çalışanlar
  • Aile ekonomisi sınırları içerisinde kalan tarımla ilişkilendirilebilen her türlü yapı işlerinde çalışanlar
  • Bir ailenin üyeleri ve üçüncü dereceye kadar (3.derece dahil) hısımları arasında dışarıdan başka biri katılmadan evlerde ve el sanatlarının yapıldığı işlerde çalışanlar
  • Ev hizmetlerinde çalışanlar
  • Sporcular
  • Rehabilite edilme amacıyla çalıştırılan kişiler
  • 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun ikinci maddesi tarifine uygun olarak üç kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışanlar

İşveren daha önce işyerinde bir işçiyi çalıştırmış ve bu işçiyi aynı vasıf ve unvana sahip işi yapması için yeniden işe almışsa artık deneme süresi kararlaştırılamayacak ve bu maddeleri içerisinde barındıran bir iş sözleşmesi akdedilemeyecektir.

4857 sayılı İş Kanunu madde 9 uyarınca taraflar kanundaki sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla karşılıklı ihtiyaçlarına uygun olabilecek şekilde iş sözleşmesi düzenleyebileceklerdir. Deneme süreli iş sözleşmesi bu sözleşmelerden biri olarak İş Hukuku’nda yer almaktadır. İş sözleşmesi içerisinde bir madde olarak yer alabilir veyahut ayrı bir deneme süreli iş sözleşmesi kurulabilecektir.

İşçi ve işverene ait yükümlülükler, deneme süresinde iş sözleşmesi kapsamı altındaymışçasına devam edecektir. İşveren ücret ödeme, işçiyi gözetme, eşit davranma yükümlülüğü altındadır. İşçi ise iş görme, sadakat ve özen gösterme, itaat yükümlülüğüne ve rekabet yasağına tabi olacaktır.

Deneme Süreli İş Sözleşmesi Hükümleri

 Bir iş sözleşmesine deneme süresi koyabilmek için akdedilecek iş sözleşmesinin sürekli iş sözleşmesi şeklinde hazırlanması gerekmektedir. Bu sözleşme belirli yahut belirsiz süreli sözleşme olabilecektir. Deneme süresi taraflarca açıkça kararlaştırılmalı, işveren tarafından işçiye deneme süresiyle ilgili bir dayatmada bulunulmamalıdır.

4857 sayılı İş Kanunu madde 15 uyarınca işveren ve işçi, iş sözleşmelerinde deneme süresi belirleyip belirlememekte özgürdür. Taraflarca böyle bir deneme süresi kaydı konulduğunda bu kaydın süresi azami (en fazla) iki ay olarak kanun koyucu tarafından sınırlandırılmıştır. Toplu iş sözleşmeleri yapılması halinde bu süre en fazla dört aya kadar uzatılabilecektir. Toplu iş sözleşmeleriyle belirtilmiş bir deneme süresi varsa iş akdinde belirtilen deneme süresi, toplu iş sözleşmesinde belirtilen süreden daha kısa olarak belirlenemeyecektir. Grev, hastalık vb. durumlarda bu süre durmayacak, işlemeye devam edecektir.

Taraflarca daha uzun süreler konması halinde, iş akdi tamamen geçersiz sayılmayacak, sözleşmenin ayakta tutulması yoluyla kısmen geçersiz sayılarak deneme süresi iki aymışçasına hesaplanacaktır.

Deneme süresinin başlangıcı işçinin fiilen işe başladığı tarih olacaktır. İşçi iş akdinin yapılmasından sonraki bir tarihte işe başlamışsa deneme süresinin başlangıcı akitten itibaren değil, yine fiilen başladığı tarihten itibaren hesaplanacaktır.

Taraflar arasında kurulmuş iş sözleşmesi geçerli bir akit teşkil edeceğinden deneme süresi de bu sürelere dahil edilerek iş sözleşmesi geçerli kabul edilecektir. Taraflar işçinin fiilen işe başladığı tarihten itibaren deneme süresi olup olmadığına bakılmaksızın karşılıklı borçlarını yerine getirmekle yükümlüdürler. Bu süre içerisinde işçi sigortalı sayılacak, sendika üyesi olabilecek ve toplu iş sözleşmesinden yararlanabilecektir. Deneme süresi içerisinde işçi greve katılabilme hakkını haizdir. Deneme süresi ayrıca kıdeme bağlı hakların ve yıllık ücretli iznin hesabında da göz önünde tutulacaktır.

Deneme Süreli İş Sözleşmesi Feshi

Türk Borçlar Kanunu madde 433 ve 4857 sayılı İş Kanunu madde 15 uyarınca deneme süresi içerisinde taraflar iş sözleşmesini/deneme süreli iş sözleşmesini ihbar süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız olarak feshedebilecektir.

Yargıtay son dönemlerde deneme süresi içinde yapılan fesihlerde sendikal tazminat istenebileceğine yönelik kararlar[1] vermektedir. Sendikal özgürlük T.C. Anayasası madde 51 uyarınca temel bir hak olarak ortaya çıkmaktadır. Kanuni düzenlemelerin yanısıra uluslararası sözleşmeler ile de sendikal özgürlüğü koruyucu hükümler getirilmiştir. Her ne kadar 4857 sayılı İş Kanunu ile T.C. Anayasası hükümleri birbiriyle çelişse de Anayasa’ya üstünlük tanınacaktır.

İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklı olacaktır. Deneme süresinde çalıştığı günlere fazla çalışmaya dair ücret hakkı, genel tatil günlerinde ücretli izni, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil olan günlerde çalışmışsa ek ücreti, bununla beraber iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmelerinde öngörülen tüm işçilik haklarının hesaplanmasında dikkate alınacaktır. Derhal fesih her ne zaman istenirse her iki tarafça gerçekleştirilebilecektir. Tarafların fesih konusunda herhangi bir gerekçe gösterme zorunlulukları yoktur, deneme süresi başarılı geçmiş olsa da bu yola başvurabilme imkânları vardır.

Deneme süresi geçtikten sonra yapılacak fesihler belirli veya belirsiz iş akitleri feshi hükümlerine tabi olacaktır. Belirli veya belirsiz iş akitleri için yapılacak fesihlerde kıdeme bağlı olarak kanunda ihbar süreleri öngörülmüştür. İşçi ve işveren deneme süresinin geçmesinden itibaren bu sürelere tabi olarak iş sözleşmesini fesih hakkını kullanabilecektir.

İşçi deneme süresi içerisinde bazı elde etmesi gereken haklarından mahrum bırakılıyorsa işveren burada ayrımcılık yasağını ihlal etmektedir. İşçi bu sebeple işverene dava açarak ayrımcılık tazminatı talebinde bulunabilecektir.

Deneme süresi içerisinde işten çıkarılan işçi işe iade davası açma hakkını haiz değildir. İşe iade davasının şartlarından biri asgari 6 aydır işyerinde çalışıyor olmaktır. İşçi süre şartı sebebiyle işe iade davası açamayacaktır.

İş Sözleşmesinin İşverence Feshi

İşverenin işçinin çalıştığı süreçte işiyle ilgili performansını yeterli bulmuyorsa sebep göstermeksizin iş akdini/deneme süreli iş sözleşmesini feshedebilecektir. Bu sözleşmelerde, işçiyi işten çıkarmak için uyulması gereken herhangi bir bildirim süresi yoktur. İşveren bildirim süresine uymaksızın iş sözleşmesini feshedebilecektir ancak işveren işçiye deneme süresi içindeki çalışmasının ücreti ve yan haklarını tamamen ödeyerek deneme süreli iş ilişkisini sonlandırmalıdır.

Yukarıda konu ile ilgili olarak deneme süreli iş sözleşmesi unsurları ve sözleşmenin feshine ilişkin hususlarla birlikte açıklanmıştır. İş sözleşmesinin kurulması ve ifası hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Bu sözleşmenin kurulması ve ifası hakkında daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] Y9. HD 20.06.2006, 15239/18198, ÇT, 12, 311. Y9HD, 17.1.2005, 21240/2941, Kar, Deneme Süreli, 29.

Basın İş Kanunu’na Tabi İşçiler Ve İşçilerin Hakları

Temel olarak işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulama alanı bulmakla beraber bazı iş gruplarına tâbi işçiler için farklı kanunlarda farklı hükümler uygulanabilmektedir. Bu iş gruplarından birisi basın işçileridir. Basın mensubu olarak çalışan gazeteci, yazar gibi kimseler 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki̇ Münasebetlerin Tanzimi̇ Hakkında Kanun kapsamında olup hakları da yine bu kanuna göre belirlenmektedir. Bu kanun kapsamına giren kimselere genel olarak gazeteci denilmektedir. Bu yazımızda işbu Kanun’a kimlerin tâbi olduğu ve 4857 sayılı Kanun’dan farklı ne tür düzenlemeler barındırdığı hususlarını inceleyeceğiz.

5953 Sayılı Kanun’a Tâbi Olan Kimseler

5953 sayılı Kanun kapsamında olup da 4857 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olmayan kimseler ilgili kanunda doğrudan gazeteci olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla 5953 sayılı Kanun kapsamında olan kimseleri gazeteci olarak tanımlamak mümkündür. Ancak “gazeteci” ibaresinden neyin kastedildiğinin anlaşılması da önemlidir. Kanun’un birinci maddesi gazeteci kavramını da tanımlamaktadır. Buna göre, Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelerle (süreli yayınlar) haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki “işçi” tanımının kapsamı haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında anılan kanun uygulama alanı bulmaktadır.

Dolayısıyla herhangi bir haber ajansında muhabir, kameraman olarak çalışan veyahut bir gazetede, dergide köşe yazarlığı yapan kişiler 5953 sayılı Kanun kapsamındadır diyebiliriz. Elbette kanunun kapsamı bu kadarla sınırlı değildir. Kanun’un yukarıdaki paragrafta belirttiğimiz kapsamına giren herkes bu kanuna tâbidir.

Bu kapsama girmeyen, yani istisna olan kimseler ise Devlet, vilayet ve belediyeler ve İktisadi Devlet Teşekkül ve müesseseleriyle sermayesinin yarısından fazlası bu teşekküllere ait şirketlerde istihdam edilen memur ve hizmetlilerdir. Bu kimseler 5953 sayılı Kanun kapsamından hariç tutulmuştur. Yine kanun kapsamındaki kuruluşlarda çalışmakla birlikte, fikir ve sanat işlerinde çalışmayan, şoför, aşçı, temizlikçi gibi kimseler de kanun kapsamında değildir.

5953 Sayılı Kanun’a Göre Sözleşme Ve Sözleşmenin Kurulması

5953 sayılı Kanun’a bağlı olarak çalışacak kimseler, yani gazeteciler ile bunların işverenleri arasında kurulacak olan sözleşmenin yazılı olarak yapılması zorunludur. 4857 sayılı Kanun’dan ve Borçlar Kanunu’ndaki hizmet sözleşmesinden farklı olarak 5953 sayılı Kanun’da öngörülen bu şart zorunlu olup yazılı yapılmayan sözleşmeler geçerli değildir.

Sözleşmede, yapılacak işin türü, ödenecek ücret ve gazetecinin kıdem süresinin yazması gerekmektedir. Yapılacak işin türü ve/veya ücrette değişiklik yapılacak ise bunun da sözleşmeye eklenmesi gerekmektedir. İki yıllık çalışmasının ardından gazeteci Kanun’a göre terfi etmeye hak kazanacak olup terfi sonucunda gazetecinin alacağı yeni ücrette yapılacak artış da yine sözleşmede yazılacaktır.

5953 Sayılı Kanun’a Göre Sözleşmenin Sona Erdirilmesi

5953 sayılı Kanun’a göre sözleşme, taraflardan birinin bir diğerine kanunda belirlenen süreler kadar öncesinden bildirilmesi şartıyla feshedilebilir. Bununla birlikte, önden süre vermeksizin de sözleşmenin feshedilebileceği haller mevcuttur.

Kıdemi beş yıldan uzun olan gazetecilerin iş akdinin işveren tarafından feshedilecek olması halinde bunun üç ay önceden gazeteciye bildirilmesi gerekir. Bu süre, beş yıldan az kıdemi olan gazeteciler için bir aydır. Bu ihbar süreleri geçtikten sonra sözleşme feshedilmiş olur. Bu süreler beklenmeden gazeteci işten çıkarılacak olursa, işveren tarafından gazeteciye [ihbar tazminatı] ödenmesi gerekir. İhbar tazminatına esas alınacak ücret, gazetecinin ihbar süresinin son gününe isabet eden ücreti olup işbu kanuna göre belirlenecek ihbar süresine göre hesaplanır.

Gazetecinin kendi isteğiyle ayrılacak olması halinde ise ihbar süresi bir aydır. Gazetecinin bu süreyi beklemek istememesi halinde ihbar tazminatını ödeyerek işten ayrılması mümkündür. Kanunda öngörülen bu süreler asgari süreler olup, tarafların anlaşması ile daha da artırılması mümkündür.

Bazı durumlarda ise tarafların herhangi bir ihbar süresi beklemeksizin sözleşmeyi feshetmeleri mümkündür. Bu halleri şöyle özetleyebiliriz:

  • Bir süreli yayının veçhe ve karakterinde gazeteci için şeref veya şöhretini veya umumiyetle manevi menfaatlerini ihlal edici bir durum meydana getirecek şekilde bariz bir değişiklik yaşanırsa, gazeteci ihbar mühletini beklemeden akdi feshedebilir.
    • Bir gazetecinin böyle bir durum içine girmemek için işvereninin bu yöndeki bir isteğini yerine getirmemesi, işveren için haklı nedenle fesih sebebi değildir.
  • Görevin yerine getirilmesiyle ilgili konularda gazetecinin bilerek veya ağır bir ihmali neticesinde süreli yayının itibar veya şöhretine zarar verecek fiil ve harekette bulunması hali işverene ihbar mühletini beklemeden iş akdini derhal feshetme hakkı verir.

Sözleşme süresi taraflar arasında belirli veya belirsiz olabilir. Süresi belirli olan sözleşmelerde, süre bitimi beklenmeden yukarıdaki hallerden birinin varlığı halinde haklı nedenle derhal fesih yoluna gidilebilir.

Gazetecinin sağlık problemleri nedeniyle derhal fesih yoluna gidilmesi mümkün değildir. Ancak gazetecinin sağlık sorunlarının altı aydan uzun sürmesi halinde, işveren tarafından gazeteciye tazminat ödenerek sözleşmenin feshi yoluna gidilebilir. Gazeteci, işten çıkarıldıktan sonra bir yıl içinde iyileşip mesleğini tekrar yapabilecek duruma gelirse eski işine dönebilir.

5953 Sayılı Kanun’un Sağladığı Haklar

5953 sayılı Kanun’a bağlı olarak çalışan kimselerin (kanunun ifadesiyle, gazetecilerin) çalışmaları karşılığında hak etmiş oldukları en temel hak ücret hakkıdır. Tıpkı 4857 sayılı Kanun’da olduğu gibi işbu kanunda da çalışan kimsenin en temel hakkı çalışmasının karşılığında hak etmiş olduğu ücrettir.

Ücret dışındaki diğer işçilik alacakları hakkında da Kanun’un öngördüğü birtakım temel düzenlemeler vardır. Bu düzenlemelere bakalım:

  • Kıdem tazminatı: Kıdem tazminatı için gazetecinin meslekte en az beş yıl çalışması gerekir. Beş yıllık süre gazetecinin mesleğe ilk başladığı tarihten itibaren hesaplanır. Bu sürenin tamamlanmasının ardından gazeteciye, işten çıkması halinde her bir kıdem yılı için ayrı ayrı olacak şekilde bir aylık ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Yani beş yıl çalışan bir gazeteci, işten ayrılması halinde beş aylık ücreti tutarında kıdem tazminatına hak kazanır. Gazeteci, çalıştığı bir kurumdan ayrılırken kıdem tazminatı almışsa, sonrasında girdiği yeni işyerinde de kıdem tazminatı alabilmek için yeniden beş yıllık kıdem tazminatı süresini doldurması gerekir. Gazeteci hiç kıdem tazminatı almamışsa, en son ayrıldığı işyerinden hak ettiği bütün kıdem tazminatını talep edebilir.
  • İhbar tazminatı: Yukarıda da açıklandığı üzere, gazetecinin sözleşmesi feshedilecek olursa, fesih bildiriminin gazeteciye, kıdemi beş yıldan az ise bir ay, fazla ise üç ay öncesinde bildirilmesi gerekir. Bu sürelere uyulmaz ise gazeteciye bu süreye tekabül eden ücreti tutarında ihbar tazminatı ödenmesi gerekir.
  • Fazla mesai ücreti: 5953 sayılı Kanun’a göre bir günlük mesai en fazla 8 saattir. Hafta tatili olarak kabul edilen gün hariç tutulduğunda, gazetecinin haftalık mesai süresi en fazla 48 saat olabilir. Bu süreleri aşan çalışmalar fazla mesai ücretine tâbidir. Günlük en fazla üç saat fazla çalışma yapılabilir. Yarım saatten az fazla mesailer yarım saat, fazlası ise bir saat kabul edilir. Ücret, normalde saatlik ücretin %50 fazlası olup, gece 00:00’dan sonraya rastlayan mesailer için %100 fazlasıdır. Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmalar da fazla mesai olarak kabul edilir ve fazla mesai hesabına dahil edilir.
  • Hafta tatili ücreti: Hafta tatilinde çalışma yapılması halinde o günün ücreti gazeteciye ödenir. Normal hafta tatili günü Pazar olmakla birlikte, bu tatili haftanın başka bir günde kullanan gazeteci, Pazar günü çalıştığı gerekçesiyle hafta tatili ücretine hak kazanamaz.
  • Yıllık izin ücreti: Günlük çıkan yayınlarda çalışan gazetecilere en az bir yıllık kıdemi bulunması halinde dört hafta ücretli izin verilir. Bu süre, on yıldan fazla kıdemi bulunan gazeteciler için altı haftadır. Günlük olmayan yayınlarda altı aylık kıdem süresini dolduran gazetecilere iki hafta yıllık izin verilir. Bu süreler, gazetecinin mevcut çalıştığı kuruma girişinden itibaren değil, mesleğe ilk başladığı günden itibaren hesaplanır.

5953 sayılı Kanun kapsamında çalışan işçilere (gazetecilere) yönelik yazmış olduğumuz bu yazı tamamen bilgilendirme amaçlı olup herhangi bir hukuki tavsiye içermemektedir. Hukuki bir sorunuz/sorununuz olduğu takdirde mutlak suretle İş Hukuku alanında uzman bir avukattan profesyonel destek almanızı tavsiye ederiz.

Kartal İşçi Avukatı

Kartal işçi avukatı iş hukuku alanında yaşadığınız olumsuzluklarda size destek verecek hukuki danışmanınızdır. İş, işçi ve işveren haklarını korumak için tercih edilen iş hukuku uyuşmazlıkların düzenlenmesi ve hakların korunması için etkinlik yayınlayan bir hukuk dalıdır. İşçi sınıfı olarak vasıflandırılan çalışanın da işverenin de her türlü uyuşmazlık ve kontrat mevzusundaki yasal süreçleri bu hukuk dalı kapsamında nitelendirilir.

Kartal işçi avukatı neler yapar? Sizleri ne şekilde korumaktadır? Bu yazımızda detaylıca malumat vereceğiz. Çalışma ve istihdam hukuku ile alakalı yasal görünüm her vakit değişmektedir. Tahmine dayalı planlama ve ücretli rahatsızlık izni şeklinde mevzularla alakalı yeni yasalar devamlı olarak değişebilmektedir. Her bir belirsizlik için bir avukat tutmak maddiyat olarak sizleri zorlayacaktır. Ancak muayyen durumları müessir bir biçimde ele almak için ne olursa olsun bir iş ya da istihdam avukatına ihtiyacınız olacaktır. Kartal işçi avukatı ya da işveren ihtiyacınız olup olmadığına karar verirken, senelik bazda hizmet aldığınız durumları gözden geçirmeniz yerinde olacaktır. Bir Kartal İşçi Avukatı, işverenlerin ya da çalışanların müzakerelere girmesi ya da anlaşmazlıkları çözmesi için çalışır. İş kanunlarının katı yasal tanımının dışına çıkmaksızın, bir iş avukatı dosyanızı yürütebilmektedir.

İş Hukuku Nedir?

İş Mahkemesi ve iş hukuku işçi ve işveren arasındaki ilişkiyi inceleyen ve uyuşmazlıkları düzenleyen hukuk dallarından biridir. İş hukuku için lüzumlu olan davaların görülmesi sürecinde iş mahkemeleri vazife yapmaktadır. Bireysel ve toplu iş hukuku olarak iki ana kategoride değerlendirilebilen iş hukukunda süreçler toplu müracaat veya bireysel başvuruyla işlemektedir. Kartal işçi avukatı bu bilgilerin tamamını size ayrıntılı olarak verecektir.

4857 Sayılı İş Kanunu Neleri Kapsar?

Kartal işçi avukatı, işçi ve işveren arasındaki süreçlerin takip edilmesini sağlarken, 4857 Sayılı İş Kanunu ve benzer maddeleri değerlendirerek yasal yaptırımları sizin anlayabileceğiniz sadelikte aktarır. Kanunun alakalı maddeleri değerlendirilerek işçi ve işveren sorunlarının yasal yoldan çözülmesini gaye edinen iş kanunu kapsamında fazla mesai, işten çıkarılma, toplu kontrat, iş akdi ve tazminat şeklinde mevzular kanuni olarak garanti ve hüküm altına alınır. Bir avukat bütün davalara bakar, sadece birtakım mevzularda daha çok deneyimli sahibi olduğu şeklinde ihtisas alanını da hususi hukuk alanlarında yapmış olabilir. Bu yüzden deneyimli avukatlar her vakit tercih edilir.

İş Mahkemesi Görevleri Nelerdir?

İş avukatı bilhassa haksız yere işten çıkarılan ve ücretini alamayan işçilerin haklarını korumak için çaba sarf etmek için hususi bir ihtisas gerektiren bir alandır. İş Kanunu kapsamında düzenlenen iş sözleşmeleri ve işçinin mağduriyetleri şeklinde birçok mevzu ile alakalı malumat sahibi olmayan birinin hakkını savunması da basit değildir. İşçi avukatı bu hakları savunarak, doğru adımları atmanızı sağlamaktadır.

İş Mahkemeleri de bu sürecin yasal olarak işlediği makamlardır. İş Kanunu dahilindeki konuların incelenmiş olduğu ve yasal sonuca bağlandığı iş mahkemeleri, işçi ve iş veren haklarını gözeten ve mağduriyetleri gideren en yetkili kurumdur. Yargılama mevzusunda çözümler bulmak ve hak kaybı yaşamamak için ne olursa olsun bir iş hukuku avukatından yardımcı almanız gerekmektedir.

İş Hukuku Avukatı ve Önemi

İş hukuku, hukuk türleri içinde vatandaşlar için en mühim alanlardan birisi sayılır. Çünkü insanların günlük yaşamlarını idame edebilmeleri işlerine bağlıdır. Ek olarak kıdem tazminatı şeklinde önemi fazlaca yüksek davalar da iş hukuku kapsamına girer.  Bu nedenle iş hukuku kapsamında yaşanabilecek bir itilaf niteliğinde Kartal işçi avukatı tarafınca bir yardım, yaşamsal ehemmiyet taşır. Kartal işçi avukatı, işçilerin durumlarını gözeterek uzman iş avukatı ekibi ile hizmet vermekte olup İstanbul iş avukatı için web sitemizden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İş Hukuku

Otluoğlu Hukuk Bürosu, Türk Hukuk Sisteminde en fazla dosya sayısı bulunan uyuşmazlık türlerinin başında gelen iş hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerine hizmet vermektedir. İşçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan ilişkiden doğan işçinin ücret, fazla mesai, sigorta prim alacağı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, agi alacağı gibi alacak kalemlerinin ana dava konusu olduğu uyuşmazlıklara ilişkin olarak müvekkillerine hizmet sunmaktadır.

Otluoğlu Hukuk Bürosu, işverenin işçiye yöneltmiş olduğu hukuka aykırı kötü niyetli davranışları, işverenin işçiye eşit davranma yükümlülüğünü ihlal etmesi, işçinin sendikal eylem ve işlemlerden ötürü iş sözleşmesinin hukuka aykırı sona erdirilmesi, işçinin geçirmiş olduğu iş kazalarından dolayı uğramış olduğu zararlar, işçinin uğramış olduğu mobbing sebeplerinin her biri tazminat konusu olmakla birlikte bu konularda işçinin maddi manevi zararlarının tazmini amacıyla açılacak davalarda müvekkillerine hizmet sunmaktadır.

Oretra