Ceza Hukuku

YAĞMA (GASP) SUÇU VE CEZASI

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 maddelerinde düzenlenmiş olup; 148. maddede yağma suçu, 149. maddede ise nitelikli yağma suçu yer almaktadır. 150. maddede de yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri düzenlenmektedir. Yağma suçu nedir, yağma suçu unsurları, yağma suçu cezası gibi pek çok konu malvarlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Yağma suçunun mevzuattaki yerinin ardından yağma suçu nedir sorusuna cevap vermek gerekmektedir. Yağma suçunun bir diğer adı da gasp olarak bilinmektedir.

Yağma Suçu Nedir?

Bir kimsenin zilyetliği kendisine ait olmayan taşınır bir malı bir başkasından cebir veya tehdit yoluyla alması yağma suçu nedir sorusunun cevabıdır. Yağma suçu iki şekilde işlenebilmektedir. Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle;

  • Malın asıl zilyedini suçun konusu malı kendisine vermeye zorlamak
  • Suçun konusu malın bulunduğu yerden alınmasına karşı koymak

Yağma Suçu Unsurları

1-Tipikliğin maddi unsurları

  • Fail

Yağma suçunun faili, TCK madde 148’in 1. Fıkrasında; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, suçun konusu eşyayı almaya ve alıkoymaya yeltenen kişi” olarak düzenlenmiştir.

  • Mağdur

Yağma suçunun mağduru bakımından herhangi bir özellik göstermediği görülmektedir. Buna göre, yağma suçunun mağduru, bu suçun fiiline maruz kalan herkes olabilmektedir. Ancak yağma suçunun cezası ve bunu artıran haller gibi pek çok detayın olaya ve duruma göre düzenlendiğinden de hareketle, yağma suçunun fiilinden kaynaklanan cebir veya tehdit unsurunun mağdur tarafından algılanması suçun işlenebilirliği bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple, cebir veya tehdit fiilini algılama yeteneğine sahip olmayan kişilere karşı işlenen yağma suçuna ilişkin fiil bakımından yağma suçu cezası değil, hırsızlık suçu cezası uygulama bulmaktadır.

  • Suçun konusu

Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanacağı fiilin konusunu herhangi bir menkul mal oluşturmaktadır. Yağma suçu Yargıtay kararları örneklerine bakıldığında yağma suçunun konusunu gayrimenkul mal oluşturmamaktadır.

  • Fiil

  • Cebir ve tehdit

Yağma suçu nedir açıklamasından anlaşılacağı üzere faile yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için, kişinin irade özgürlüğüne yönelik saldırı ile bir malın alınması gerekmektedir. Bu suçta fail cebir veya tehditle mağdurun mal üzerindeki serbest karar verme özgürlüğünü kendi iradesi doğrultusunda etkilemektedir. Bir başka deyişle cebir ve tehditle mağdurun mal üzerindeki serbest tasarruf ilkesi ortadan kaldırılmaktadır. Şayet fail, mağdurun mal üzerindeki tasarruf özgürlüğünü cebir veya tehditle ortadan kaldırmadan mal almışsa, bu durumda yağma suçu oluşmayacaktır.

  • Cebir: Kişiye karşı fiziksel güç kullanarak icra edilen ve kişinin özgürlüğünü etkileyen zorlama aracı
  • Tehdit: Kişiye karşı fiziksel güç kullanmadan özgürlüğünü kısıtlayıcı biçimde korkutma aracı
  • Malın alınması

Çok hareketli bir suç olan yağma suçu unsurları için bir malın alınmasına yönelik olarak cebir kullanılması veya tehditte bulunulması yeterli değildir. Bu araç hareketleri takiben suçun konusu malın alınması da gerekir. TCK’da bu durum “tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak” şeklinde bahsedilmektedir.

  • Cebir ve tehdit ile suçun konusu eşyanın alınması arasındaki ilinti

Cebir, tehdit ve malı almanın bir olayda herhangi bir şekilde bir arada bulunması, yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Cebir veya tehdit ile malın teslimi veya alınması arasında bir bağın bulunması da gerekir. Yani uygulanan cebir veya tehdidin suçun konusu malı elde etmeye yönelik olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

  • Cebir ve tehdit ile alma arasında yer ve zaman bağlantısı

Yağma suçu Yargıtay kararları çerçevesinde ve doktrinin ışığında ulaşılan sonuca göre cebir ve tehdit ile yağma suçunun işlenebilmesi için cebir ve tehdit unsuru ile malın alınması arasında geçen vaktin doğru tespit edilmesi önem arz etmektedir. Buna göre, cebir kullanarak yağma suçunun işlenmesi durumunda “alma” fiili hemen gerçekleşirken tehdit kullanarak yağma suçunun işlenmesi durumunda “alma” fiili daha sonra gerçekleşebilmektedir. Örneğin failin mağduru döverek cebindeki cüzdanını teslim etmeye zorlaması halinde, cebir ve malın alınması kısa zaman aralığı ile birbirini takip etmektedir. Buna karşılık failin mağduru döverek ertesi gün kendisine para getirmesini söylemesi halinde, artık cebirle alma değil, cebrin tekrarlanacağı tehdidiyle “alma” söz konusu olacaktır.

2- Tipikliğin manevi unsurları

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 maddelerinde de belirtildiği üzere ancak kasten işlenebilen bir suç tipidir. Taksirle bu suç işlenemez. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek gerçekleştirilmesi olduğuna göre; yağma suçunda failin kasten hareket ettiğini söyleyebilmek için onun suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmesi gerekmektedir. Fail, mağdurun veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına veya malvarlığına yönelik bir kötülükle tehdit ederek veya cebir kullanarak onu bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya zorladığını bilmelidir. Bir başka deyişle kast, hem almayı, hem de icbar etmeyi kapsamalıdır. Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için bu şart önem arz etmektedir. Olası kastla suçun işlenebilmesinin de mümkün olabileceği görülmektedir.

3-Hukuka aykırılık unsuru

Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için cebir ve tehditle bir malın alınması kural olarak yeterlidir. Böylece hukuka aykırılık unsuru da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Buna mukabil fiilin işlenmesini hukuka uygun hale getiren bir sebep (meşru savunma, hakkın kullanılması ve görevin ifası gibi) olayda bulunuyorsa, tipik fiili hukuka aykırı olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bir başka deyişle, bu suçun tipikliği, hukukun izin verdiği herhangi bir fiilin icrasıyla bağlantılı olarak ihlal edilmişse, fiil hukuka uygun olacaktır.

Yağma Suçunun Nitelikli Halleri
  • Yağma suçunun cezası oranını artıran nitelikli haller
  1. a) Silahla,
  2. b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,
  3. c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
  4. d) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,
  5. e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
  6. f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
  7. g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
  8. h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, yağma suçu cezası fail hakkında on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası şeklinde olur.

  • Yağma suçunun cezası oranını azaltan nitelikli haller

(1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek yağma suçu cezası üçte birden yarıya kadar indirilebilir.

Yağma (Gasp) Suçu TCK 148-149 Yaptırım ve Kovuşturma Usulü
Yağma suçu şikayete bağlı mı?

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 şikayete bağlı bir suç tipi değildir. Adli makamlarca resen soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulanıp yağma suçu cezası konusunda karar verilmektedir. Yağma suçunun davasına bakmaya yetkili mahkeme, ağız ceza mahkemesidir.

Yağma suçu uzlaştırmaya tabi mi?

Yağma suçu kural olarak uzlaştırmaya tabi değildir. Bu durumun istisnası alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma suçudur. Çünkü bu durumda tehdit ve kasten yaralama hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.

Uyuşturucu Ticareti Suçu

Uyuşturucu ticareti suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddesinde düzenlenmiştir.

Uyuşturucu Ticareti Suçu Şartları

Uyuşturucu ticareti suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Kamu Sağlığına Karşı Suçlar başlıklı üçüncü bölümü içerisinde 188. maddenin (1) ve (3) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. (1) numaralı fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.

(3) numaralı fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması halinde veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olmayacaktır.

Bu suçta korunan hukuki değer özellikle genç bireylerin sağlığı olmak üzere kamu sağlığıdır. Yalnızca kullananların sağlığını hedef almamakta olup korunan hukuki değer tüm toplumun sağlığıdır.

Uyuşturucu ticareti suçunun faili herkes olabilmektedir. Yani bu suç herkes tarafından işlenebilecektir.

Bu suçun mağduru kamudur. Kamuyu, toplumu oluşturan her birey bu suçun mağduru olacaktır. Uyuşturucu ticareti suçu için suçun konusu uyuşturucu ve uyarıcı maddelerdir. Ancak 5237 sayılı Türk ceza Kanunu’nda hangi uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kapsam altında olacağı belirtilmemiştir. Uyuşturucu veya uyarıcı etki yapan ve kişilerde bağımlılık meydana getiren bütün maddeler bu suçun konusunu oluşturacaktır. Hakim suçun konusu maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmayacağını kendisi takdir edecektir.

Uyuşturucu ticareti suçu, kanun maddesinde sayılan bir veya birden fazla hareketle işlenebilecektir. İlgili hüküm uyarınca bu fiiller uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç etmek, ülke içinde satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurmaktır.

Uyuşturucu maddenin imal edilmesi, bir maddenin veya bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin işlemden geçirilerek uyuşturucu bir başka maddeye dönüştürülmesidir. Böylelikle maddenin niteliği değişecek ve madde uyuşturucu veya uyarıcı madde olacak ya da uyuşturucu veya uyarıcı bir madde başka bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olacaktır. İmalat gerçekleştirilirken uyuşturucu imalatı için kullanılan araçların ve yerin imal edilmeye elverişli olması gerekmektedir.

Uyuşturucu maddenin ithal edilmesi, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yurt dışından ülke içine sokulmasıdır. Bu kara, deniz ve hava sahası yoluyla gerçekleştirilebilecektir. Burada uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkenin siyasi sınırlarına sokulması yeterli olacaktır.

Uyuşturucu maddenin ihraç edilmesinde yurt içinde bulunan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin yurt dışına çıkarılmaktadır. İhraç fiili gümrük kapısından geçmekle gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu madde ülke sınırlarından çıkarılmadan yakalandığı takdirde uyuşturucu madde ihraç etme suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Ülke sınırına gelmeden uyuşturucunun yakalanması halinde uyuşturucunun ihracına teşebbüs değil, uyuşturucu madde nakletme veya bulundurma suçundan hüküm verilecektir.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin satılması bu maddelerin belirli bir bedel karşılığında başkasına devredilmesidir.

Bu maddelerin satışa arz edilmesi ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin sahibinin ya da bu maddeyi elinde bulunduranın bu maddeyi satmak için satma iradesini ortaya koyan herhangi bir davranışta bulunmasıdır. İnternete ya da başkaca bir platforma bu maddeler için ilan koymaya ilişkin elverişli tüm hareketler bu kapsamda sayılacaktır.

Başkalarına vermek fiili Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında tanımlanmıştır. İlgili kararda[1] bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satış sayılmayacak şekilde ve bedel alınmadan başkalarına devredilmesi, başkalarına vermek olarak tanımlanmıştır. Bu fiilin gerçekleşmesi için uyuşturucuyu alacak ve verecek kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekmektedir.

Sevk etmek fiili ile sahibi ya da zilyedi olunan uyuşturucu veya uyarıcı madde bir yerden bir yere bir başka kişi aracılığıyla kullanma amacı dışında bir amaçla gönderilmektedir.

Nakletmek fiilinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde fail tarafından bir yerde başka bir yere bizzat götürülmektedir. Bu fiilin gerçekleşmesi için uyuşturucu veya uyarıcı maddenin para karşılığı naklinin önemi yoktur. Nakli gerçekleştiren failin uyuşturucu veya uyarıcı madde taşıdığını bilmesi yeterlidir.

Depolamak fiilinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kişisel kullanım amacıyla hareket edilmeksizin bir yerde tutulmaktadır.

Fail uyuşturucu ticareti suçunu ancak kast ile işleyebilecektir. Bu suçun belirli bir amaçla gerçekleştirilmesi amacıyla işlenmesi şartı aranmamaktadır. Burada önemli olan failin kişisel kullanımı dışında bir amacı olan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretinin gerçekleştirilmesi olmalıdır.

Uyuşturucu Ticareti Somut Delil

Uyuşturucu ticareti suçu kapsamında savcılık somut deliller ortaya koyarak failin uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretini yaptığını kanıtlamalıdır. Bu kapsamda savcılığın somut delillere ihtiyacı vardır. Somut delil sayılabilecek hususlara kişisel kullanımı aşan miktarda uyuşturucu veya uyarıcı madde, uyuşturucu maddenin türü, saf halde uyuşturucu, şüpheli üzerinde küçük paketlere bölünmüş madde bulunması gibi haller örnek gösterilebilecektir.

Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, metamfetamin gibi maddelerden olması da somut delil kapsamında sayılabilecektir.

Uyuşturucu Ticaretinde Teşebbüs

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinde teşebbüs açıklanmıştır. İlgili madde uyarınca kişi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu olacaktır.

Yukarıda belirtildiği üzere uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden ve bulundurma fiillerini gerçekleştiren kişi cezalandırılacaktır. Suçun gerçekleşmesi için bu seçimlik hareketlerden en az birinin gerçekleştirilmesi yeterlidir.

Uyuşturucu ticareti suçunda bu hareketlerin tam anlamıyla gerçekleşmemesi halinde uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ticareti teşebbüs aşamasında kalacaktır. Ancak bu aşamaya kadar gerçekleştirilen fiil madde hükmünde sayılan başka fiiller anlamına geliyorsa bu fiiller üzerinden cezalandırılacaktır.

Ancak yukarıda da belirtildiği üzere uyuşturucu ve uyarıcı maddenin ihracı fiili gerçekleştirilirken bu yönden suç teşebbüs aşamasında kalabilecektir.

Uyuşturucu Ticaretinde Nitelikli Haller

Uyuşturucu ticareti suçunda nitelikli haller 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde açıklanmıştır.

  1. maddenin (3) numaralı fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması halinde veren veya satan kişiye verilecek hapis cezasının on beş yıldan az olamayacağı belirtilmiştir. Suçun temel şeklinde uyuşturucu veya uyarıcı madde satan kişiye verilecek ceza en az on yıl olarak belirtilmişken burada mağdurun çocuk olması sebebiyle cezanın alt sınırı yükseltilmiştir.

Suçun konusu kapsamında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya baz morfin olması halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bazı türevlerinin ticaretinin yapılması bu kapsamda cezayı ağırlaştıran bir nitelikli hal olarak sayılmıştır.

Yine uyuşturucu veya uyarıcı maddeler hakkında ülke içinde satış, satışa arz etme, başkalarına verme, sevk etme, nakletme, depolama, satın alma, kabul etme, bulundurma fiillerinin okul, yurt hastane, kışla ve ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır.

İştirak ve suç örgütü kapsamında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat arttırılacaktır. Görüleceği üzere iştirak ve örgüt halinde uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretinin yapılması cezayı arttırıcı bir nitelikli hal olarak öngörülmüştür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (6) numaralı fıkrasında cezayı azaltılacak bir nitelikli hal açıklanmıştır. İlgili fıkra uyarınca üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanacaktır. Ancak verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecektir. Burada yasadışı üretilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ticaretine nazaran izne tabi olarak üretilen maddelerin ticareti kamuya daha az zararlı görülmüştür. Bu sebeple verilecek cezanın yarıya kadar indirilebileceği açıklanmıştır.

Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. Maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti suçu tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Hükümde de gösterildiği üzere belirli kişilerin fail niteliği cezalandırma kapsamında etki edecektir.

Uyuşturucu Ticareti Cezası

Uyuşturucu ticareti suçu kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin imali, ithal edilmesi veya ihraç edilmesi için seçimlik yaptırım öngörülmemiş olup fail veya faillere hem hapis hem de adli para cezası verilmektedir.

Cezalandırmada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak değerlendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye’de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilecektir.

Yyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden ve bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Yine imal, ithal ve ihraç fiillerinde olduğu gibi burada da hakim tarafından hem hapis hem de adli para cezasına hükmolunacaktır.

Ayrıca uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithali veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, sevk eden, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Görülmektedir ki uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithali veya imali resmi makamların iznine bağlı olan madde de uyuşturucu ticareti kapsamında cezalandırılacaktır.

[1] Yargıtay CGK 21.06.2011, 2011/10-120 E.-2011/143 K.

Tehdit Suçu ve Cezası

Tehdit suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. Maddesinde Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde açıklanmıştır.

Tehdit Suçu ve Cezası

Kanun’un ilgili maddesi hükmünce bir başkasını, kendisinin veya yakının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu suçta korunan hukuki değer kişilerin huzuru, güvenliği ve esenliğidir. Tehdit suçunda kişilerin iç huzurunun bozulması ihtimalinin önüne geçilmek istenmektedir. Tehditte fail haksız bir biçimde kişinin kişisel değerlerine saldıracağına veya ona bir kötülük yapacağına dair zorlamada bulunulmaktadır.

Tehdit özgü bir suç olmadığından faili herkes olabilecektir. Tüzel kişiler cezaların şahsiliği ilkesi gereğince bu suçun faili olamayacaklardır. Tehdit fiili ile kendisi yararına haksız bir menfaat sağlamış tüzel kişilere ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 60. Maddesinde belirtilen güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir.

Mağdur açısından değerlendirildiğinde bu suçun mağduru ancak gerçek kişiler olabilecektir. Ayrıca bu suçun mağdurundan bahsedilebilmesi için mağdurun belirli bir kişi veya kişiler olması gerekir. Mağduru belirsiz bir biçimde gerçekleştirilmiş tehdit hareketi bu suçu meydana getirmeyecektir. Kanun’un ilgili maddesinde belirtilmiş olan “kendisi veya yakınının” ibaresinden de anlaşıldığı üzere bu fiilin yalnız mağdurun şahsına yönelik olması gerekmemektedir. Mağdurun yakınlarına karşı gerçekleştirilmiş tehdit de bu suç kapsamında sayılacaktır.

Failin burada yakınlarına gerçekleştirdiği tehdit söylemi mağduru korku ve endişeye sevk etmeli, mağdurda bu etkiyi yaratmakta elverişli olmalıdır. Burada bahsedilen yakınlık mahkemenin takdirince somut olaya göre tespit edilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir kararında[1] tehdit eyleminin dolaylı olsa da mutlaka hedef alınan kişinin şahsına yönelmesinin zorunlu olmadığı, yakınlarına yönelen bu eylemin mağdura bildirilmesi ve onu endişeye düşürecek nitelikte olmasının yeterli olduğuna değinilmiştir.

Mağdur algılama yeteneğinden eksikse, mağdura karşı gerçekleştirilmiş olan tehdit söylemi huzur ve sükunu bozmayacağından fail bu suç kapsamında cezalandırılamayacaktır. Algılama yeteneğinden eksik olsa da mağdur, korku ve endişe duymuşsa fail artık tehditten cezalandırılabilecektir.

Tehditte suçun konusu mağdurun huzuru, güvenliği ve esenliğidir. Failin huzuru bozacak, korku ve kaygı getirecek elverişli hareketi suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli olacaktır. Bu elverişliliğe sahip olmayan uyarı niteliğinde söz veya hareket tehdit kapsamında değerlendirmeye alınmayacaktır.

Soyut tehlike suçlarında icra veya ihmali olan hareketin gerçekleşmesi cezalandırma açısından yeterli olacağından bu suçta netice aranmaz. Tehdit bir soyut tehlike suçu olduğundan ve failin iradesine bağlı gelecekte meydana gelecek bir kötülük için bahsedildiğinden tehdit söyleminin bu şekilde gerçekleşmesi failin tehditten cezalandırılması için yeterlidir. Tehdit her türlü araçla gerçekleştirilebilecektir.

Tehdit ancak kasten gerçekleştirilebilir. Fail haksız bir zarar ile tehditte bulunduğunu bilmeli ve bunu istemelidir. Bu suçun olası kast, bilinçli taksir veya taksirle işlenmesi mümkün değildir.

Tehdit 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda sayılan sırf hareket suçlarındandır. Bu suçun teşebbüs aşamasında kalması için icra hareketlerinin kısımlara bölünebilir olması gerekmektedir. Tehdidin sözle yapılmış olduğu hallerde icra hareketlerinin bölünmesi mümkün olmayacağından teşebbüs hali mümkün olmayacaktır. Ancak yazıyla yapıldığı hallerde icra hareketlerinin bölünebilirliğinden bahsedilebilecektir. Mektubun mağdura ulaşmadan imhası veya suçun tamamlanmasına ilişkin gerçekleşecek olan hareketin engellenmesi halinde teşebbüsten bahsedilebilecektir.

Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde fail ayrıca bu suçlardan da cezalandırılacaktır.

Tehdit Suçu Cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106’ncı maddesi uyarınca kendisinin veya bir yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi altı aydan iki yıla kadar cezalandırılacaktır.

Suçun daha az cezayı gerektirir nitelikli hali olan malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etmiş ise mağdurun şikâyeti üzerine altı aya kadar hapis veya para cezasına hükmolunacaktır.

Tehdidin daha ağır cezayı gerektirir nitelikli haller kapsamında gerçekleştirildiği hallerde fail hakkında iki yıldan beş yıla hapis cezasına hükmolunacaktır.

Tehdit Suçu Şikâyete Tabi Mi

Tehdidin malvarlığına yönelik veya sair bir kötülük içeren daha az cezayı gerektirir hali mağdurun şikayetine tabidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. Maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamayacaktır. Şikâyet hakkı sahibi kişi failin ve fiilin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği tarihten itibaren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 158 uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına başvuru yapılabilecektir. Bu makamlar haricinde valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan şikâyet de ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecektir.

Tehdidin yaşam hakkına yönelik basit ve diğer nitelikli hallerinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlı olmayacak, suçun soruşturulması ve kovuşturulması resen yerine getirilecektir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253 Uzlaşma hükümleri uyarınca tehdit uzlaştırmaya gidilebilecek suçlar arasında sayılmıştır. Hem soruşturma hem de kovuşturma sürecinde ilk olarak uzlaştırma prosedürüne gidilecek, uzlaşma sağlanamaması halinde soruşturma ve kovuşturmaya devam edilecektir.

Tehdit Suçunun Nitelikli Halleri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106’ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında suçun nitelikli halleri sayılmıştır.

Suçun silahla işlenmesi halinde tehditten dolayı verilecek ceza ağırlaşacaktır. Tehdidin silahla işlenmesine dair nitelikli halin uygulanabilmesi için mağdurun silahı görmesi şarttır. Silahın mağdura doğrultulması veya göz ucuyla silahın gösterilmesi (kabza, namlu ucu vb.) mağdurun iç huzurunu bozacak nitelikte olduğundan nitelikli hal uygulanabilecektir. Silahın oyuncak olması veya içinin boş olması nitelikli halin uygulanması veya uygulanmaması anlamında bir değişikliğe sebep olmayacaktır. Ancak burada silahın ortalama zekaya sahip bir kimse tarafından sahte veya yapay olduğu anlaşılabiliyorsa artık nitelikli halin uygulanmasından bahsedilemeyecektir. Yargıtay Ceza Dairesi[2] nitelikli halin uygulanmasında silahın gerçek olup olmadığının belli olmasına ilişkin araştırmanın tam olarak yapılmadığından bahisle bu hususa ilişkin bir yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Fail bu suçu kılık değiştirmek, makyaj yapmak, maske takmak gibi kendisini tanınmayacak bir hale sokarak işliyorsa fail nitelikli halden dolayı daha ağır bir cezayla cezalandırılacaktır. Failin kendisini tanınmayacak bir hale sokarak tehditte bulunması ancak yüz yüze yapılan tehditlerde söz konusu olabilecektir. Yazılı veya telefon gibi iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen tehditlerde bu nitelikli halin uygulanması mümkün değildir. Failin mağdur tarafından kendisini tanınmayacak bir hale soksa da tanınabildiği hallerde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır.

Tehdidin imzasız mektupla veya özel işaretlerle gerçekleştirildiği hallerde mağdur tehditte bulunan faile karşı tedbir alamayacak ve kendini savunamayacak bir haldedir. Bu gibi hallerde tehdidin doğrudan mağdura fail tarafında ulaştırılması gerekmemektedir. Üçüncü bir kişi vasıtasıyla ulaşan mektup da nitelikli halin uygulanmasını gerektirecektir. Tehdidin özel işaretlerle gerçekleştirilmesi haline mermi, bıçak, tabanca resmi ve boğaz kesme işareti gibi işaretler örnek verilebilir. Bu gibi haller mağdurda korkuyu ve endişeyi arttıracaktır.

Suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi hali kanunda cezayı ağırlaştıran nitelikli hal olarak belirtilmiştir. Burada bahsedilen nitelikli hal en az iki kişiden fazla kişinin müşterek bir biçimde suçun icra hareketlerini gerçekleştirmesidir. Azmettiren veya yardım eden olma hali bu kapsama alınmayacaktır.

Suçun var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hali cezayı ağırlaştıran bir başka nitelikli hal olarak sayılmıştır. Burada bahsedilen suç örgütleri adli kayıtlara geçmiş suç örgütleridir. Suç örgütünde bulunmayıp bulunmuş gibi yapılarak gerçekleştirilecek tehdit söylemleri de bu nitelikli halden sorumlu olmayı gerektirecektir.

Cezayı ağırlaştıran nitelikli hallerin yanısıra Kanun’da tehdit suç tipi için daha az cezayı gerektiren bir nitelikli hal belirtilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106’ncı maddesi (1) numaralı fıkrasında malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülükte bulunacağından bahisle tehdit etmek daha az cezayı gerektiren nitelikli haldir. Sair bir kötülük kapsamı kişinin, şerefi, onuruna yönelik haksız bir saldırı gerçekleştirileceği beyanıdır. Bu beyan ayrıca tehdidi yerine getirmeye elverişli ve yeterli olmalıdır.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden tehdit suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Tehdit ve cezası ile bu suçun şikâyet süresi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] YCGK, KT. 17.12.1973, 7/271-822, Gözübüyük, C. II, s. 530

[2] Yarg. 4. CD. E. 2010/31566, K. 2013/8301, KT. 25.03.2013

Ruhsatsız Silah Bulundurma, Taşıma veya Satın Alma Suçu

Ruhsatsız silah cezası 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 12’nci ve 13’üncü maddesinde açıklanmıştır.

6136 Sayılı Kanun’a Muhalefet Suçu Unsurları

2735 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in 2’nci maddesinde farklı çeşitte silahların tanımları yapılmıştır. Ateşli silah, tabanca, tam otomatik silah, yivli av tüfeği gibi silahların ruhsatsız olarak bulundurulması, taşınması veya satın alınması suç teşkil edecektir. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da belirtilen silahları ruhsatsız taşıyan kişiler 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan ruhsatsız silah cezası ile cezalandırılacaktır.

6136 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde ateşli silahları ve mermileri ülkeye sokmak, taşımak ve buna aracılık etmek suçu belirtilmiştir. Bu suç ülkeye sokmak, sokmaya kalkışmak, bunların ülkesine sokulmasına aracılık etmek, ülke içerisinde üretmek, ülkeye yasadışı yollar ile gelen silahları ülke içinde taşımak veya birilerine yollamak, taşımaya veya yollamaya aracılık etmek, satmak veya satmaya aracılık gibi seçimlik hareketlerle işlenebilecektir.

6136 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde ise ateşli silahlarla mermileri satın alma, bunları taşıma, bulundurma suçu belirtilmiştir. Bu suç ateşli silahlara ait mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma gibi seçimlik hareketleri biri, birkaçı veya tamamının gerçekleştirilmesiyle işlenebilecektir.

6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçu kasten ve herkes tarafından işlenebilecektir. Failin Kanun’da sayılan seçimlik hareketlerin üzerinde gerçekleştirildiği silahın zilyedi olması gerekmektedir. Burada fail ile silah arasında elle tutulur bir zilyetlik ilişkisi var olmalıdır. Yargıtay’ın[1] kararı uyarınca failin evinde bulunan silahın yatak odasının girişinde yer alması ve aynı silaha ait boş kovanın failin tek katlı evinin bahçesinde tespit edilmesi zilyetlik ilişkisine örnek olarak gösterilebilecektir.

Suçun konusunu oluşturan silah kullanılmaya hazır olmalıdır. Atış kabiliyeti olmayan bozuk silahlar 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçunu oluşturmayacaktır. Silahın kullanıma uygun olup olmadığı Jandarma ve Polis Kriminal Laboratuvarları ile Adli Tıp Kurumu tarafından bilimsel olarak incelenecektir. Silahın arızası basit bir tamirat müdahalesi ile giderilebilecek bir arızaysa silah artık kullanıma uygun sayılacaktır.

6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçunun ispatlanması için silahın madden var olması şart değildir. Silahın ele geçirilememesi halinde boş kovanlar ve benzeri silah parçaları üzerinde inceleme yapılarak cezaya hükmolunabilecektir.

Ayrıca bu suçlarda seçimlik yaptırım öngörülmemiştir. Mahkeme hem hapis hem de adli para cezasına hükmedecektir.

Ruhsatsız silah bulundurma suçu diğer suçlarla birlikte işlendiğinde gerçek içtima kurallarına göre cezaya hükmolunacaktır.

Ruhsatsız Silah Cezası

6136 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca her kim bu Kanunun kapsamına giren ateşli silahlarla mermileri ülkeye sokar veya sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları 29/6/2004 tarihli ve 5201 sayılı Harp Araç ve Gereçleri ile Silâh, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Kanun hükümleri dışında ülkede yapar veya bu suretle ülkeye sokulmuş ve ülkede yapılmış olan ateşli silahları veya mermileri bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya bilerek aracılık eder, satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan on iki yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacaktır.

Yukarıda sayılan seçimlik hareketlerin örgüt faaliyeti çerçevesi dışında iki veya daha çok kişinin birlikte işlemesi hali 12’nci maddenin (2) numaralı fıkrasında cezayı ağırlaştırıcı nitelikli hal olarak öngörülmüştür.

Yine 12’nci maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan seçimlik hareketlerin 12’nci maddenin (3) numaralı fıkrasında belirtilen suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek cezalar bir kat daha ağırlaştırılacaktır.

Kanun koyucu 12’nci maddenin (4) numaralı fıkrasında cezayı ağırlaştıran bir başka nitelikli hali belirtmiştir. Buna göre ateşli silahın tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü mermilerin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar yarı oranında artırılarak hükmolunacaktır. Burada miktar bakımından vahimlik ölçütü dört adetten fazla olmasıdır. Bu fıkrada belirtilmiş olan ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde 12’nci maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yazan cezalar bir kat arttırılacaktır.

6136 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesi (1) numaralı fıkrası uyarınca bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunacaktır. Bu suçta seçimlik yaptırım öngörülmemiştir. Mahkeme hem hapis hem de adli para cezasına hükmedecektir.

13’üncü maddenin (2) numaralı fıkrasında kanun koyucu cezayı ağırlaştıran nitelikli bir hal öngörülmüştür. Buna göre 12’nci maddenin (4) numaralı fıkrasında tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü miktar bakımından vahim sayılan mermiler olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş yüz günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunacaktır.

Kuru sıkı olarak tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen tabancayı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştüren kişi 13’üncü maddenin (1) numaralı fıkrasında da belirtildiği üzere bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.

Silah 12’nci maddenin (4) numaralı fıkrasında sayılan silahlardan değilse, 13’üncü maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca bir adet olarak mutat sayıdaki mermileriyle birlikte ev veya işyerinde bulunduruluyorsa bu cezayı azaltan nitelikli bir hal olarak öngörülmüştür. Bu halde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ve yirmi beş günden yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunacaktır.

Ateşli silahlara ait mermilerin pek az sayıda bulundurulmasını veya taşınması mahkemece vahim olarak takdir edilmezse bu cezayı azaltan nitelikli hal olarak öngörülecektir. Burada hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezasıdır.

Ruhsatsız Silah Şikâyet Prosedürü

Ruhsatsız silah cezası için 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçu şikâyete tabi suçlardan olmadığından soruşturma ve kovuşturma resen yapılacaktır. Ruhsatsız silah bulundurma suç tek başına işlenmişse bu suç basit yargılama usulüne tabi olacaktır. Bundan ayrı olarak ruhsatsız silah bulundurma suçu başka suçlarla birlikte işleniyorsa artık bu suçlarla aynı yargılama usulüne uyularak soruşturma ve kovuşturma yürütülecektir.

Şikâyete bağlı olmayan suçlardan sayıldığı için mağdurun şikayetinden vazgeçebilmesi hali burada yoktur. Soruşturma ve kovuşturma resen yürütülecektir. Burada dikkat edilecek husus 8 yıllık zamanaşımı süresi olacaktır. 6136 sayılı Kanun’a muhalefette görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçu ve cezası hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] YGCK E. 2011/8-278 K. 2012/96 T. 13.3.2012

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU VE CEZASI

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, TCK m. 134’te düzenlenen bir suç tipidir. Bu suç tipini açıklamadan önce özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile korunan hukuki değeri açıklamak gerekmektedir. Anayasanın 20. maddesinde de belirtildiği üzere özel hayatın gizliliği hakkı herkese tanınmış bir hak olup bu hakka saygı gösterilmesini isteme hakkına herkes sahip olmaktadır. Özel hayatın gizliliğini ihlal ile de korunan hukuki değer olan özel hayat; kişinin hayatının başkaları tarafından öğrenilmesini istemediği, başkalarından gizlediği kısım olarak tanımlanabilmektedir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Nedir?

Özel hayatın gizliliğini ihlal hükmü ile kişinin özel hayatına ilişkin detayların öğrenilmesi, paylaşılması ve özel alanına girilmesi durumlarını engellemek amaç edinilmiştir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu bir genel norm niteliğinde karşımıza çıkmaktadır. Bu suça benzeyen ve yine özel hayata ilişkin verileri konu edinen diğer suç tipleri ise özel norm niteliği taşır. Genel norm olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile diğer özel norm olan suç tiplerini karıştırmamak gerekir.  Bu suç tiplerini;

  • Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu
  • Bilişim suçları
  • Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu
  • Kişisel verileri ele geçirme, yayma veya başkasına verme suçu şeklinde sıralamak mümkündür.

Günümüz dünyasında internet üzerinden iletişim, sosyal medya kullanımı gibi faaliyetlerin artmasıyla özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun ihlal edilmesi çoğunlukla Twitter, Instagram, Youtube, WhatsApp, E-mail, Facebook gibi mecralarda gerçekleştirilmektedir. İnternet üzerinden gerçekleştirilen ve bilgisayar, telefon vb. iletişim araçlarıyla yapılan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, yazımızda açıklanacağı üzere suçun direkt olarak nitelikli halini oluşturmaktadır. Başka bir deyişle, çağımızda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu genellikle TCK m. 134/2’de düzenlenen suçun nitelikli hali şeklinde işlenmektedir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçunun Ünlü Kişilere İşlenmesi

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun normal vatandaşa karşı işlenmesi ünlü kişilere karşı işlenmesinden daha kolaydır. Ünlü kimselerin kişisel alanı ve ihlal edilmemesi gereken bölgeleri normal insanlara nazaran daha sınırlıdır. Ünlü kişilerin bir sınırı olmakla birlikte özel hayatının izlenmesine razı olma durumu söz konusu olmaktadır. Ünlü kişinin kamuoyundaki tanınırlığı oranınca özel hayatın gizliliğini ihlal fiilinin işlenmesi meşru kılınmıştır. Sanatçı, sporcu, siyasetçi veya herhangi bir sebeple tanınır olan kişilerin özel hayatının gizliliği kapsam alanına girilmesi belirli ölçülerle sınırlı olduğu sürece suç teşkil etmemektedir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Nitelikli Hali

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu nitelikli hali TCK 134/2’de düzenlenmiştir. Buna göre, kişinin özel hayatın gizliliğine ilişkin görüntü ve seslerinin ifşa edilmesi özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun nitelikli halini oluşturmaktadır.

Burada açıklanması gereken durum kanun hükmü içinde geçen “ifşa” unsuru olacaktır. İfşa; gizli olan bir şeyi açığa çıkarmak ve duyurmak anlamına gelmektedir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun gerçekleşebilmesi için ifşa edilen bilginin herhangi biri tarafından duyulmasına, görülmesine vs. gerek yoktur. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun nitelikli halinin işlenebilmesi için önemli olan ses veya görüntü kaydının ifşaya elverişli araçlarla kayıt altına alınmasıdır.

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu hem ses ve görüntü kaydetmek hem de bu kayıtları ifşa etmek şeklinde gerçekleşirse bu durumda iki ayrı suç işlenmiş sayılmaktadır. Böylece suçun faili hem 134/1 hem de 134/2’ye göre cezalandırılacaktır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Cezası

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu cezası basit şekil ve nitelikli hal olarak TCK m.134’te ayrı düzenlenmiştir. Buna göre:

  • Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun basit hali olan özel hayatın gizliliğini ihlal fiilinin cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir.
  • Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun ses ve görüntü kaydetmek suretiyle işlenmesi halinde ise ceza oranı 1 kat artırılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun ses ve görüntü kayıt araçlarıyla işlenmesi halinde hapis cezası süresi 2 yıldan 6 yıla kadar olmaktadır.
  • Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu nitelikli şekilde işlendiğinde özel hayata ilişkin kaydedilen ses ve görüntülerin ifşası söz konusu olmaktadır. Bu suçun cezası ise TCK m. 134/2’de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. İfşanın internet aracılığıyla yapılması halinde de aynı cezaya hükmolunmaktadır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Şikayet Süresi

Özel hayatın gizliliğini ihlal şikayet süresi konu ile ilgili merak edilen detaylardandır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu teşkil eden tüm fiiller için şikayet yolu açıktır. Bu durum TCK m. 139’da da hüküm altına alınmıştır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşturan fiillere karşı hakimin herhangi bir şikayet olmaksızın resen soruşturma ve kovuşturma yapması mümkün olmamaktadır. Özel hayatın gizliliğini ihlal şikayet süresi ise bu ihlalin gerçekleştiği veya mağdurun öğrendiği tarihten itibaren 6 ay olarak belirlenmiştir.

Burada özel hayatın gizliliğini ihlal üzerine şikayette bulunan kişinin şikayetinden feragat etmesi üzerine nasıl bir prosedür izleneceğinden de bahsedilmelidir. Buna göre, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu için şikayette bulunan kişinin şikayetinden vazgeçmesi üzerine tekrar aynı suç için şikayette bulunması mümkün olmamaktadır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Tazminat

Özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davası açılabilecek bir suç türüdür. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu faili olan kişi, bir kimsenin kişilik haklarına saldırıda bulunmuş olmaktadır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun TCK’da yer alan yaptırımının yanında kişilerin konu ile ilgili TMK m. 25 gereğince maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı saklıdır. Özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davasından önce bu suçun mağduru olan kişinin özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğinin veya böyle bir tehlike olduğunun ispatı için tespit davası açması gerekmektedir. Özel hayatın gizliliğini ihlal tehlikesinin engellenmesi, var olan saldırının sonlandırılması veya etkisi devam eden saldırının bitmesi bakımından hukuka aykırılık tespiti bu dava ile sağlanmaktadır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile oluşan zararın düzeltilmesi ve giderilmesi için de tespit davasının ardından kişilere maddi ve manevi tazminat yoluyla haklarını özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davası açarak koruma imkanı tanınmıştır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Tazminat Zamanaşımı

Özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davası açmak isteyen kişi için zamanaşımı süresi bu ihlalin işlendiği tarihten itibaren 2 yıl, fiilin işlendiği tarihten itibaren ise 10 yıldır. Özel hayatın gizliliğini ihlal ceza kanunlarına göre suç teşkil ettiği için özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davası için de ceza zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Ceza kanununda suç teşkil eden bu suç tipi ile ilgili özel hayatın gizliliğini ihlal tazminat davası açabilmek için ceza davası açmış olma şartı bulunmamaktadır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Uzlaşmaya Tabi mi?

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu uzlaşmaya tabi mi sorusunun cevabı “evet” olacaktır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu uzlaşma prosedürü uygulanması gereken suçlar arasında yer almaktadır. Bu tip suçlarda soruşturma ve kovuşturma aşamasında ilk olarak uzlaşma prosedürünün uygulanması gerekmektedir. Soruşturma ve kovuşturma usulünün ön şartı olan uzlaşmanın sağlanamaması halinde yargılamaya devam edildiği görülmektedir. TCK kapsamında değerlendirilen ve cezai yaptırımı hapis cezası olan bu suç tipi mağduru veya faili olan kişilerin süreci tüm hassasiyetiyle takip etmeleri onların lehine olacaktır. Konu ile ilgili detaylı bilgi ve profesyonel yardım için iyi bir özel hayatın gizliliğini ihlal avukatı ile çalışmak süreç açısından son derece faydalı olacaktır.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Suçu ve Cezası

Kredi kartı dolandırıcılığı suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinde Bilişim Alanında Suçlar kapsamında açıklanmıştır.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı

Kredi kartı dolandırıcılığı bir diğer deyişle banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu başlığı altında topluma karşı suçlar arasında sayılmıştır. İlgili kanun maddesi uyarınca (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarda farklı suç tipleri öngörülmüştür. Bu suç bir numaralı fıkra uyarınca başkasına ait kartı ele geçirerek, elinde bulundurarak sahibinin rızası dışında bu kartı kullanmak ve yarar sağlamak hali, iki numaralı fıkra uyarınca başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi ile satın alınması veya kabul edilmesi hali, üç numaralı fıkrada ise sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlama hali şeklinde işlenebilecektir.

Bu suçlar banka veya kredi kartı dışında mağaza kartı, telefon kartı gibi kartlar aracılığıyla işlenemeyecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında başkasına ait gerçek bir banka veya kredi kartıyla hukuka aykırı yarar sağlama suçu açıklanmıştır. Kanun koyucuya göre başkasına ait gerçek bir banka veya kredi kartını elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası bulunmadan kartı kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlaması eylemi bu madde kapsamında cezalandırılacaktır.

Başkasına ait olan banka veya kredi kartını ele geçirmek suretiyle hukuka aykırı bir biçimde yarar sağlayan herkes bu suçun faili olabilecektir. Bu eylemin farklı kart hamillerine gerçekleştirilmesi halinde eylemlerin her biri ayrı suç olarak değerlendirilecektir.

Kart sahibi veya kartın kendisine verilmesi gereken ve bu sebeple haksız yarar sonucu malvarlığı azalan herkes mağdur olarak nitelendirilebilecektir. Mağdur kavramı burada genişletilmiş, kartın kendisine verilmesi gereken kişiler de mağdur kapsamında değerlendirilmiştir.

Fiil her ne suretle olursa olsun ele geçirilen veya elde bulundurulan banka veya kredi kartının, kart sahibinin ya da kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kullanılarak veya kullandırılarak failin kendisine veyahut başka bir kimseye yarar sağlamasıdır.

Bu suçta mağdura ait kart ele geçirilebilir veya elde bulundurulabilir. Ele geçirme hali kanunun lafzı uyarınca mağdurun rızası hilafına olacak şekildedir. Elde bulundurma halinde fail mağdurun rızası uyarınca banka veya kredi kartını elinde bulundurmaktadır. Fail fiil olarak mağdurun vermiş olduğu bu rızanın kapsamı dışında olacak şekilde hareket etmelidir.

Banka veya kredi kartı fail tarafından bizzat kullanılarak ya da başka bir kişiye kullandırılabilir. Burada fiil mağazalar, oteller veya benzin istasyonlarının pos cihazları aracılığıyla mal veya hizmet alınmasının yanısıra; ATM’lerden para çekilerek, internet ortamında alışveriş yapılarak gibi benzer hareketlerle gerçekleştirilebilir. Yargıtay’ın mağazada banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasına ilişkin yukarıdaki fiilleri destekler bir kararında bu husus[1] belirtilmiştir.

Bu suç failin ya da bir başka kişinin lehine olacak şekilde yararın sağlandığı anda işlenmiş kabul edilecektir. Kart hamili kişi belli bir meblağ için faile rıza vermiş ve fail bu meblağın üzerinde bir miktarda para çekimi yapıyorsa artık bu suç oluşacaktır. Suçun kanuni tanımında bahsedilen mağdurun rızasına aykırı olarak bizzat kendisinin ya da başka bir kişiye kullandırması hali başka bir kişiye kullandırılarak gerçekleştiriliyorsa kartı kullanan kişinin mağdurun rıza verip vermediğini bilmesi dahilinde cezai sorumluluğun kapsamı değişecektir.

Bu suçun tamamlanabilmesi için mutlaka maddi yarar sağlanması gerekmektedir. Burada elde edilecek olan haksız yarar fail veyahut bir başka üçüncü kişi lehine olabilecektir. Fail tarafından başkasına ait kartın kullanılması veya kullandırılması halinde maddi yarar sağlanamamışsa suç teşebbüs aşamasında kalacaktır. Maddi nitelikte ekonomik yarar elde edildiği takdirde bu suç neticelenmiş olacaktır.

Bu suç kasten işlenebilecek bir suçtur. Fail bu kartı kullanırken kartın başkasına ait olduğunu ve bu karttan bir yarar sağlamak için başkasının rızası hilafına kullandığını bilerek hareket etmelidir. Fail ancak kast ve bu özel amacın var olmasıyla cezalandırılabilecektir.

Bu suç haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin; üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın; aynı konutta beraber yaşan kardeşlerden birinin zararına olarak işlemesi halinde ilgili akraba hakkında ceza verilmeyecektir. Sayılan bu kişiler akrabalıktan dolayı şahsi cezasızlık sebeplerinden yararlanacaktır.

Bu suçun faili, etkin pişmanlık halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılabilecektir.

Fail bu suçla birlikte başka bir suç işliyorsa gerçek içtima hükümleri uygulanarak hem oluşan suçtan hem de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Yargıtay da[2] bu konuda aynı görüşte kararlara sahiptir.

Bu suçun farklı kart hamillerine karşı gerçekleştirilmesi halinde eylemlerin her biri ayrı suç olarak değerlendirilecektir. Bundan ayrı olarak hem 245’inci maddede yer alan suç tipleri hem de hırsızlık veya dolandırıcılık vb. Suçların birlikte işlenmesi halinde gerçek içtima kuralları uygulanarak fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Kartın fail tarafından, rızası olmadan birden fazla olacak şekilde kullanıldığı hallerde zincirleme suç hükümlerine gidilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek farklı bir suç tipi olarak sayılmıştır.

Sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden herkes bu suçun faili olabilecektir. Gerçek kişilerin yanısıra tüzel kişiler, temsilcileri aracılığıyla suçu oluşturan hareketler ile kendilerine yarar sağlıyorsa bu tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmolunacaktır.

Suçun konusu gerçek bir banka hesabıyla ilişkilendirilerek üretilen, satılan, devredilen, satın alınan, kabul edilen sahte banka veya kredi kartıdır. Burada sayılan seçimlik hareketlerin biri, birkaçı veya hepsinin bir arada gerçekleşmesi halinde bu suç işlenmiş kabul edilecektir.

Bu suçun kasten işlenmesi yeterli olup failin bu kartın başka kişilere ait hesaplarla ilişkilendirilmiş özel bir kart olduğunu bilmesi gerekir. Bu suçta iştirakin her hali mümkün olabilecektir.

Yine aynı Kanun’un aynı maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendine veya başkasına yarar sağlamak bir başka suç tipi olarak açıklanmıştır.

Sahte oluşturulan veya sahtecilik yapılan banka ya da kredi kartını kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlayan herkes bu suçun faili olabilecektir.

Bu suçun mağduru kendisine ait banka ve kredi kartında sahtecilik yapılıp kullanılan kartın hamili ile bu kartı üretme yetkisine sahip banka ya da finansal kurum olacaktır.

Suçun meydana gelebilmesi için sahte olarak oluşturulmuş veya üzerinde sahtecilik yapılmış banka veya kredi kartının kullanılarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması gerekir. Burada fiil kullanmak, netice ise yarar sağlamaktır.

Failin bu suç kapsamında genel kastı aranmaktadır. Failin bu kartın sahte olduğunu veya üzerinde sahtecilik yapıldığını bilmesi ve bundan yarar sağlamayı istemesi yeterlidir. Özel bir kast aranmamıştır. Bu suçta iştirakin her hali mümkün olabilecektir.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen suçun cezası üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında belirtilen başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek suçunun cezası üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır.

Aynı maddenin (3) numaralı fıkrası uyarınca sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendine veya başkasına yarar sağlamak suçunun cezası ise dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.

Kredi Kartı Dolandırıcılığı Şikâyet

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245’inci maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi değildir. Bu sebeple soruşturma ve kovuşturma resen yapılacaktır. Kovuşturma açısından görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.

Ayrıca bu suçta mağdur şikâyetten vazgeçme kurumunu kullanmayacaktır. Dava zamanaşımı süresi yukarıda sayılan suç tiplerinde 8 yıldır. Zamanaşımı süresi geçtikten sonra soruşturma yapılamayacaktır.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden kredi kartı dolandırıcılığı suçu konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Kredi kartı dolandırıcılığı suçu ve cezası ile şikâyet süresi hususu oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

[1] Yargıtay 8. Ceza Dairesi E:2016/11035, K:2017/2639

[2] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09.09.2013 tarih ve 2012-31107/2013-21915 K

KATALOG SUÇLAR NELERDİR?

Katalog suçlar, işlenmesi halinde kişilere çeşitli koruma tedbirlerinin uygulanabildiği ve kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olan suç tiplerine verilen genel isimdir. Katalog suç nedir sorusunun cevabının ardından katalog suçlarının kanundaki yerinden bahsetmek gerekmektedir. Katalog suçlar 9105 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer almaktadır. Katalog suçlar özellikle tutuklama sebepleri açısından büyük önem arz etmektedir.

Katalog Suç Nedir?

Katalog suç nedir sorusunun cevabı her ne kadar yukarıda verilmiş olsa da bu suçların özelliklerini detaylandırmak yerinde olacaktır. CMK m.100/3’te yer alan katalog suçlar kendiliğinden tutuklama nedeninin varlığına haiz olacak niteliktedir. Buna göre, sınırlı sayıda belirtilen katalog suçlar arasından birini işleyen sanık veya şüpheli bakımından tutuklama nedenleri var kabul edilmektedir. CMK m. 100/3’te yer alan katalog suçlar tutuklama sıralamasını;

  1. 9.2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
  • Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
  • Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
  • (Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
  • İşkence (madde94, 95)
  • Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
  • Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
  • (Ek: 6/12/2006 –5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
  • Suç işleme kamacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
  • Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
  • Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314,315),
  1. 7.1953tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
  2. 6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
  3. 7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
  4. 7.1983tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74’üncü maddelerinde tanımlanan suçlar
  5. 8.1956tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
  6. (Ek: 27/3/2015-6638/14md.) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
  7. (Ek:27/3/2015-6638/14 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar şeklinde belirtmek mümkündür.

Katalog Suçlar Tutuklama Meselesi

Tutuklama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya haiz bir yaptırım olduğundan bu konu ile ilgili kararı verecek hakimin bir takım sorumlulukları bulunmaktadır. Katalog suçlar tutuklama gibi oldukça ciddi bir koruma tedbirine sebebiyet verebildiğinden bu suçların işlevi büyüktür. Normal şartlarda hakimin tutuklama emrini verebilmesi için bazı şartların varlığı gerekmektedir. Tutuklama kararını veren hakimin bahsedeceğimiz tutuklama nedenlerinin varlığını kararının gerekçesinde belirtmesi gerekmektedir. Bu nedenler olmadığı halde verilen tutuklama kararları haksız nitelikte olmaktadır. Buna göre;

  • Şüpheli veya sanık hakkında somut bir kaçma tehlikesinin bulunması
  • Şüpheli veya sanık bakımından delilleri karartma tehlikesinin varlığı tutuklama kararının belli ölçülerde verilmesini haklı kılan şartlar arasında yer almaktadır.

Katalog suçlar tutuklama meselesi de işte bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Katalog suçlar kategorisinde bir suç işleyen kişi hakkında tutuklama kararı verecek kişinin tutuklamaya ilişkin herhangi bir gerekçe göstermesine gerek bulunmaz. Katalog suçlar tutuklama nedenlerini direkt olarak oluşturduğundan tutuklama nedenleri var kabul edilerek karar verilebilmektedir.

Katalog Suçlar Niteliğinde Bir Suç İşleyen Kişinin Tutukluluğu Kesin midir?

Katalog suçlar tutuklama karinesi oluştursa da bu durum şüpheli veya sanığın kesin olarak tutuklanacağı anlamına gelmemektedir. Katalog suçlar dışındaki suçlarda hakimin tutuklama nedeninin varlığını ispatı gerekirken, katalog suçlar bakımından tutuklama nedeninin yokluğunu ispat yükümlülüğü sanık veya şüphelinin sorumluluğundadır. Katalog suçlar kategorisinde bir suç işleyen kişinin tutuklama nedenlerinin var olmadığını kanıtlaması üzerine tutuklanmaması mümkün olabilmektedir. Kişinin tutuklama nedenlerinin var olmadığını ceza hukuku sistematiği gereğince ispat etmesi, yani kaçma veya delil karartma tehlikesinin bulunmadığını somut delillerle kanıtlaması halinde tutuklanmama ihtimali söz konusu olabilmektedir.

Katalog Suçlar Tutuklama Konusunda Yapılan Değişiklikler

CMK madde 100 tutuklama nedenleri başlığı altında değinilen katalog suçlar 4. Yargı Paketi Değişikliği ile birtakım revizelere uğramıştır. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakacak nitelikte olan tutuklama, Türk hukukundaki en ağır koruma tedbiri olması sebebiyle sıkı kurallara tabi olmaktadır. Keyfi ve suistimale müsait herhangi bir karar verilmemesi adına da katalog suçlar vb. şartlar getirilmiş ve tutuklama durumu bazı şartlara bağlanmıştır.

  1. Yargı Paketi Değişikliği ile birlikte CMK madde 100 tutuklama nedenleri konusu daha sıkı şartlara bağlanmıştır. Buna göre CMK m. 100/3’te yer alan tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin yeterli görüldüğü hüküm değiştirilerek CMK madde 100 tutuklama nedenleri için somut delillerin gerekli olduğu gerekçesi sunulmuştur.

CMK Madde 100 Tutuklama Nedenleri Nelerdir?

  • Somut delillerin varlığı
  • Tutuklama nedeninin varlığı
  • Tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olması
  • Tutuklama kararının hakim tarafından verilmiş olması
  • Tutuklama kararının yalnızca katalog suçlar kategorisindeki suçu işleyen kişi, yani sanık veya şüpheli için verilmiş olması
  • Tutuklama kararı verilecek olan kişinin herhangi bir tutuklama yasağının bulunmaması

CMK m. 100/2 Tutuklama Zorunluluğu Bulunmayan Durumlar

CMK m.100/2’de yer alan haller CMK madde 100 tutuklama nedenleri arasında yer alan CMK m.100/3 hükmünden farklı olarak tutuklama nedeni var kabul edilse de zorunluluk teşkil etmemektedir. Bu hükmün geçerli olduğu durumlarda hakim vicdani kanaatini kullanmak ve somut olayı değerlendirmek durumundadır. CMK m. 100/2’deki durumların gerçekleşmesi halinde tutuklama nedenlerinin varlığı kabul edilebilse de herhangi bir tedbir uygulanmadığı görülebilmektedir. Ancak CMK madde 100 tutuklama nedenleri kesin bir katalog suçlar tutuklama sebebi oluşturmaktadır. Bu halde de sanık veya şüphelinin ispatı üzerine hakimin tutuklama emri vermediği görülse de uygulamada CMK madde 100 tutuklama nedenleri çoğunlukla tutuklama cezası ile sonuçlanmaktadır.

CMK m. 100/2’de yer alan tutuklama nedenleri ise;

  1. a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa
  2. b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
  3. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
  4. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması gibi detaylar incelenerek karar verilen durumları oluşturmaktadır.

Katalog suçlar, katalog suç nedir, CMK madde 100 tutuklama nedenleri, katalog suçlar tutuklama konusu gibi detayların açıklandığı bu yazımızdan anlaşılacağı üzere katalog suçlar en ağır koruma tedbirine haiz olan suç tipleri arasında yer almaktadır. Hakkında tutuklama kararı verilen kişiye tutuklamaya itiraz açısından büyük yüklerin düştüğü, savunma ve prosedürlerin iyi yönetilmesinin gerektiği bu suç tipiyle ilgili her durum için iyi bir ceza avukatı, CMK avukatı ile iletişime geçilmesi son derece faydalı olacaktır. CMK madde 100 tutuklama nedenleri ile ilgili yapılan değişiklikler ve hak kaybına uğramamak adına bilinmesi gereken diğer detaylar için profesyonel bir yardım almak ayrı bir önem arz etmektedir.

Kara Para Aklama Suçu ve Cezası

Kara para aklama suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde Millete ve Devlete Karşı Suçlar başlığı altında tanımlanmıştır.

Kara Para Aklama Suçu

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde “alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için öncelikle bir başka suçun işlenmiş olması gerekmektedir. Korunan hukuki değer bu suç özelinde birden fazladır. Adalete olan inanç korunan hukuki değere örnek gösterilebilir. Suç gelirlerinden kaynaklanan kara para aklanarak adaletin tecelli etmesi engellenmektedir. Korunan hukuki değere gösterilebilecek bir başka örnek ise ülkedeki ekonomik ve mali istikrardır. Suç örgütlerine finanse edilen kara para, ülkedeki ekonomik ve mali istikrarın yanısıra huzur ve barışın bozulmasına sebep olacaktır. Kara para aklama suçunda konu alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değeridir. Malvarlığı değerinin elde edildiği suçun türü ve özelliği önem arz etmemekte olup suçun konusunu oluşturan mali değerin başka bir suçun işlenmesi sonucu elde edilmiş olması yeterli sayılacaktır. Malvarlığı maddi bir değer olabileceği gibi, taşınır veya taşınmaz bir mal, fiziken var olan veya olmayan hak ve varlıklar (patent, marka vb.) veyahut bu varlıklar üzerinde yer alan hakkı gösterebilecek her türlü belge sayılabilecektir.

Bu suçun faili herkes olabilecektir, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkaran veya üzerinde farklı işlemler uygulayan herkes bu suçun faili sayılacaktır. Tüzel kişi olarak gösterilebilecek şirket vb. kurumlar bu suçun faili olamayacaktır, suç ancak gerçek kişi tarafından işlenebilecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında bazı belirli kişiler tarafından işlenme cezayı ağırlaştırıcı nitelikli hal olarak sayılmıştır. Kanun maddesi uyarınca bu suçun kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi cezayı ağırlaştıracaktır.

Aklama suçunun failiyle aklama suçunun gerçekleştirildiği malvarlığı değerlerinin elde edildiği ilk suçta yer alan faillerin aynı olması zorunlu değildir. Suçtan kaynaklanan gelirin asıl sahibinin başka biri olması fakat aklama işleminin bir başkası tarafından gerçekleştirilmesi mümkündür.

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunda mağdur gerçek kişiler olabilecektir. Tüzel kişiler ancak ve ancak suçtan zarar gören olarak nitelendirilebilecektir. Mağdur burada o toplumda yaşayan her bir kişi olarak değerlendirilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde suçun nasıl işleneceği de açıklanmıştır. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak veya çeşitli işlemlere tabi tutmak suçu oluşturan hareketler olarak belirlenmiştir. Aklama suçu bu hareketler özelinde değerlendirildiğinde seçimlik hareketli bir suçtur. Fail, suçun kanuni tanımında belirtilen hareketlerin birini veya her ikisini gerçekleştirebilecektir. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkarmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik alanı içerisinde yer alan kara suları, hava sahası ile uluslararası sulardan dışarı çıkarmaktır. Aklama suçu suç gelirlerinin yurt dışına çıkarılmasıyla tamamlanacaktır. Ülke sınırlarına dahil yerlerde aklama suçu tamamlanmadığından malvarlığı değeri yurt dışına çıkarılamadığı takdirde suç teşebbüs aşamasında kalacaktır.

Bir diğer seçimlik hareket olan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini çeşitli işleme tabi tutmak suç gelirlerinin kaynaklandığı kaynağı gizlemek veya suç gelirinin meşru yollarla elde edildiği kanaatini uyandırma maksadıyla gerçekleştirilen fiilleri kapsamaktadır. Çeşitli işlemlere örnek olarak suç gelirlerini çok sayıda kişinin banka hesaplarına parça parça aktarmak, suç gelirini tabela şirketlere aktarmak gösterilebilecektir.

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu ilgili maddede belirtilen suç gelirlerinin yurt dışına çıkarılması veya çeşitli işlemlere tabi tutulmasıyla tamamlanacaktır. Bu suçta somut bir zararın doğması aranmayacaktır.

Kara para aklama suçu ancak kasten işlenebilecektir. Taksirle gerçekleştirilebilecek eylemler Kanun’da düzenlenmediğinden (Örneğin; yurt dışında bir hesaba yanlışlıkla para yollamak) suç oluşturmayacaktır. Failin hem suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini hem de aklamaya konu suçtan alınan gelirleri bilerek ve isteyerek yurt dışına çıkarması veya çeşitli işlemlere tabi tutması gerekecektir. Kanun koyucu çeşitli işlemlere tabi tutma eyleminin gerçekleştirmesinde özel bir kast aramıştır. Burada failin yukarıda da bahsedildiği üzere gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırma amaçlarının gerçekleştirilerek çeşitli eylemlere tabi tutma amacının gerçekleştirilmesi gerekecektir.

Kara Para Aklama Suçu Nitelikli Haller

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkrasında kara para aklama suçunda temel cezayı ağırlaştıran iki hal sayılmıştır.

(3) numaralı fıkra uyarınca bu suçun kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır.

Aklama suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi, suçu içeren seçimlik hareketlerin gerçekleştirilmesi bakımından kolaylık sağlamaktadır. Kamu görevlileri normal bir insanın kara para aklamak için ihtiyacı olan bilgi ve belgelere daha rahat ulaşabilecektir. Kamu görevlisi vasfının suça sebep olan eylem gerçekleştiği an var olmalıdır. Fail aksi ihtimalde cezayı ağırlaştırıcı bu nitelikli hal üzerinden cezalandırılamayacaktır.

Aklama suçunun belli bir meslek sahibi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi cezayı ağırlaştırıcı bir başka nitelikli hal olarak sayılmıştır. Kanun koyucu burada meslek sahibi olma açısından bir ayrım yapmamıştır. Bir meslek sahibi olmak ve mesleğin icrası kapsamında kara para aklamanın gerçekleştirilmiş olması yeterli sayılacaktır. Fail burada mesleğinin sağladığı kolaylıklardan faydalanarak bu eylemi gerçekleştirecektir. Örnek olarak ekonomi, maliye, bankacılık, hukuk, ticaret, lojistik vb. alanlar gösterilebilecektir.

(4) numaralı fıkra uyarınca bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesi hali cezayı ağırlaştırıcı bir başka nitelikli haldir. Bu nitelikli hal;

  1. Bir suç örgütü bulunması
  2. Bu örgüt suç işlemek için teşkil edilmiş olması
  3. Kara para aklama faaliyeti bu örgütçe gerçekleştirilmesi

şartlarının gerçekleşmesiyle uygulanacaktır.

Kara Para Aklama Suçu Cezası

Kara para aklama suçunun cezası üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezasıdır. Bu suçta hapis cezası ve adli para cezası seçimlik olarak düzenlenmemiştir. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu işlemiş bir kişiye hapis cezası yanında adli para cezası verilmesi zorunludur.

Failin cezayı ağırlaştırıcı nitelikli haller kapsamında bu suçu işlemesi halinde verilecek cezalar arttırılacaktır. Failin kamu görevlisi olması veya belli bir meslek sahibi kişi olarak bu mesleğin icrası sırasında suçu işlemesi halinde verilecek hapis cezası yarı oranında arttırılacaktır. Bir suç örgütü faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat arttırılacaktır.

Tüzel kişilerin bu suçu işlemesi halindeyse tüzel kişiler, tüzel kişiler hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirine hükmolunacaktır.

Cezalandırma açısından malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında artık suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan cezaya hükmolunmayacaktır.

Yukarıda hukuki açıdan önem ihtiva eden kara para aklama suçu ve cezası konusu genel bir çerçeveyle açıklanmıştır. Kara para aklama suçu ve cezası oldukça önemli ve hukuki danışmanlık alınması gereken başlıca konulardan biridir. Daha fazla bilgi ve danışmanlık için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

İnternet Üzerinden Tehdit ve Hakaret Suçları

Sosyal medya çağında yaşayan insanların eskiye göre hem alışkanlıkları hem hayat tarzları değişti. Önceden yalnızca gerçek hayatta var olan durumlar artık sanal alemde de kendini gösterebilmektedir. Değişen dünya düzeni hukuk dünyasında da her gün yeni gelişmeler getirmektedir. Örnek olarak önceden yalnızca yüz yüze işlenebilecek olan suçlar teknolojinin gelişmesiyle beraber teknolojik araçlarla da işlenebilir hale geldi.

Makale konusuyla ilişkilendirecek olursak örneğin telefon icat edilmesinden sonra tehdit ve hakaret suçları telefon yoluyla da işlenebilir duruma geldi. Günümüzde ise sosyal medya hesapları kullanarak insanlar bilerek veya bilmeyerek pek çok hak ihlaline sebebiyet vermekte yahut mağdur olmaktadır. İnternet üzerinden tehdit ve hakaret suçunun işlenmesi de son yıllarda çok yaygınlaşan bir durum haline geldi.

Tehdit ve hakaret suçları ceza kanununda ayrı ayrı düzenlenen iki farklı suçtur. Her iki suçun unsurları da birbirinden farklıdır.

Sosyal Medyadan Hakaret ve Tehdit

Sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşmasından sonra beraberinde pek çok hukuki durum gündeme geldi. Sosyal medya üzerinden kazanç elde etme, sosyal medya üzerinden suç işlemek vs. Bu durumlardan en kolay olanı sosyal medyada suç işlemek diyebiliriz. Farkında olmadan yazılacak birkaç satır yazı, paylaşılan bir gönderi insanlar için olumsuz durum oluşturabilir.

Hakaret ve tehdit suçları da sosyal medya kullanılarak işlenebilmektedir. Herkese açık veya kişiden kişiye gizli olarak atılacak bir mesaj ile tehdit suçu oluşabilir. Ancak bir fiilin tehdit suçu olabilmesi için kanuni şartların gerçekleşmiş olması gereklidir. Sosyal medya üzerinden tehdit diye ayrı bir suç bulunmaz burada genel olarak tehdit suçunun unsurları gündeme gelecektir.

Hakaret suçu da sosyal medya üzerinden işlenebilir. Ancak burada da hakaret suçunun genel unsurlarının oluşması gerekir. Örneğin hakaret suçunun işlenebilmesi için kanuni tanıma göre bu fiilin en az üç kişi ile ihtilat edilmesi gerekir. Yani hakaret oluşturacak fiili en az üç kişi duyması gerekir. Sosyal medya üzerinden kişiden kişiye gönderilen gizli mesaj ile hakaret suçu oluşmaz. Bu yazının herkesin görebileceği bir alana yazılıp alenen ifşa edilmesi gereklidir.

Ancak hakaret içerikli bir gönderinin beğenilmesi bu suçu oluşturmaz. Yargıtay’ın konuya yaklaşımı da bu şekildedir. Beğeni yapmayı yalnızca kişisel değerlendirme olarak kabul etmektedir. [1]

İnternet Üzerinden Hakaret ve Tehdit

İnternet üzerinden tehdit ve hakaret diye ayrıca bir suç yoktur. Esasında tehdit ve hakaret suçları birbirinden bağımsız iki ayrı suçtur. Buraya konu mevzu bahis bu suçların internet kullanılarak işlenmesidir. Hukuk düzeni bu iki suçun internet yoluyla işlenmesini de haklı bulmaz ve korumaz. Özellikle internet üzerinden kimlik gizleyerek bu suçların işlenmesi daha kolaydır. Facebook, Twitter gibi mecralarda sahte kimlik bilgileri ile hesap açarak kişileri tehdit ve hakaret etmek günümüzde kolay bir hal almıştır. Ancak bu durumda da suçu işleyen kişiler belirlendiği takdirde ceza kanunu gereği cezalandırılırlar.

Lakin burada zor olan kısım eğer suçu işleyenin kimliği belirli değilse kimliğini belirlemektir. Çünkü gerek bu suçları gerek dolandırıcılık gibi suçların işlenmesi halinde savcılıkta soruşturma yürütülse bile sosyal medya şirketleri kullanıcıların hangi bilgisayardan ve nereden bağlandığı gibi bilgileri gizli tutarak devletin yetkili mercileri ile paylaşmamaktadır. Bu durum ciddi hak ihlalleri meydana getirmektedir.

Tehdit Suçu ve Cezası

Tehdit suçu bir kimsenin hukuka aykırı bir şekilde ve haksız olarak zarara uğratılacağının bildirilmesi şeklinde işlenir. Bu fiil ile kişi bir zarara veya kötülüğe uğrayacağını haber almaktadır. Bu kötülük ve eylemden kanunun kastettiği; kişinin kendisinin ve yakınının hayatına kastedilmesi, vücut bütünlüğüne zarar verilmesi, cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırının gerçekleşmesidir. Bu haksız eylem sözle yapılacağı gibi herhangi bir hareket şeklinde de meydana gelebilir. Örneğin bir kişiye silah gösterilmesi, boğazının kesileceğinin işaret edilmesi, bir mektup zarfı içinde kurşun gönderilmesi gibi durumlarda kişi sözlü olarak değil hareket olarak tehdit edilmiş olur. Bu şekilde bir kimseyi tehdit eden kişiye altı aydan başlamak üzere iki yıla kadar hapis cezası verilir.

Tehdit suçunun sözle oluşabileceği durumlarda ise bu sözler şifahi veya yazılı olarak karşı tarafa iletilebilir. Herhangi bir mektup, posta, kısa mesaj vs. şeklinde internet aracılığıyla da iletilip kişi tehdit edilebilir.

Tehdit içerikli söz veya davranış kişinin kendisine yöneltilebileceği gibi herhangi bir yakınına yönelik de olabilir. Yani hukuk sistemi bir kişinin yakınlarının vücut bütünlüğüne, hayatına, cinsel dokunulmazlığına karşı yapılacak haksız saldırı durumunda koruma mekanizmasını devreye sokar ve tehdit suçunu işleyen faile ceza verir.

Tehdit suçu belirli kategorilerde şikâyete tabi olup belirli kategorilerde değildir. Şikâyete tabi olduğu kısım mal varlığına yönelen boyuttur. Mal varlığına veya sair bir kötülük yapılacağı şeklinde tehdit edilmesinden sonra mağdurun şikâyeti üzerine kanun faile altı aya kadar hapis veya adli para cezası verir. Buradaki cezalar seçimliktir. Ya hapis cezası verilir ya da adli para cezası.

Hakaret Suçu ve Cezası

Hakaret suçu Türk Ceza Kanunu’nda şerefe karşı işlenen suçlar kategorisinde ilk sırada yer almaktadır. Hakaret suçu ile kişilerin onur, şeref ve saygınlık gibi kişilik değerleri korunmaktadır. Çünkü hakaret suçu öğretide doğrudan kişilik hakkına saldırı şeklinde nitelendirilir. Bu suçun işlenebilmesi için mağdura şeref ve onuruna zarar verecek şekilde bir fiil yahut olgu isnat edilmesi gereklidir. Üçüncü olarak da sövmek suretiyle yine aynı şekilde hakaret suçu işlenmiş kişinin onur ve şerefi zedelenmiş olur.

Hakaret suçunun mağdurun bulunmadığı ortamlarda işlenebilmesi için daha doğru sarf edilen sözlerin hakaret suçu boyutuna taşınabilmesi için bu sözleri üç farklı kişinin duymuş olması gerekir. Bu şart sağlanmadığında mağdurun gıyabında hakaret suçu oluşmuş sayılmayacaktır.

Hakaret suçunu işleyen faile üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Hakaret suçunun belirli hallerde işlenmesi halinde ise verilecek ceza belli oranlarda artırılır.

Hakaret suçu da temel şekli itibari ile şikâyete tabi bir suçtur. Suçun soruşturulabilmesi için mağdurun yetkili mercilere şikâyette bulunması gerekir.

Hakaret ve tehdit suçlarının ister normal şekilde ister internet yoluyla işlendiği hallerde mutlaka uzman bir avukattan danışmanlık ve vekillik hizmeti alınarak soruşturulması gerekir. Bir uzman avukat yardımı almadan yapılan soruşturmalarda istenilen sonuç ve gereken ceza alınmayabilir.

Mağdur olarak ihlal edilen kişilik haklarının korunması için failin gerekli cezayı almasında rol üstlenilir. Fail tarafından ise alacağı cezanın işlediği fiille yani suçla orantılı ve ölçülü olması gerekir. Orantısız ve ölçüsüz verilecek ceza hukukundan beklenen adaleti yerine getirmediği sonucunu ortaya çıkarır. Ceza hukukunda suç ve ceza arasında kanunilik ve orantılılık ilkesi uygulanmadığı durumlarda kamunun vicdanında mahkemelere duyulan güven azalır. Bu durum hukuk sistemine ve sosyal hayata zararlar getirebilir. Hukuk sistemine güvenmeyen vatandaşlar kendi haklarını kendileri aramaya kalkarlar. (ihkak-ı hak) Bu durumda ise toplumsal boyutta kargaşalar ve kaoslar meydana çıkar.

[1] Yargıtay 4.Ceza Dairesi 2014/33171 K. Hakaret suçu oluşmadığı düşüncesiyle bozma kararı vermiştir.

Dolandırıcılık Suçu ve Cezası

Dolandırıcılık suçu failin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatması ve bundan yarar sağlamasıyla olur. Bu yarar mağdurun zararında doğar. Faile ya da bir başkasına olması suçun oluşumu açısından bir farklılık oluşturmaz. Dolandırıcılık suçunun nitelikli hali belirli şeylerin araç olarak kullanılarak işlenmesiyle oluşur. Bu araçlar dini, sosyal, mesleki, teknolojik aletler veya kamu kurumları olabilir. Dolandırıcılık suçu ve cezası oluşabilmesi için ortada haksız bir çıkarın olması gerekir. Elverişli hileli hareketlere başlanıp haksız çıkar elde edilemeden bu hareketlere son verilmiş olabilir. Failin kendi rızası olmadan bahsi geçen hareketlerin son bulmasıyla veya mağdurun hileli hareketleri fark etmesiyle dolandırıcılık suçu teşebbüs aşamasında kalmış olur.

Dolandırıcılık Suçunun Maddi Unsurları

Dolandırıcılık suçunun maddi unsurları fail, fiil veya nedensellik bağı gibi suçu oluşturan temel kavramları kapsar. Kanunda suçun gerçekleşmesi için belli bir hareket öngörülmemiştir. Ancak yapılan hareketlerin bazı şartları taşıması gerekir. Şartlar şu şekildedir:

  • Hileli Hareket: Fail hileli hareketler icra ederek suçu işler. Hileli hareketler bir durumun olmamış gibi gösterilmesi veya olmuş bir şeyin gizlenmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Dolandırıcılık suçu Yargıtay kararları bu hileli davranışların belli bir ağırlık taşıması gerektirdiği yönündedir. Bu bakımdan basit yalan dolandırıcılık sayılmaz.
  • Mağdurun Aldanmış Olması: Hileli davranışlar sonucu mağduru mutlaka aldanmış olmalıdır, aksi takdirde suç teşebbüs aşamasında kalmış sayılır.
  • Mağdurun Malvarlığı Üzerinde Bir Tasarrufta Bulunması ve Bir Zarara Uğraması: Aldanması sonucu mağdur faile kendi malvarlığından bir şeyleri isteyerek vermiş olmalıdır. Zira istemeden alınması dolandırıcılık değil hırsızlık suçunu oluşturur.
  • Failin Yarar Elde Etmesi: Dolandırıcılık suçunda amaç haksız bir yarar elde etmektedir. Bu sebeple fail ya da üçüncü bir kişi yararına yarar edilmesi suçun gerçekleşmesi açısından zorunlu bir unsurdur.

Nitelikli Dolandırıcılık Suçu

Bir suçun nitelikli hali daha çok veya daha az cezayı gerektiren görünüşüdür. Nitelikli dolandırıcılık suçu oluşturan haller Türk Ceza Kanunu m.158’de düzenlenmiştir. Bunlar şu şekildedir:

  • Dinin istismar edilmesi: Dini değerler hileli davranışa alet edilmiş olmalı ve bu sayede bir yarar sağlanmalıdır. Örneğin olmayan bir cami adına bağış toplayıp makbuz kesmek bu hal için güzel bir örnektir. Bir başka örnekte sanığın hayali bir yaratıkla iş birliği yaptığı, verilen paranın Allah’a verildiği gibi yalanlarla aldatıldığı ortaya çıkmıştır. Yargıtay 2011/14419 esas 2012/39544 sayılı bu kararında nitelikli dolandırıcılık olduğuna hükmetmiştir.
  • Kişinin içinde bulunduğu zor durumdan yararlanılması:
  • Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından faydalanılması: Bu kişilerin, normal düzeyde algılaması olan kişilere karşı daha kolay kandırılabileceği açıktır. Bu sebeple kanun koyucu bahsi geçen kişileri fazladan bir koruma olarak nitelikli hal kapsamına almıştır. Ancak algılama yeteneği hiç olmayan kişilere karşı dolandırıcılık suçu işlenemez, hırsızlık oluşur.
  • Kamu kurum veya kuruluşlarının araç olarak kullanılması veya bu kurumların zararına işlenmesi: Başlığın gerçekleşmesi için kişilerin bu kurumlara ait evrak gibi inandırıcılığı yüksek materyaller kullanmış olması gerekir. Salt isim kullanmak yeterli değildir.
  • Basın-yayın kuruluşlarının sağladığı kolaylıklardan yararlanarak işlenmesi: Basın- yayın kuruluşlarının büyük bir kitleye hitap ettiği açıktır. Dolayısıyla kişilerin kandırılması daha kolay hale gelmektedir. Bu kolaylıktan yararlanarak haksız menfaat sağlamak da suçun nitelikli halini oluşturur.
  • Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması: Bilgisayar, cep telefonu, internet gibi araçların kolaylığından yararlanarak hileli davranışların gerçekleştirilmesiyle oluşur. Örneğin sosyal medya araçları üzerinden olmayan bir durum var gösterilerek para istenmesi bilişim sistemleri kullanılarak nitelikli dolandırıcılık suçunu teşkil eder.
  • Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması: Banka ve kredi kuruluşlarının kişiler gözünde büyük bir güvene sahip olduğu açıktır. Failin bu güveni kullanarak dolandırıcılık yapmasının da daha kolay olduğu açıktır. Ancak failin bankayı ödeme aracı olarak kullanması halinde banka veya kredi kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli suç oluşmaz.
  • Sigorta bedelini almak maksadıyla işlenmesi: Sigorta şirketleri belli durumların gerçekleşmesi halinde sigorta yaptırmış kişilerin zararını tazmin eden kuruluşlardır. Fail hak sahibi gibi davranarak sigorta şirketinden sigorta bedelini isterse TCK 158/1-k maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu işlemiş olur. Kanun koyucu nitelikli halin gerçekleşmesi bakımından sigorta türleri arasında bir ayrım yapmamıştır. Suçun gerçekleşmesi için fail hileli hareketleri sonucu sigorta bedelinin bir kısmını veya tamamını almış olmalıdır.
  • Üç veya daha fazla kişinin suçu birlikte işlemiş olması
  • Bir suç örgütü çerçevesinde işlenmesi
  • Kamu çalışanlarının adı kullanılarak bir yarar sağlayacağı vaadiyle işlenmesi
  • Kendini banka veya kamu çalışanı olarak tanıtarak suçun işlenmesi
  • Kredi tahsis edilmeyen durumlarda bu krediyi almak için suçun işlenmesi
  • Ticari faaliyet sırasında işlenmesi

Daha az cezayı gerektiren nitelikli halse alacağını tahsil etmek amacıyla suçun işlenmesidir. Bu halde dolandırıcılık şikayet üzerine kovuşturulur.

Dolandırıcılık Suçunda Yetkili Mahkeme

Dolandırıcılık ağır cezayı gerektiren bir suç olduğundan dolandırıcılık suçunda yetkili mahkeme Ağır Ceza Mahkemeleridir. Dolandırıcılık şikayet süresi yoktur, ayrıca re’sen kovuşturulan bir suçtur. Ancak suçun en basit halinde dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu sebeple en geç 8 yıl içinde şikayet hakkının kullanılarak olayın savcılığa bildirilmesi gerektiği kabul edilebilir.

Mahkemece verilen hapis cezası bazı hallerde ertelenebilir veya denetimli serbestliğe dönüştürülebilir. Bu kavramlar şu şekildedir:

  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması: Sanık hakkında hükmolunan cezanın denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Bu kavram davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle kişiye verilecek hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkündür.
  • Cezanın ertelenmesi: Hükmedilen hapis cezasının cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilir. Sanık belirlenen denetim süresini sosyal hayat içerisinde iyi halli geçirmesi halinde cezasının infaz edilmiş sayılır. Hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

Dolandırıcılık Suçu Cezası

Basit dolandırıcılık suçu cezası TCK m.157’de düzenlenmiştir. Buna göre, basit dolandırıcılık suçunda fail 1 yıldan 5 yıla hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kanun koyucu metninde hapis cezasını ve adli para cezasını birlikte düzenlenmiştir. Yani faile aynı anda hem hapis cezası hem de adli para cezası verilebilecektir. Faile verilecek adli para cezasının miktarının belirlenmesinde mağdurun zararı dikkate alınır. Ayrıca dolandırıcılık sonucu elde edilen menfaatin iadesi de adli para cezasının belirlenmesinde önem taşımaktadır.

Nitelikli dolandırıcılık suçu cezası ise TCK m. 158’de düzenlenmiştir. Bu suçu işleyen fail için 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilir.  Ayrıca beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Adli para cezasının belirlenmesinde yine zararın büyüklüğü ve paranın iadesi önem taşır.

Dolandırıcılık suçu uzun süreli hapis cezaları gerektiren, mağduru da büyük zararlara uğratabilen bir suçtur. Böyle bir olay yaşandığında herhangi bir hak kaybı yaşamamak adına bir ceza avukatı uzmanlığından yararlanmak yerinde olacaktır.

Oretra