alper otluoğlu

Bilişim Hukuku: İnternet ve Sosyal Medya Üzerinden Yapılan Dolandırıcılıkların Önlenmesi

Bu makalede, bilişim hukukuyla ilgili konular ve internet ve sosyal medya üzerinden yapılan dolandırıcılıkların nasıl önlenmesi gerektiği tartışılacaktır. Bilişim hukuku, teknoloji ve bilgisayar sistemleriyle ilgili yasal düzenlemeleri kapsar. Günümüzde, internet ve sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık vakaları artmaktadır. Bu nedenle, bireylerin ve kurumların bu tür dolandırıcılıklardan korunması büyük önem taşımaktadır.

İnternet ve sosyal medya üzerinden yapılan dolandırıcılıkların önlenmesi için bilgi güvenliği ve kişisel veri koruması konularına dikkat edilmelidir. Kişisel bilgilerin güvenliği için güçlü parolalar kullanılmalı ve kimlik hırsızlığına karşı önlem alınmalıdır. Ayrıca, phishing saldırılarına karşı dikkatli olunmalı ve yanıltıcı reklamlara karşı bilinçli davranılmalıdır.

Bilişim hukuku çerçevesinde, dolandırıcılık suçlarına ilişkin ceza hukuku da önemli bir rol oynamaktadır. Bu suçlarla mücadele etmek için etkin yasal düzenlemeler ve cezai yaptırımlar gerekmektedir. Ayrıca, veri koruma kanunlarıyla kişisel verilerin korunması sağlanmalı ve veri ihlallerine karşı önlem alınmalıdır.

İnternet Dolandırıcılıkları

İnternet üzerinden yapılan dolandırıcılıklar, günümüzde yaygın bir sorun haline gelmiştir. Dolandırıcılar, internetin anonim ve geniş erişim imkanı sağlayan yapısını kullanarak, insanları kandırmak ve maddi çıkar elde etmek amacıyla çeşitli yöntemler geliştirmektedir. Bu dolandırıcılıkların türleri ve nasıl gerçekleştirildiği hakkında bilgi sahibi olmak, bireylerin kendilerini korumaları ve dolandırıcılara karşı önlem almaları açısından oldukça önemlidir.

Birçok farklı türde internet dolandırıcılığı bulunmaktadır. Bunlar arasında phishing, kimlik hırsızlığı, ödeme dolandırıcılıkları ve yanıltıcı reklamlar gibi yöntemler yaygın olarak kullanılmaktadır. Phishing, dolandırıcıların sahte web siteleri veya e-postalar aracılığıyla kullanıcıların kişisel bilgilerini çalmaya çalıştığı bir yöntemdir. Kimlik hırsızlığı ise dolandırıcıların başka bir kişinin kimlik bilgilerini ele geçirerek bu bilgileri kötü niyetli amaçlarla kullanmasıdır. Ödeme dolandırıcılıkları ise online ödeme sistemlerini hedef alarak kullanıcıların maddi kayıplarına neden olmaktadır. Yanıltıcı reklamlar ise sosyal medya platformlarında yayınlanan sahte veya aldatıcı reklamlardır.

İnternet dolandırıcılıklarının gerçekleştirilme yöntemleri oldukça çeşitlidir. Dolandırıcılar, genellikle insanların güvenini kazanmak, acil durumlar yaratmak veya cazip fırsatlar sunmak gibi taktikler kullanmaktadır. Bu nedenle, internet kullanıcıları olarak dikkatli olmak ve şüpheli durumları tespit etmek önemlidir. Güvenilir web sitelerini kullanmak, kişisel bilgileri paylaşırken dikkatli olmak, şüpheli e-postaları açmamak veya tıklamamak gibi önlemler alarak dolandırıcılıklardan korunmak mümkündür.

Sosyal Medya Dolandırıcılıkları

Sosyal medya platformlarında sıkça görülen dolandırıcılık yöntemleri, kullanıcıların dikkatini çekmektedir. Dolandırıcılar, sosyal medya üzerinde sahte hesaplar oluşturarak, kullanıcıları kandırmak ve maddi çıkar sağlamak amacıyla çeşitli taktikler kullanmaktadır. Bu tür dolandırıcılıklardan korunmak için ise bazı önlemler almak gerekmektedir.

Birçok dolandırıcılık yöntemi arasında en yaygın olanları, sahte kampanyalar, ikramiye ve hediye vaatleri ile kullanıcıları cezbetmektir. Dolandırıcılar, kullanıcıların güvenini kazanmak için popüler markaların logolarını ve isimlerini kullanabilirler. Bu nedenle, sosyal medya platformlarında karşılaşılan herhangi bir kampanya veya teklife şüpheyle yaklaşmak önemlidir.

Bununla birlikte, kullanıcıların kişisel bilgilerini paylaşmalarını isteyen mesajlara veya bağlantılara dikkat etmek önemlidir. Dolandırıcılar, kişisel bilgileri ele geçirerek kimlik hırsızlığı yapabilirler. Bu nedenle, sosyal medya platformlarında kişisel bilgilerinizi paylaşmamak ve güvenilir olmayan bağlantılara tıklamamak önemlidir.

Sosyal medya dolandırıcılıklarından korunmak için aşağıdaki önlemleri alabilirsiniz:

  • Güçlü ve benzersiz bir şifre kullanın.
  • Sosyal medya hesaplarınızı sık sık kontrol edin ve güncelleyin.
  • Bilinmeyen kişilerin arkadaşlık isteklerini kabul etmeyin.
  • Bilinmeyen kaynaklardan gelen mesajlara ve bağlantılara şüpheyle yaklaşın.
  • Sosyal medya platformlarının güvenlik ayarlarını düzenli olarak kontrol edin ve gizlilik ayarlarınızı güçlendirin.

Bu önlemleri alarak, sosyal medya dolandırıcılıklarından korunabilir ve güvenli bir şekilde sosyal medya platformlarını kullanabilirsiniz.

Phishing

Phishing saldırıları, internet kullanıcılarının kişisel bilgilerini ele geçirmek amacıyla yapılan dolandırıcılık yöntemlerinden biridir. Bu saldırılar genellikle sahte e-postalar, web siteleri veya mesajlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Saldırganlar, kullanıcıları kandırarak kişisel bilgilerini, banka hesap bilgilerini veya şifrelerini ifşa etmelerini sağlar.

Phishing saldırılarına karşı korunmanın birkaç yolu vardır. İlk olarak, güvenilir olmayan veya şüpheli kaynaklardan gelen e-postaları veya mesajları açmamak önemlidir. E-posta veya mesaj içeriğindeki bağlantılara tıklamadan önce dikkatlice incelemek ve güvenilirliğini doğrulamak gerekmektedir. Ayrıca, kişisel veya finansal bilgileri paylaşmadan önce web sitesinin güvenli olduğundan emin olmak için adres çubuğunu kontrol etmek önemlidir.

Bunun yanı sıra, çift faktörlü kimlik doğrulama gibi güvenlik önlemlerini kullanmak phishing saldırılarına karşı etkili bir koruma sağlayabilir. Bu yöntemde, kullanıcıların giriş yaparken sadece şifrelerini değil, aynı zamanda bir doğrulama kodunu da girmeleri gerekmektedir. Bu sayede, saldırganların sadece şifreleri ele geçirmeleri durumunda bile hesaplarına erişmeleri engellenmiş olur.

Phishing saldırıları genellikle kullanıcıların dikkatsizlikleri veya bilgi eksiklikleri nedeniyle başarılı olur. Bu nedenle, bilinçli bir şekilde internet kullanmak, şüpheli durumlarda yetkililere başvurmak ve güvenlik önlemlerini uygulamak önemlidir. Böylece, kişisel bilgilerin ve finansal varlıkların güvende kalması sağlanabilir.

Kimlik Hırsızlığı

Kimlik hırsızlığı, son yıllarda internet ve sosyal medya üzerinden sıkça gerçekleştirilen bir dolandırıcılık türüdür. Bu tür dolandırıcılıklara karşı alınabilecek önlemler oldukça önemlidir. Kimlik hırsızlığı, kişinin kimlik bilgilerinin izinsiz olarak kullanılması anlamına gelir. Dolandırıcılar, kişilerin ad, soyad, adres, telefon numarası gibi bilgilerini ele geçirerek, bu bilgileri kullanarak sahte hesaplar açabilir veya kişinin adına çeşitli dolandırıcılık işlemleri gerçekleştirebilirler.

Kimlik hırsızlığına karşı korunmak için dikkatli olmak ve önlemler almak önemlidir. İnternet üzerindeki kişisel bilgilerinizi paylaşırken dikkatli olmalı, güvenli internet siteleri kullanmalı ve kişisel bilgilerinizi korumak için güçlü şifreler kullanmalısınız. Ayrıca, sosyal medya platformlarında paylaştığınız bilgileri kontrol etmeli ve gizlilik ayarlarınızı düzenli olarak gözden geçirmelisiniz.

Bu tür dolandırıcılıkların nasıl gerçekleştirildiği hakkında bilgi sahibi olmak da önemlidir. Kimlik hırsızları, genellikle sahte e-postalar veya mesajlar aracılığıyla kişileri kandırmaya çalışır. Bu nedenle, bilmediğiniz veya güvenmediğiniz kişilerden gelen e-posta veya mesajlara dikkat etmelisiniz. Ayrıca, kişisel bilgilerinizi paylaşırken, güvendiğiniz ve güvenli olduğunu bildiğiniz internet sitelerini tercih etmelisiniz.

Ödeme Dolandırıcılıkları

Ödeme dolandırıcılıkları, online ödeme sistemlerini hedef alan çeşitli dolandırıcılık yöntemlerini içermektedir. Bu tür dolandırıcılıkların önlenmesi için dikkatli olunması ve önlemler alınması gerekmektedir.

Bu tür dolandırıcılıkların en yaygın türlerinden biri, sahte web siteleri veya sahte ödeme sayfaları aracılığıyla gerçekleştirilen dolandırıcılıklardır. Dolandırıcılar, kullanıcıları sahte bir web sitesine veya ödeme sayfasına yönlendirerek, kişisel ve finansal bilgilerini ele geçirirler. Bu nedenle, online ödeme yaparken dikkatli olmak ve güvenilir web sitelerini tercih etmek önemlidir.

Bunun yanı sıra, phishing saldırıları da online ödeme dolandırıcılıklarının bir diğer türüdür. Dolandırıcılar, sahte e-postalar veya mesajlar aracılığıyla kullanıcıları kandırarak kişisel bilgilerini ele geçirmeye çalışırlar. Bu tür saldırılara karşı korunmak için, her zaman e-postaları ve mesajları dikkatlice kontrol etmek ve güvenilir kaynaklardan gelen iletileri doğrulamak önemlidir.

Online ödeme dolandırıcılıklarının önlenmesi için aşağıdaki önlemler alınabilir:

  • Güvenilir web siteleri kullanın: Online alışveriş yaparken veya ödemeler yaparken, güvenilir ve bilinen web sitelerini tercih edin. Sahte web sitelerinden uzak durun ve ödeme işlemlerini güvenli bir şekilde gerçekleştirin.
  • Güçlü şifreler kullanın: Online ödeme hesaplarınız için güçlü ve karmaşık şifreler kullanın. Şifrenizi düzenli olarak değiştirin ve aynı şifreyi farklı hesaplarda kullanmaktan kaçının.
  • İki faktörlü kimlik doğrulama kullanın: Online ödeme hesaplarınızı korumak için iki faktörlü kimlik doğrulama yöntemlerini kullanın. Bu, kullanıcı adı ve şifrenize ek olarak bir doğrulama kodu veya SMS ile doğrulama sağlar.
  • Phishing saldırılarına karşı dikkatli olun: E-postalar veya mesajlar aracılığıyla gelen şüpheli bağlantılara tıklamayın ve kişisel bilgilerinizi paylaşmayın. Güvenilir kaynaklardan gelen iletileri dikkatlice kontrol edin ve doğrulayın.
  • Banka ve kredi kartı hareketlerini düzenli olarak kontrol edin: Ödeme işlemlerini düzenli olarak kontrol ederek, şüpheli veya izinsiz işlemleri hızlı bir şekilde tespit edebilirsiniz. Hesap hareketlerinizi düzenli olarak izlemek önemlidir.

Online ödeme dolandırıcılıklarına karşı dikkatli olmak ve önlemler almak, kişisel ve finansal güvenliğinizi korumanıza yardımcı olacaktır. Bu tür dolandırıcılıklara karşı bilinçli olmak ve güvenilir kaynakları tercih etmek önemlidir.

Yanıltıcı Reklamlar

Sosyal medya üzerindeki yanıltıcı reklamlar, günümüzde oldukça yaygın bir sorun haline gelmiştir. Bu tür dolandırıcılıkların önlenmesi için dikkatli olmak ve reklamları doğru bir şekilde tanımak önemlidir.

Yanıltıcı reklamlar genellikle cazip fırsatlar sunarak insanları kandırmayı hedefler. İnsanların ilgisini çekmek için çeşitli taktikler kullanılır ve gerçek olmayan vaatlerde bulunulur. Bu tür reklamlar genellikle “hızlı zenginlik” veya “kolay para kazanma” gibi ifadelerle dikkat çeker.

Yanıltıcı reklamları tanımak için dikkatli olmak ve reklamları analiz etmek önemlidir. İlk olarak, reklamın kaynağını kontrol etmek ve güvenilir bir kaynaktan mı geldiğini doğrulamak önemlidir. Ayrıca, reklamda sunulan fırsatların gerçekçi olup olmadığını değerlendirmek önemlidir. Eğer bir reklam çok iyi görünüyorsa ve gerçek olması çok zor gibi görünüyorsa, muhtemelen yanıltıcı bir reklamla karşı karşıyasınız demektir.

Yanıltıcı reklamları önlemenin bir diğer yolu ise sosyal medya platformlarının sunduğu raporlama ve şikayet mekanizmalarını kullanmaktır. Eğer bir reklamın yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız, hemen ilgili platforma bildirimde bulunmalısınız. Bu şekilde, diğer kullanıcıları da koruyarak dolandırıcılığın yayılmasını engelleyebilirsiniz.

Özetlemek gerekirse, yanıltıcı reklamların tanınması ve önlenmesi için dikkatli olmak önemlidir. Reklamları analiz etmek, kaynaklarını kontrol etmek ve raporlama mekanizmalarını kullanmak bu tür dolandırıcılıkların önlenmesinde etkili olabilir.

Yasal Düzenlemeler ve Ceza Hukuku

Bilişim hukuku, internet ve sosyal medya üzerinden yapılan dolandırıcılıkların önlenmesi için önemli düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler, dolandırıcılık suçlarına ilişkin ceza hukukunu da kapsamaktadır. Bilişim hukuku çerçevesinde yapılan düzenlemeler, internet ve sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılıkların suç olarak kabul edilmesini ve bu suçlarla mücadele edilmesini sağlamaktadır.

Bilişim hukuku, internet dolandırıcılıklarının önlenmesi amacıyla çeşitli yasal düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler, dolandırıcılık suçlarının ciddi bir şekilde cezalandırılmasını ve dolandırıcılıkla mücadele edilmesini sağlamaktadır. Dolandırıcılık suçlarına ilişkin ceza hukuku, dolandırıcılık faaliyetlerine katılan kişilere hapis cezaları, para cezaları ve diğer cezai yaptırımlar uygulanmasını öngörmektedir.

Veri Koruma Kanunları

Veri koruma kanunları, kişisel verilerin güvenliğini sağlamak ve veri ihlallerine karşı önlem almak amacıyla oluşturulmuş hukuki düzenlemelerdir. Bu kanunlar, bireylerin kişisel bilgilerinin toplanması, işlenmesi, saklanması ve paylaşılması süreçlerinde belirli kuralların uygulanmasını sağlar.

Kişisel verilerin korunması, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alırken, aynı zamanda işletmelerin de sorumluluklarını belirler. Bu kapsamda, kişisel verilerin güvenli bir şekilde işlenmesi ve saklanması için çeşitli önlemler alınmalıdır.

  • Kişisel verilerin toplanması ve işlenmesi için açık rıza alınmalıdır.
  • Veri güvenliği için gerekli teknik ve organizasyonel önlemler alınmalıdır.
  • Veri ihlalleri durumunda, ilgili kişilere ve veri koruma kurumuna bildirim yapılmalıdır.
  • İşlenen verilerin doğru, güncel ve gerektiğinde silinmesi veya düzeltilmesi sağlanmalıdır.
  • Veri işleme süreçleri ve amaçları açık bir şekilde belirlenmelidir.

Ayrıca, veri koruma kanunlarına uyum sağlamak için şirket içinde veri koruma politikaları oluşturulmalı ve çalışanlara düzenli eğitimler verilmelidir. Bu sayede, kişisel verilerin güvenliği ve gizliliği sağlanarak veri ihlalleri riski en aza indirilebilir.

İnternet Suçlarına İlişkin Ceza Hukuku

İnternet üzerinde gerçekleştirilen suçlara ilişkin cezai yaptırımlar ve bu suçlarla mücadele yöntemleri üzerinde durulacaktır.

İnternet, günümüzde birçok suçun işlendiği bir platform haline gelmiştir. Dolandırıcılık, kimlik hırsızlığı, çocuk istismarı, hakaret ve iftira gibi suçlar, internet üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu suçlarla mücadele etmek ve suçluları cezalandırmak için ise bilişim hukuku ve ceza hukuku önemli bir rol oynamaktadır.

İnternet üzerinde gerçekleştirilen suçlara ilişkin cezai yaptırımlar, ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Ancak genel olarak, dolandırıcılık, kimlik hırsızlığı, çocuk istismarı gibi suçlar ağır cezalarla karşılık bulmaktadır. Bu suçları işleyenler, hukuki süreçlere tabi tutularak cezalandırılmaktadır.

İnternet suçlarıyla mücadelede, yetkililerin işbirliği ve teknolojik altyapının güçlendirilmesi önemlidir. İnternet üzerinde gerçekleştirilen suçları tespit etmek ve suçluları yakalamak için siber polis birimleri kurulmuştur. Ayrıca, uluslararası işbirliği ve bilgi paylaşımı da suçların önlenmesinde etkili bir yöntemdir.

Bu suçlarla mücadele etmek için, kullanıcıların da önlemler alması gerekmektedir. Güçlü şifreler kullanmak, güvenilir internet sitelerini tercih etmek, kişisel bilgileri paylaşmamak gibi önlemler almak, internet suçlarının önlenmesinde etkili olabilir.

Bilişim Hukuku: İnternet Üzerinde Yapılan İhlallerin Ceza Hukuku Açısından Değerlendirilmesi

Bilişim hukuku, internet üzerinde gerçekleşen ihlallerin ceza hukuku perspektifinden nasıl değerlendirildiğini inceler. Bu makalede, bilişim hukukunun temel kavramları ve internet üzerinde yapılan ihlallerin cezai sorumluluğu üzerine odaklanılacaktır.

Bilişim Hukuku Nedir?

Bilişim hukuku, bilgisayar sistemleri, internet ve diğer bilişim teknolojileriyle ilgili yasal düzenlemeleri kapsayan bir hukuk dalıdır. Bu alanda gerçekleşen suçları ele alır ve ceza hukuku açısından değerlendirir. Bilişim hukuku, bilgisayar korsanlığı, veri hırsızlığı, siber saldırılar gibi bilişim alanında gerçekleşen ihlalleri inceler ve bu ihlallerin cezai sorumluluğunu belirler.

İnternet Üzerinde Yapılan İhlallerin Ceza Hukuku Açısından Değerlendirilmesi

İnternet üzerinde gerçekleşen ihlaller, hukuki açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir. Bilişim hukuku, bu tür ihlallerin ceza hukuku açısından nasıl değerlendirildiğini inceler ve suçluların cezai sorumluluğunu belirler. İnternet üzerinde yapılan ihlaller, bilgisayar korsanlığı, veri hırsızlığı, siber saldırılar ve internet dolandırıcılığı gibi çeşitli suçları içerebilir.

Bilişim hukukunun temel prensipleri, suç işlendiği durumlarda hukuki sürecin nasıl işleyeceğini belirler. Bu süreç, delillerin toplanması, suçluların tespit edilmesi ve cezai yaptırımların uygulanması gibi adımları içerir. İnternet üzerinde gerçekleşen suçlar, diğer suçlarla aynı şekilde ceza hukuku açısından değerlendirilir ve suçlulara uygun cezalar verilir.

Bilişim hukuku, internet üzerinde gerçekleşen ihlallerin ceza hukuku açısından değerlendirilmesi konusunda önemli bir rol oynar. Bu hukuk dalı, suçluların cezalandırılmasını sağlayarak internetin güvenliğini ve kullanıcıların haklarını korur. Bu sayede, internet üzerinde yapılan ihlallerin önlenmesi ve suçluların adalet önünde hesap vermesi sağlanır.

Bilgisayar Korsanlığı

Bilgisayar korsanlığı, bir bilgisayar sisteminin izinsiz olarak kullanılması veya manipüle edilmesidir. Bu tür bir ihlal, ceza hukuku açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Bilgisayar korsanlığı, bilişim hukuku kapsamında ele alınır ve cezai sorumluluk gerektiren bir suç olarak değerlendirilir.

Bir bilgisayar korsanının, başka bir kişinin bilgisayar sistemine izinsiz erişim sağlaması veya sistemde değişiklik yapması, kişisel verilere izinsiz erişim sağlaması veya verileri çalması gibi eylemleri suç teşkil eder. Bu tür eylemler, bilişim hukuku çerçevesinde incelenir ve ceza hukuku açısından değerlendirilir.

Bilgisayar korsanlığı suçunun cezai yaptırımları, suçun ciddiyetine ve zarara bağlı olarak değişebilir. Ceza hukuku, bilgisayar korsanlığı suçunu caydırıcı kılmak ve toplumun güvenliğini sağlamak amacıyla çeşitli cezalar öngörmektedir. Bu cezalar arasında para cezaları, hapis cezaları ve diğer cezai yaptırımlar bulunabilir.

Veri Hırsızlığı

Veri hırsızlığı, bir kişinin başka bir kişinin bilgisayarında veya ağında bulunan verilere izinsiz erişim sağlaması ve bu verileri çalmasıdır. Bu tür bir suç, bilişim hukuku açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Veri hırsızlığı, kişisel gizlilik ihlali, ticari sırların çalınması veya hassas bilgilerin ifşa edilmesi gibi durumları içerebilir.

Veri hırsızlığı, ceza hukuku açısından ciddi bir suç olarak kabul edilir ve çeşitli cezai yaptırımlarla karşılaşabilir. Bu yaptırımlar, ülkeye ve suçun ciddiyetine bağlı olarak değişebilir. Örneğin, veri hırsızlığı suçu işleyen bir kişi, para cezasına çarptırılabilir, hapis cezası alabilir veya her ikisiyle de cezalandırılabilir.

Veri hırsızlığına karşı mücadele etmek için birçok ülke, özel yasal düzenlemeler ve kurallar oluşturmuştur. Bu düzenlemeler, veri güvenliğini sağlamak, suçluları caydırmak ve mağdurları korumak amacıyla yapılmıştır. Ayrıca, kurumlar ve bireyler de veri güvenliği önlemleri alarak veri hırsızlığına karşı korunabilirler.

Siber Saldırılar

Siber saldırılar, bilgisayar sistemlerine veya ağlara zarar vermek veya izinsiz erişim sağlamak amacıyla gerçekleştirilen saldırılardır. Bu tür saldırılar, bilişim hukuku açısından ciddi sonuçlara yol açabilir. Siber saldırılar, çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilebilir ve genellikle kişisel bilgilerin çalınması, finansal kaynakların ele geçirilmesi veya bir şirketin itibarının zedelenmesi gibi zararlarla sonuçlanır.

Siber saldırıların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu tür saldırılar, birçok ülkede suç olarak kabul edilir ve yasalarla cezalandırılır. Siber saldırılara karışan kişiler, cezai yaptırımlara tabi tutulabilir ve hapis cezası alabilirler. Ayrıca, siber saldırılar, ulusal güvenlik açısından da büyük bir tehdit oluşturur ve devletler tarafından ciddiye alınır.

Siber saldırılarla mücadele etmek için, bilişim hukuku alanında uzmanlaşmış savcılar ve polis birimleri görevlendirilir. Bu uzmanlar, siber saldırıları soruşturur ve suçluları tespit etmek için teknik araştırmalar yapar. Ayrıca, siber güvenlik önlemleri almak ve saldırılara karşı korunmak da önemlidir. Şirketler ve bireyler, güçlü şifreler kullanmalı, yazılım güncellemelerini düzenli olarak yapmalı ve bilgisayarlarını ve ağlarını güvende tutmak için gerekli önlemleri almalıdır.

Veri İhlalleri ve Kişisel Verilerin Korunması

İnternet üzerinde yapılan ihlaller arasında veri ihlalleri ve kişisel verilerin korunması da önemli bir konudur. Veri ihlalleri, bir kişinin izinsiz olarak başka bir kişinin bilgisayarında veya ağında bulunan verilere erişim sağlaması veya bu verileri çalmasıdır. Bu tür ihlaller, bilişim hukuku açısından ciddi sonuçları olan suçlardır ve ceza hukuku tarafından değerlendirilir.

Veri ihlalleri, bireylerin özel yaşamına ve kişisel verilerinin güvenliğine zarar verebilir. Bu nedenle, bilişim hukuku çerçevesinde, kişisel verilerin korunması önemli bir konudur. Kişisel verilerin korunması, bireylerin özel yaşamlarını ve kişisel bilgilerini korumak için alınan önlemleri içerir. Bu önlemler, veri güvenliği politikaları, şifreleme teknolojileri ve diğer güvenlik önlemlerini kapsar.

İnternet üzerinde yapılan veri ihlalleri, hukuki sonuçları olan suçlardır ve bu tür ihlallerin önlenmesi ve cezalandırılması için bilişim hukuku tarafından belirlenen yaptırımlar uygulanır. Kişisel verilerin korunması ise bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla önemli bir konudur ve bilişim hukuku çerçevesinde düzenlenen yasal düzenlemelerle desteklenir.

İnternet Dolandırıcılığı

İnternet dolandırıcılığı, internet üzerinden yapılan sahtekarlık ve dolandırıcılık eylemlerini ifade eder. Bu tür suçlar, bilişim hukuku çerçevesinde ceza hukuku açısından değerlendirilir ve ciddi yaptırımlarla karşılaşabilir. İnternet dolandırıcılığı, genellikle kişilerin güvenini kötüye kullanarak finansal veya kişisel bilgileri ele geçirmeyi amaçlar.

Bu tür dolandırıcılık eylemleri, çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Örneğin, sahte web siteleri veya sahte e-postalar aracılığıyla insanları kandırmak, kimlik avı saldırılarına maruz kalmalarına neden olabilir. Ayrıca, çevrimiçi alışveriş platformlarında veya sosyal medya üzerinde yapılan dolandırıcılık girişimleri de oldukça yaygındır.

Bu tür suçlarda uygulanan cezai yaptırımlar, ülke ve bölgeye göre değişiklik gösterebilir. Ancak genellikle, internet dolandırıcılığı suçları, hapis cezası, para cezası veya her ikisiyle birlikte cezalandırılır. Ayrıca, mağdurların haklarını korumak için özel yasal düzenlemeler de bulunmaktadır.

Zorla Senet İmzalatma Suçu ve Cezası

Zorla senet imzalatma suçu Ceza Kanunu’nda yer alan bir suçtur. Ancak bu suça ilişkin zorla senet imzalatma suçu olarak ayrı bir başlık ve sayı bulunmamaktadır. Bu suç Ceza Kanunu içerisinde Yağma suçunun bir maddesinde tanımlanmıştır ve yağma suçu ile aynı cezanın verileceği kanun tarafından bildirilmiştir. Bu suç senet yağması olarak da adlandırılmaktadır.

Zorla senet imzalatma suçunun var olabilmesi için öncelikle cebir ve tehdit olmalıdır. Cebir ve tehdit ile bir kimseye bir şey yaptırılması zaten yağma suçunun zorunlu unsurları arasındadır. İkinci olarak ise bu baskı ve korku ile kişiye kanun maddesinde sayılan hareketlerden herhangi birisinin yaptırılması gereklidir. Kanunda sayılan hareketlerin hepsinin yapılması ile suç tamamlanmış sayılmaz. Yer alan hareketlerden bir tanesinin işlenmesi de suçu oluşturacaktır.

İlgili suçun var olabilmesi için zorla imza attırılan senedin de kişiyi borç altına sokabilecek nitelikte olması lazım gelir. Bu vasfı taşımayan bir senede zorla imza attırılsa dahi bahsi geçen suç oluşmuş sayılmayacaktır. Çünkü bu suç ile korunan değerler vardır. Kişiyi istemediği halde borç altına sokmak maddi olarak zarara uğratabilir. Hukuk düzeni kişilerin hem maddi hem manevi her türlü kişisel haklarını korumalıdır.

Yağma Suçu ve Cezası

Yağma suçu cebir ve tehdit altında işlenen bir suçtur. Burada öncelikle tehdit suçunun unsurlarının da bulunması gerekir. Tehdit suçu ile cebir kullanarak bir kimseye bir mal teslim etme yahut malın alınmasına karşı koymama şeklinde bir mecburiyet oluşturulur. Yani daha açık ifade edece olursak bir kimse mülkiyeti yahut zilyetliği size ait olan bir malı elinizden zorla ve korkutarak, baskı kurarak alırsa yağma suçu işlenmiş olur. Burada en çok bilinen örnek olarak bir kadının çantasını zorla alıp kaçma eylemini verebiliriz.[1] Diğer bir seçenek de yine bir malı zorla ve baskıyla teslim etmenizi sağlarsa yağma suçu işlenmiş olur.

Yağma suçunda cebir kavramı özel olarak tanımlanmamıştır ancak suçun üçüncü fıkrasında bir husus belirtilmiştir. Buna göre mağdurun herhangi bir sebeple kendini bilemeyecek ve savunamayacak duruma gelmesi de cebir sayılacaktır. Burada kastedilen mağdurun iradesinin kapanması, şuurunun açık olmaması veya fiziksel olarak hiçbir şey yapamayacak duruma gelmesidir.

Yağma suçunda malı cebir ve tehdit ile zorla alan kişinin mala malik olma iradesi aranmaz. Kısa süreli olarak bu maldan faydalanıp sonra bıraksa dahi kendisi bu suçu işlemiş olmaktadır. Malı kullanmakla tüketmese yahut herhangi bir zarar vermese bile yine de yağma suçunu oluşturmuş sayılacaktır. Bu suç kapsamında korunan hukuki değer kişinin özgürlüğü ve mal varlığıdır. Kişinin hem bedense hem de ruhsal özgürlüğü korunmaktadır. Çünkü malı zorla alma eyleminde kişi fiziksel olarak etkisiz hale getirilebilir. Tehdit ve korkutma ile de kişiye iç huzursuzluk verilerek ruhsal özgürlüğüne ve manevi bütünlüğüne zarar verilmiş olur.

Yağma suçunu işleyen faile altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. Yağma suçunun nitelikli halleri de kanunda açıkça belirtilmiştir. Bu hallerde verilecek ceza miktarı artar ve on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası söz konusu olur.

Yağma suçu işlenirken kişiye cebir ve tehdit uygulanması sırasında mağdurda herhangi bir yaralanma söz konusu olursa ve bu yaralanma neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olursa faile bir de kasten yaralama suçu için ceza verilir.

Yağma ve Hırsızlık Arasındaki Fark

Yağma suçu ile hırsızlık suçları birbirine benzer ancak çok farklı iki suçtur. Somut olaya hangi suçun uygun düştüğü bazı hallerde kolayca belirlenemez. Ancak arada çok belirgin farklar vardır. Hırsızlık suçu işlenirken genellikle mağdurun mallarının alındığından haberi olmaz. Yağma suçunda ise mağdurun haberi vardır ve iradesi etkisiz hale getirilir. Hırsızlık suçunda mağdura fiziksel olarak herhangi bir zarar verilmez, cebir ve tehdit unsurları yoktur. Oysa yağma suçunda mağdura genellikle fiziksel olarak zarar verilir ve malı dirense dahi elinden alınır.

İki suç arasındaki önemli bir diğer fark ise suçun eşler arasında işlenip işlenmeyeceğidir. Kanun eşler arasında hırsızlık suçunun işlenemeyeceğini kabul etmiştir. Daha doğrusu habersiz olarak diğerinin mallarını alsa dahi bu eylem kanun tarafından cezalandırılmamaktadır. Ancak eşler arasında yağma suçunun oluşması mümkündür. Genellikle altın ve ziynet eşyaları bakımından yağma fiili oluşur. Kadının kolundan zorla bileziklerini alma yağma suçunu oluşturur. Konuyla ilgili olarak Yargıtay’ın bir Ceza Genel Kurulu Kararı bulunmaktadır. [2]

Bu farkın oluşmasının sebebi yağma suçunda kişiye yalnızca maddi olarak zarar verilmez. Aynı zamanda manevi anlamda ruhsal sağlığına ve bedensel bütünlüğüne ve sağlığına da zarar verilir. Karar konu olaydan olduğu gibi bilezikler zorla koldan çıkarılırken kadının fiziksel anlamda bir zarar uğradığı apaçıktır.

Gasp Suçu ve Cezası

Toplum arasında gasp olarak ifade edilen kavram aslında yağmadır. Yani gasp suçu ile yağma suçu birbiri ile aynı şeydir. Ancak toplum arasında farklı suçlarmış gibi düşünülmektedir. Halbuki bu iki suç farklı eylemler değildir. Bu sebepledir ki gasp suçu adı altında aslında yağma suçu vardır. Yağma suçunda yapılan açıklamalar burada da geçerli olacaktır.

Zorla Senet İmzalatma Suçu ve Cezası

Zorla senet imzalatma suçu senet yağması olarak adlandırılır. Yağma suçunun ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu suçun ortaya çıkması için cebir ve tehdit kullanılması ile bir kimseyi borç altına sokabilecek bir senedi vermeye, bu senedin alınmasına karşı koymamaya, boş bir kâğıt veya bu duruma gelebilecek bir senedi imzalamaya, yahut var olan bir senedi imha etmeye (yok etmeye), imhasına karşı koymamasına olanak tanıması gerekir.

Saylan hareketler seçimliktir. Yani suçun oluşması için topyekûn hepsinin meydana gelmesi aranmaz. Fiillerden birisinin de işlenmesi suçu meydana getirecektir. Bu suçun işlenmesi halinde ise yağma suçunun temel şekline verilecek ceza verilir. Yani faile altı yıldan on yıla kadar ceza verilir.

Bu senedin kişiyi borç altına sokan bir senet olması suçun zorunlu unsurlarındandır. Kanun maddesinde borç altına sokan bir senet veya sonradan bu hale getirilebilecek senet olarak bir ifadeye yer verilmiştir. Buradan anlaşılan da boş kâğıda zorla attırılan bir imza da suçu oluşturur. Çünkü boş kâğıda atılacak bir imza sonradan kâğıdın doldurulması ile kişiyi borç altına sokabilecek niteliğe bürünebilir.

Cezai ve hukuki her türlü uyuşmazlık halinde alanında uzman avukatlardan yardım almak önemlidir. Kişi bir suçun mağduru olduğunda yargılamanın yürütülürken bir mağduriyete uğramaması ve haklarının tam olarak korunabilmesi için bir hukuki yardım almalıdır. Aynı şekilde üzerine atılı suç bulunan bir kimsenin de savunma mekanizmalarından yararlanırken bir avukattan destek alması önemlidir. Savunma mekanizmalarının ve teknik detayların doğru ve anlaşılıp mahkeme önüne çıkartılması kişiyi hak ettiğinden daha fazla ceza almayı kurtaracaktır.

[1] Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2013/23509 K. Motosikletle kadına yaklaşarak çantayı çekmek suretiyle almaya çalışmak yağma suçu olarak nitelendirilmiştir.

[2] Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/704 E. 2018/122 K. 27.03.2018 tarihli kararında eşler arasında yağma suçunun oluşacağı belirtilmiştir.

Zina Sebebiyle Boşanma

Zina sebebiyle boşanma, evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle açılır. Bir yükümlülüğe aykırı davrandığı için bir başkasıyla cinsel ilişkiye giren eş tam kusurlu kabul edilir. Bunlar dışında eşin bir başkasıyla sarılması, aşırı yakınlık göstermesi Medeni Kanun’a göre zina kabul edilmemektedir.

Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan eşe karşı boşanma davası esnasında tazminat isteminde bulunulabilir. Bu anlamda zaten tam kusurlu da olduğundan mahkeme tazminata hükmedecektir. Ancak eşin aldattığı kişiye karşı, yalnızca bu olayla bağlantılı bir tazminat isteminde bulunulamaz. Zira üçüncü kişi bir haksız fiilde bulunmamaktadır. Ancak bahsi geçen kişi başka bir haksız fiil işlemişse bununla bağlantılı olarak sorumluluğu doğacaktır. Örneğin yaşanan bir olayda[1] kadın eş zinaya dayalı dava açmış ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Kişiler yalnızca arkadaşlıkça konuştuklarını ve ilişkilerinin arkadaşlık olduğunu öne sürerek kendilerini savunmuşlardır. Yapılan yargılama sonucu yerel mahkeme erkek eşi haklı bularak boşanma ve tazminat istemini kabul etmemiştir. Kadın eşin olayı Yargıtay’a taşıması sonucu 4. Hukuk Dairesi ret kararını yerinde bulmamıştır. Elde edilen deliller ve Yargıtay kabulleri ışığında zina olduğu kabul edilmiş ve kadın eşe tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Zina Sebebiyle Boşanma Davası

Boşanma davaları temel olarak anlaşmalı ve çekişmeli olarak ikiye ayrılır. Anlaşmalı boşanmada herhangi bir kusur aranmaz. Kişilerin karşılıklı olarak boşanma istekleri, şartlar da oluşmuşsa mahkeme tarafından kabul edilir.

Çekişmeli boşanmada ise eşlerden yalnız biri boşanmak istemektedir. Medeni Kanun’da düzenlenen genel ve özel sebeplere dayanılarak açılır. Genel sebepler daha soyut, evlilik birliğinin devam etmesinin taraflardan beklenemeyecek olması halidir. Özel sebepler ise kanunda tek tek belirtilmiştir. Bunlar terk, haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı, hayata kast ya da pek kötü muamele ve zina sebebiyle boşanma olarak sayılır. Bu durumlarda evlilik birliğine ya da diğer eşin istemesine bakmaksızın boşanma kararı verir.

Zina sebebiyle boşanma davası da diğer boşanma türleri gibi Aile Mahkemesinde açılır. Dilekçede tek bir sebep gösterilebileceği gibi hem bir özel sebebe hem de genel sebebe dayanılabilir. Kanıtlanmış bir özel sebebin varlığı boşanmayı oldukça hızlandıracaktır. Zina sebebiyle dava açılması için bazı şartlar gerekir. Bu şartlar şu şekildedir:

  • O anda var olan bir evlilik ilişkisinin bulunması gerekir: Bu anlamda evlilik öncesi veya sonrası oluşan ilişkiler zinaya konu olmaz. Ayrılık, kaybolma durumlarında da yine zina oluşur.
  • Başkasıyla cinsel ilişkide bulunma: Flört etme, sarılma, çok yakın davranışlar zinayı oluşturmaz.
  • Cinsel ilişki karşı cinsler arasında olmalıdır: Hem cinslerle olan ilişkiler Medeni Kanun kabul etmediğinden zina sayılmaz.Bu sebeple boşanma davası açmak için başka bir özel sebepten veya genel sebepten yararlanılabilir.
  • Zina Edenin Kusurlu Olması: Eşin zinayı gerçekleştirirken bunu isteyerek yapmış olması gerekir. Tehdit, şiddet veya hile ile gerçekleşmiş eylemlerden kişiler sorumlu tutulamaz.

Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Gizlilik Kararı

Bir hukuk devleti olmanın gereği olarak Türkiye’de de yargılamalar halka açık şekilde yapılır. Ancak davada taraf menfaatlerinin de korunması önemlidir. Bu sebeple yargılamanın aleniliğinin de bazı istisnaları bulunur. Zina nedeniyle boşanma davasında gizlilik kararı da bunlardan biridir. Tarafların kişilik haklarının korunması ve davanın sağlığı için hakim re’sen veya talep üzerine gizlilik kararı alabilir.

Zina Sebebiyle Boşanma Davasında Deliller

Zina olgusunun yapısı gereği kanıtlanması zor olabilir. Bu sebeple eşler somut olayın durumuna göre çeşitli kanıtlarla mahkemeye başvurabilirler. Zina sebebiyle boşanma davasında deliller şu şekildedir:

  • Tanık beyanları
  • Telefon görüşme kayıtları veya içerikleri, mesajlar, whatsapp içerikleri
  • Ses kayıtları
  • Sosyal medya içerikleri
  • Uçak veya otel kayıtları, güvenlik kamerası görüntüleri
  • Fotoğraflar, video kayıtları vb. her türlü delil
  • Başka bir nedenle savcılık tarafından başlatılan soruşturma dosyasında yer alan evraklarda zina olgusuna dair ifadeler
  • Banka kayıtları, kredi kartı ekstresi

Ancak burada delile sahip olan tarafın dikkat etmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Özellikle kişilerin haberi olmadan alınan görüntüler, ses kayıtları gibi deliller usulüne uygun olmadığı için yargılamada kullanılmaz. Yine konuşmanın tarafı olmadan bir whatsapp konuşmasının kaydını almak, telefon görüşmesini kaydetmek de buna örnektir. Ayrıca bu olgular Türk Ceza Kanunu kapsamında da suç oluşturur. Bu suçlar şu şekildedir:

  • Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
  • Haberleşmenin gizliliğini ihlal
  • Özel hayatın gizliliğini ihlal

Bunların oluşmaması için kayıtların mutlaka zina olgusunu ispatlamaya yönelik ve ani olması gerekir. Yoksa planlı ve sistematik yapılan kayıtların kabul edilmesi hukuk düzeni açısından olanaksızdır.

Yargıtay ispatın zor olduğunu kabul ederek bazı ilkeler kabul etmiştir. Bu ilkelerden bazıları şu şekildedir:

  • Eşlerden birinin yalnızken ortak konuta karşı cinsten birini alması zinanın varlığına delalet eder. Bu halde, zina ispatlanmış kabul edilir.
  • Eşlerden birinin karşı cinsten biriyle düzenli bir şekilde gece-gündüz telefonda görüşmesi zinanın varlığına işaret eder.
  • Eşlerden biri evlilik dışı ilişkiye girdiği başka bir kişiden çocuk sahibi olduğu takdirde yine zina ispatlanmış olur.

Medeni Kanunda eşcinsel ilişkiler kabul edilmediğinden hem cinsiyle yaşanan bir ilişki sebebiyle zinaya dayanılarak boşanma davası açılmaz. Genel sebeplere ya da duruma göre başka bir özel sebebe dayanılabilir.

Boşanma Davasında Mal Paylaşımı

Zina ile boşanmada akla gelebilecek bir başka soru ise mal paylaşımının nasıl yapılacağıdır. Bu durumda mal paylaşımında eşlerin katılma payı zina olgusu dikkate alınarak belirlenir. Bunun en önemli sebebi aldatan eşin tam kusurlu olmasıdır. Ancak başka bir boşanma sebebinde eşlerden biri yine tam kusurlu olsa da katılma payları konusunda bu ayrım gündeme gelmez. Dikkat edilecek bir diğer unsur ise eşler arasında mutlaka edinilmiş mallara katılım rejimi olmalıdır. Bu seçim ortak kararlaştırılabilir. Yine başka bir tercih yapılmadığı durumlarda da kanun kural olarak bu rejimin uygulanmasını emretmiştir.

Zina Sebebiyle Boşanma Davası Zamanaşımı

Zina sebebiyle boşanma davası zamanaşımı eşin aldatmayı öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Aldatmanın üzerinden 5 yıl geçmişse, öğrenme tarihi dikkate alınmaksızın dava açma hakkı düşer. Her halde affeden eşin aynı zina olgusunu ileri sürerek boşanma davası açma hakkı kaybolur. Affetme sözlü, yazılı şekilde açık olabileceği gibi birlikte yaşama fiilinin devam etmesi gibi örtülü bir biçimde de olabilir.

Ancak evliliğin yine de çekilmez olabileceği kabul edilmelidir. Böyle bir durumda da kanun koyucu eşe, genel sebebe dayanarak boşanma hakkı tanımıştır.

Boşanma yargılamaları bazen yıllarca sürebilmektedir. Bu da hem madden hem de manen yıpratıcı olabilir. Böyle bir durumda kalmamak ve en yüksek menfaati elde etmek için uzman yardımı oldukça önemlidir. Ayrıca süreler ve hak kayıpları diğer kafa karıştırıcı hususlar olabilmektedir. Bu sebeple bir aile avukatı desteği almanızı öneririz.

[1] Yargıtay’ın 2014/3546 esas 2014/4958 sayılı kararı

Yıkım Kararına İtiraz Nedir?

Yıkım kararına itiraz, İmar Kanunu’na uygun olarak idare tarafından verilmiş olan yıkım kararına karşı yapılan itirazdır.

Yıkım Kararı Nedir? Nasıl Verilir?

Yıkım kararı 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kamu düzeninin bozulmasını engellemek amacıyla idare tarafından verilmektedir, bu kararın icrasını ise kolluk mercileri kolluk faaliyeti olarak yerine getirmektedir. Yıkım kararının verilmesinden önce yetkili merciler tarafından yapı tatil tutanağı tanzim edilmesi, yapının mühürlenmesi ve süre verilmesi gibi tasarruflar gerçekleştirilebilmektedir.

Yapı Tatil (İnşaat Durdurma) Zaptı

Yapı tatil (inşaat durdurma) zaptı 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Yapı tatil zaptının yıkımdan önce, henüz bitmemiş inşaatlar için tutulmaktadır. Bu tutanağın tutulmasıyla birlikte inşaat durdurulmaktadır.

Ruhsatsız bir binanın yapılması yapılan binaya ruhsatsız eklentilerde bulunulması veya ruhsata ve eklerine aykırı bina yapılması durumunda tespit belirli kişi veya kurularca yapılacaktır. Bu yer belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde ise belediyeler; belediye veya mücavir alan sınırları dışında olup da 3194 sayılı İmar Kanunu’na tabi olduğundan ruhsat alması gereken bir yapı olması halinde valilik tespitle görevli olacaktır. Tespit, belediye ve valiliklerin yanısıra alanında uzman yeminli mühendislik veya mimarlık bürosu tarafından da yapılabilecektir.

Yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağı düzenlenirken yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağının neden düzenlendiği, ruhsat ve ekleri ile mevcut yapı arasındaki uyumsuzlukların neler olduğu şüpheye yer vermeyecek şekilde ifade edilmelidir.  Buna ek olarak tutanakta yapı malikinin idari ve hukuksal başvuru yollarının neler olduğu gösterilmelidir. Yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağı tanzim edildikten sonra tutanağın bir sureti yapıya asılacak, bir sureti de muhtara bırakılacaktır. Tebligatların gerçekleştirilmesini takiben ilgiliye tutanağı düzenleyen yetkili birim tarafından en çok bir aya kadar söz konusu yapıdaki aykırılıkların giderilmesi için süre verilmesi gerekmektedir. İlgili yapıdaki aykırılıkları bu bir aylık süre içinde giderdiği takdirde yıkım kararı verilmeyecektir. Aykırılık giderilmediği takdirde yapı için yetkili birimlerce yıkım kararı verilecektir. Mevcut durumda yapının ruhsata bağlanma ihtimali yok bir aylık sürenin verilmesine gerek yoktur.

Ruhsata aykırılık olan söz konusu ve yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağı asılmış bu yapıda bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu inceleme sonucunda anlaşılırsa belediye veya valilikçe mühür kaldırılacak ve inşaatın devamına izin verilecektir.

Yıkım Kararının Onaylanması

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca ruhsata bağlanması için veya ruhsata yahut eklerine uygun hale getirilmesi için yapı tatil tutanağına dayalı olarak süre verilen yapıların uygun hale getirilmemesi halinde bina belediye encümeni veya il idare kurulunun kararını müteakip, belediye ve valilikçe yıktırılacak ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilecektir.

Yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir ay içinde yapı sahibi tarafından yapının ruhsata uygun hale getirilmediğinin veya ruhsat alınmadığının ilgili idare tarafından tespit edilmesine rağmen iki ay içinde hakkında yıkım kararı alınmayan yapılar ile ilgili yıkım kararı alınmış olmasına rağmen altı ay içinde ilgili idare tarafından yıkılmayan yapılar, yıkım maliyeti döner sermaye işletmesi gelirlerinden karşılanacak şekilde Bayındır ve İskan Bakanlığınca yıkılabilecek veya yıktırılabilecektir.

Usulüne uygun bir yıkım kararının yetkili birimler tarafından verilebilmesi için şu şartlar gerçekleşmelidir:

  1. Yıkım kararı alınabilmesi için idare tarafından ilgiliye verilen sürenin bitmesi gerekmektedir. Ancak bu yalnızca ruhsata bağlanma imkanı olan yapılar için geçerli olacaktır. Ruhsata bağlanma imkanı olmayan yapılar için bu sürenin beklenmesi gerekmemektedir. Örneğin Danıştay bir kararında[1] işyerine ek olarak “sığınak” yapılması için ilgiliye verilen otuz günlük süre beklenmeksizin yıkım kararının icraya konulmasını usule ve yasaya aykırı görmemiştir.
  2. Yıkım kararının hukuka uygun bir biçimde alınabilmesi için encümen veya il idare kurulu da yasal koşullara uygun olarak toplanmalıdır.
  3. Yıkıma ilişkin verilecek kararda yapının hangi kısmının ne şekilde ruhsata aykırı olduğu ya da neden bu yapı ile ilgili olarak ruhsat alınması gerektiği açıkça belirtilmelidir. Ayrıca kararda “yıkım” ifadesi açıkça gösterilmelidir.
  4. Alınacak yıkım kararı ve buna ilişkin işlemler yapının maliki ile ilgili olarak alınmalıdır.

Yıkım Kararına Karşı İtiraz Yolu

İlgili merciler üzerinden idare tarafından alınan yıkım kararının hukuka aykırı olması halinde yapı malikleri yıkım kararına ilişkin idari işlemin iptali için itiraz yolunu kullanarak bu idari işleme itirazda bulunabilecektir.

İtiraz, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda gösterilen usule uygun biçimde yapılacaktır. Yıkım kararı için ilgililer yıkım kararına itiraz etmelerinin yanısıra, idari işlemin iptali için iptal davası da açabilecektir.

Yıkım kararına itiraz için kararın ilgiliye tebliğ edilmesini takiben 60 günlük süre içinde idareye başvuruda bulunulmalıdır. Yıkım kararının tebliği yapının görünür bir kısmına yapı tatil (inşaat durdurma) zaptının asılması ile gerçekleşecektir. İdare kendisine yapılan başvuru için olumlu ya da olumsuz bir karar verecektir. Ancak idare 60 gün içinde ilgiliye kendisine yapılan itiraza karşı cevap vermediği takdirde ilgili, 60 günlük sürenin sonunda yargıda idari işlemin iptaline ilişkin iptal davası ikame edebilecektir.

Yıkım Kararına Karşı Dava Yolu

Yıkım kararına karşı ilgililer idari işlemin iptali için yıkım kararını veren idari merciin bu konuda yetkisiz olduğu, yapı tatil (inşaat durdurma) tutanağı düzenlenmeden yıkım kararı verilmiş olduğu, yapı tatil zaptının yetkili idari birim tarafından düzenlenmemiş olduğu, yapı tatil tutanağında hukuka aykırılık oluşturan nedenlerin açıkça belirtilmediği, yapının bir kısmının aykırı olmasına karşın tamamına ilişkin mühürlenmiş olduğu ve yapı tatil tutanağında belirtilen aykırılıkların giderilmesi için süre verilmediği sebeplerine dayanarak idari yargıda iptal davası ikame edebilecektir.

Yıkım kararına itiraz kapsamında açılacak iptal davasında görevli mahkeme İdare Mahkemesidir. Bu dava yalnızca kararın ilgilisi kişiler tarafından açılabilecektir. Davanın karşı tarafı ise yıkım kararını veren idari merci olacaktır.

İdare mahkemesi yapacağı inceleme sonucunda yapıya ilişkin yıkım kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaştığı takdirde yıkım kararının iptaline karar verecektir. İlgili idari birim tarafından verilen kararın hukuka uygun olması halinde davacının açmış olduğu iptal davası İdare Mahkemesi tarafından reddolunacaktır. Ancak ilgili yalnız bu ilk derece mahkemesi kararıyla sınırlı olmayıp bu karara karşı kanun yollarına başvurabilecektir.

İptal davası yıkım kararına ve yapı tatil (inşaat durdurma) zaptı için de açılabilecektir.

Yıkım kararına itiraza ilişkin üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu ise yürütmenin durdurulmasıdır. Yapı tatil (inşaat durdurma) zaptına ve yıkım kararına itiraz edilmesi veya bunların iptal edilmesi için iptal davası açılması yıkım işlemini durdurmayacaktır. Dava devam ederken yapının yıkılmasına engel olunabilmesi adına idare mahkemesinde ikame edilecek iptal davasının ayrıca yürütmenin durdurulması talepli bir biçimde açılması gerekmektedir.

Dava bu taleple açıldığı takdirde mahkeme talebin haklılığını dikkate alarak yıkım kararına ilişkin iptal davası sonuçlanana dek yıkım işleminin durdurulmasına karar verebilecektir. Mahkeme sonucunda yıkım kararının hukuka uygun olduğuna karar verilirse yıkım ilgili merciler tarafından gerçekleştirilebilecektir.

[1] 6 D14D., 21.5.2014, E. 2012/ 5137, K. 2014/ 5911, D14D., 2.4.2014, E. 2012/ 2159, K. 2014/ 4177

YAĞMA (GASP) SUÇU VE CEZASI

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 maddelerinde düzenlenmiş olup; 148. maddede yağma suçu, 149. maddede ise nitelikli yağma suçu yer almaktadır. 150. maddede de yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri düzenlenmektedir. Yağma suçu nedir, yağma suçu unsurları, yağma suçu cezası gibi pek çok konu malvarlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Yağma suçunun mevzuattaki yerinin ardından yağma suçu nedir sorusuna cevap vermek gerekmektedir. Yağma suçunun bir diğer adı da gasp olarak bilinmektedir.

Yağma Suçu Nedir?

Bir kimsenin zilyetliği kendisine ait olmayan taşınır bir malı bir başkasından cebir veya tehdit yoluyla alması yağma suçu nedir sorusunun cevabıdır. Yağma suçu iki şekilde işlenebilmektedir. Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle;

  • Malın asıl zilyedini suçun konusu malı kendisine vermeye zorlamak
  • Suçun konusu malın bulunduğu yerden alınmasına karşı koymak

Yağma Suçu Unsurları

1-Tipikliğin maddi unsurları

  • Fail

Yağma suçunun faili, TCK madde 148’in 1. Fıkrasında; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, suçun konusu eşyayı almaya ve alıkoymaya yeltenen kişi” olarak düzenlenmiştir.

  • Mağdur

Yağma suçunun mağduru bakımından herhangi bir özellik göstermediği görülmektedir. Buna göre, yağma suçunun mağduru, bu suçun fiiline maruz kalan herkes olabilmektedir. Ancak yağma suçunun cezası ve bunu artıran haller gibi pek çok detayın olaya ve duruma göre düzenlendiğinden de hareketle, yağma suçunun fiilinden kaynaklanan cebir veya tehdit unsurunun mağdur tarafından algılanması suçun işlenebilirliği bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple, cebir veya tehdit fiilini algılama yeteneğine sahip olmayan kişilere karşı işlenen yağma suçuna ilişkin fiil bakımından yağma suçu cezası değil, hırsızlık suçu cezası uygulama bulmaktadır.

  • Suçun konusu

Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanacağı fiilin konusunu herhangi bir menkul mal oluşturmaktadır. Yağma suçu Yargıtay kararları örneklerine bakıldığında yağma suçunun konusunu gayrimenkul mal oluşturmamaktadır.

  • Fiil

  • Cebir ve tehdit

Yağma suçu nedir açıklamasından anlaşılacağı üzere faile yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için, kişinin irade özgürlüğüne yönelik saldırı ile bir malın alınması gerekmektedir. Bu suçta fail cebir veya tehditle mağdurun mal üzerindeki serbest karar verme özgürlüğünü kendi iradesi doğrultusunda etkilemektedir. Bir başka deyişle cebir ve tehditle mağdurun mal üzerindeki serbest tasarruf ilkesi ortadan kaldırılmaktadır. Şayet fail, mağdurun mal üzerindeki tasarruf özgürlüğünü cebir veya tehditle ortadan kaldırmadan mal almışsa, bu durumda yağma suçu oluşmayacaktır.

  • Cebir: Kişiye karşı fiziksel güç kullanarak icra edilen ve kişinin özgürlüğünü etkileyen zorlama aracı
  • Tehdit: Kişiye karşı fiziksel güç kullanmadan özgürlüğünü kısıtlayıcı biçimde korkutma aracı
  • Malın alınması

Çok hareketli bir suç olan yağma suçu unsurları için bir malın alınmasına yönelik olarak cebir kullanılması veya tehditte bulunulması yeterli değildir. Bu araç hareketleri takiben suçun konusu malın alınması da gerekir. TCK’da bu durum “tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak” şeklinde bahsedilmektedir.

  • Cebir ve tehdit ile suçun konusu eşyanın alınması arasındaki ilinti

Cebir, tehdit ve malı almanın bir olayda herhangi bir şekilde bir arada bulunması, yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Cebir veya tehdit ile malın teslimi veya alınması arasında bir bağın bulunması da gerekir. Yani uygulanan cebir veya tehdidin suçun konusu malı elde etmeye yönelik olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

  • Cebir ve tehdit ile alma arasında yer ve zaman bağlantısı

Yağma suçu Yargıtay kararları çerçevesinde ve doktrinin ışığında ulaşılan sonuca göre cebir ve tehdit ile yağma suçunun işlenebilmesi için cebir ve tehdit unsuru ile malın alınması arasında geçen vaktin doğru tespit edilmesi önem arz etmektedir. Buna göre, cebir kullanarak yağma suçunun işlenmesi durumunda “alma” fiili hemen gerçekleşirken tehdit kullanarak yağma suçunun işlenmesi durumunda “alma” fiili daha sonra gerçekleşebilmektedir. Örneğin failin mağduru döverek cebindeki cüzdanını teslim etmeye zorlaması halinde, cebir ve malın alınması kısa zaman aralığı ile birbirini takip etmektedir. Buna karşılık failin mağduru döverek ertesi gün kendisine para getirmesini söylemesi halinde, artık cebirle alma değil, cebrin tekrarlanacağı tehdidiyle “alma” söz konusu olacaktır.

2- Tipikliğin manevi unsurları

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 maddelerinde de belirtildiği üzere ancak kasten işlenebilen bir suç tipidir. Taksirle bu suç işlenemez. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek gerçekleştirilmesi olduğuna göre; yağma suçunda failin kasten hareket ettiğini söyleyebilmek için onun suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmesi gerekmektedir. Fail, mağdurun veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına veya malvarlığına yönelik bir kötülükle tehdit ederek veya cebir kullanarak onu bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya zorladığını bilmelidir. Bir başka deyişle kast, hem almayı, hem de icbar etmeyi kapsamalıdır. Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için bu şart önem arz etmektedir. Olası kastla suçun işlenebilmesinin de mümkün olabileceği görülmektedir.

3-Hukuka aykırılık unsuru

Yağma suçu cezası hükümlerinin uygulanabilmesi için cebir ve tehditle bir malın alınması kural olarak yeterlidir. Böylece hukuka aykırılık unsuru da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Buna mukabil fiilin işlenmesini hukuka uygun hale getiren bir sebep (meşru savunma, hakkın kullanılması ve görevin ifası gibi) olayda bulunuyorsa, tipik fiili hukuka aykırı olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bir başka deyişle, bu suçun tipikliği, hukukun izin verdiği herhangi bir fiilin icrasıyla bağlantılı olarak ihlal edilmişse, fiil hukuka uygun olacaktır.

Yağma Suçunun Nitelikli Halleri
  • Yağma suçunun cezası oranını artıran nitelikli haller
  1. a) Silahla,
  2. b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,
  3. c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
  4. d) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,
  5. e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
  6. f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
  7. g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
  8. h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, yağma suçu cezası fail hakkında on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası şeklinde olur.

  • Yağma suçunun cezası oranını azaltan nitelikli haller

(1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek yağma suçu cezası üçte birden yarıya kadar indirilebilir.

Yağma (Gasp) Suçu TCK 148-149 Yaptırım ve Kovuşturma Usulü
Yağma suçu şikayete bağlı mı?

Yağma (gasp) suçu TCK 148-149 şikayete bağlı bir suç tipi değildir. Adli makamlarca resen soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulanıp yağma suçu cezası konusunda karar verilmektedir. Yağma suçunun davasına bakmaya yetkili mahkeme, ağız ceza mahkemesidir.

Yağma suçu uzlaştırmaya tabi mi?

Yağma suçu kural olarak uzlaştırmaya tabi değildir. Bu durumun istisnası alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma suçudur. Çünkü bu durumda tehdit ve kasten yaralama hükümleri uygulama alanı bulmaktadır.

Vasi Tayini ve Sonuçları

Vasi tayini, yeterli ayırtım gücüne sahip olmayan yahut başka bir neden ile fiil ehliyetini tam olarak kullanamayan kişileri, kendileri için zararlı olabilecek hukuki işlemler yapmak ya da yapmamaktan alıkoymak için başvurulan bir hukuki kurumdur. Kimlere vasi tayin edilebileceği, vasi tayini ve sonuçları Türk Medeni Kanunu’nda açık biçimde hükme bağlanmıştır. Vasi tayini ile ilgili işlemler, kendisine vasi atanacak kimsenin bulunduğu yerde vesayet makamı tarafından yürütülür. Vesayet altına alının kişinin yerleşim yeri, bu makamın izni olmadan değiştirilemez. Vesayet makamı, kısıtlılık halinin mahkeme kararı ile tespit edilmesinin ardından gerekli niteliklere sahip bir yetişkini vasi olarak tayin eder. Çok istisnai haller hariç, bir kişinin birden fazla vasisi bulunamaz.

Vesayet Nedir?

Vesayet, tam fiil ehliyetine sahip olmayan, kanunda sayılmış özel halleri bulunan kişilerin hukuki ilişkilerini onların menfaatlerini korumak saiki ile yürütülmesinin sağlanmasını amaçlayan bir hukuki kurumdur. Velayet altında olmayan küçükler, kısıtlıklar, bir yıldan uzun süreli hapis cezasına çarptırılanlar vesayet altına alınabilecek kişilere örnek gösterilebilir.

Vasi Nedir?

Vasi, vesayet ilişkisinde vesayet altındaki kişinin hukuki ilişkilerini onun adına ve hesabına yürüten kimsedir. Velayet altındaki çocuk ile anne babası arasında velayet ilişkisi ile vesayet altındaki kişi ve vasi arasındaki ilişki benzerlik gösterir.

Kimlerin vasi olabileceği ve olamayacağı Türk Medeni Kanunu’nda açıkça belirtilmiştir. Kanunda aynı zamanda vasilik konusunda kimlerin öncelikli olduğu, kimlerin bu görevi kabul etme zorunluluğu olduğu ya da kimlerin bu görevden kaçınabilecekleri de açıkça belirtilmiştir. Buna göre vasi olmak için öncelik eş ve diğer yakın akrabalara aittir. Bu kimselere ana baba, kardeş, erişkin çocuk ya da torunlar örnek verilebilir. Yakınların yerleşim yerinin vesayet altına alınacak kişiye uzaklığı da vasi tayini esnasında göz önünde bulundurulmalıdır. Haklı sebepler ile engellenmediği sürece, vesayet altına alınacak kimsenin yahut ana babasının gösterdiği kimseler vasi olarak atanmalıdır.

Vasi tayini ile belirlenen kimse, vesayet altına alınan kişi ile aynı yerleşim yerinde ise vasi tayini işlemini kabul etmek zorundadır. Ancak altmış yaşından büyük olma, vasilik işlemlerini yapmasını zorlaştıracak bir engeli bulunma, dörtten fazla çocuğu velisi ya da başka bir kimsenin vasisi olma veya Cumhurbaşkanı, TBMM üyesi, hakim, savcı, bakan ya da Cumhurbaşkanı yardımcısı gibi unvanlara sahip olma özelliklerinden bir ya da birkaçını taşıyan kimseler, vasi tayini işleminden kaçınabilir.

Vasi tayin edilemeyecek kimseler de kanunda sayılmıştır. Buna göre kısıtlılar, haysiyetsiz yaşam süren ya da kamu hizmetinden yasaklı olanlar veya vesayet altına alınacak kişi ile önemli menfaat çatışmasına sahip olanlar ya da bu kimse ile aralarında husumet bulunanlar, vasi tayin edilemez.

Kimler Vesayet Altına Alınabilir?

Türk Medeni Kanunu, kimlerin vesayet altına alınabileceğini açıkça belirtmiştir. Bu sınırlı saymaya örnek bir durumdur, bu özelliklerden en az birini taşımayan kimselerin vesayet altına alınması mümkün değildir.

Kanunda vasi tayini yapılabilecek kişilere dair sayılan ilk grup, velayet altında olmayan küçüklerdir. Velayet, yalnız ana baba ile kurulabilen bir hukuki ilişkidir. Herhangi bir nedenden ötürü ana babası ile arasında velayet ilişkisi bulunmayan küçükler, vesayet altına alınacaktır.

Akıl hastalığı yahut akıl zayıflığı da kişinin vesayet altına alınmasını gerektiren hallerden bir diğeridir. Kişi, bu nedenlere bağlı olarak kendi işlerini göremiyor, korunması yahut bakımı için sürekli yardıma ihtiyaç duyuyor ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokuyor ise, kendisine vasi tayini yapılacaktır. Örneğin Alzheimer hastalığına sahip yaşlı kimseler, akıl zayıflığı sebebi ile vesayet altına alınır.

Bir akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı olmasa dahi aşırı savurganlık, alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı ya da kötü yaşam tarzı nedeni ile ergin bir kimsenin vesayet altına alınması mümkündür. Tek başına alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı, bu nedenlere bağlı olarak vesayet altına alınmayı gerektirmez, kişinin bağımlılığı ve davranış biçimi nedeni ile kendisini yahut ailesini yoksulluk ve darlığa düşürebilecek olması, bu sebeple devamlı korumaya ve bakıma muhtaç olması gereklidir. Bağımlılık ya da başka kötü davranış biçimleri nedeni ile başkalarının güvenliğini riske atan kişiler de vesayet altına alınır. Kişinin bu nedenlere bağlı olarak vesayet altına alınması için mahkeme önünde dinlenmesi, bu davranışlarının çeşitli belgeler aracılığı ile mahkemeye sunulması gereklidir.

Bir yıldan uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı ceza alan kimseler de vasi tayini gerektiren kişiler arasındadır. Son olarak, kişi kendi isteği ile vesayet altına alınmayı talep edebilir. Yaşlılık, deneyimsizlik, hastalık ya da engellilik gibi nedenlere bağlı olarak işlerini istediği gibi yönetemediğini düşünen kişiler, kendilerine vasi tayini talep etmek içim mahkemeye başvurabilir.

Vasi Tayini Nasıl Yapılır?

Vasi tayini davası, vesayet altına alınacak kişinin bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesinde açılır. Vesayet altına alınma nedenine bağlı olarak, davanın işleyişi değişir. Savurganlık, kötü yaşam tarzı, bağımlılık, kötü yönetim ya da kişinin isteği gibi vesayet altına alınma nedenlerinde, mutlaka kişinin kendisinin mahkeme önünde dinlenmesi gereklidir.

Akıl hastalığı ya da akıl zayıflığı nedeni ile açılan vasi tayini davası için mutlaka resmi kurumdan alınan sağlık raporu gereklidir. Bu raporun hazırlanması için gerektiği durumda TMK md. 436 hükümleri uygulanır. Hakim, gerekli gördüğü takdirde vesayet altına alınacak kişiyi mahkemede dinleyebilir. Vasi tayini sürecinin en iyi şekilde yönetilebilmesi için bir avukattan yardım alınması önerilmektedir. Böylelikle doğru mahkemeye doğru şekilde açıldığı için daha çabuk sonuçlanacak, vesayet altına alınacak kişinin ve yakınlarının hak kayıpları en aza indirilecektir.

Vasi Tayini Davaları Ne Kadar Sürer?

Vasi tayini davası süresi, mahkemenin iş yüküne göre değişebilmektedir. Süreci hızlandırmak için, davada dayanılacak resmi kurum raporu ve diğer belgelerin dava açılmadan önce hazırlanmış ve dosyaya eklenmiş olması gereklidir. Çoğunlukla bu davalar bir ya da iki celsede sonuçlanmaktadır, bu nedenle yaklaşık olarak 3 ila 6 ay arasında sonuçlanacakları söylenebilir.  Vasi tayini davası bir avukat aracılığı ile açıldığı takdirde daha çabuk sonuca bağlanacak, usule uygun yapılmayan işlemler nedeni ile vakit kaybı olmayacaktır.

Vasi Tayini İle İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay’ın vesayete ilişkin emsal teşkil eden önemli kararlarından biri, velayetin çocuğun ana babasından alınarak başka birinin vesayetine verilip verilemeyeceğine ilişkindir. Anılan kararda Yargıtay, çocuk ve ana babası arasındaki velayet ilişkisinin ancak yasal bir neden bağlı olarak kesilebileceğini belirtmiş, yasal bir neden olmadan ana baba ile velayet ilişkisinin sonlandırılarak çocuğum babaannesinin vesayetinde bırakılmasını yerinde bulmamıştır. ( Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/103109, K. 2012/27627 T. 20.11.2010 )

Yargıtay’ın vasi tayini davası ile ilgili yetki konusunda da emsal oluşturacak bir kararı bulunmaktadır. Buna göre bir yıldan fazla özgürlüğü bağlayıcı cezası bulunan kişi hakkında vesayet davası için, kişinin cezasının infaz edildiği yer mahkemesi değil, son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Bunun nedeni kişinin cezasının infaz edildiği yerin TMK md. 22’ye göre yerleşim yeri kabul edilmemesidir. ( Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/125 K. 2013/1251, T. 8.2.2013 )

Velayet Davası ve Velayetin Değiştirilmesi

Velayet davası ve velayetin değiştirilmesi konusu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 335 ila 351 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Velayet Davası Nedir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 335. maddesi uyarınca ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca velayet çocuğun; eğitimi ve öğretimi, dini eğitimi, temsil edilmesi, fiil ehliyeti, bakımı ve korunması konuları hakkındadır. Velayet sahibi olan kişi ve kişiler çocuk üzerinde hak sahibi olmalarının yanısıra birtakım yükümlülükler hakkında sorumluluk altında olacaktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 339. maddesinde velayetin kapsamı açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca ana ve baba çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygular. Çocuk ise ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba da olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanır ve önemli konularda çocuğun düşüncesini göz önünde tutar.

Velayet davası ile çocuğun velayeti kendisinde olmayan eş diğer eşe karşı çocuğun velayetini elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu dava genellikle boşanma davasının görülmesi sırasında eşler çocuğun kimde kalacağı hakkında fikir birliğinde olmaması halinde açılmaktadır. Dava ilgili eş tarafından aile mahkemesinde açılacak olup davanın sonucuna bağlı olarak çocuğun velayeti hakimin velayet hakkını takdir edeceği eşe verilmektedir. Burada aile mahkemelerince gözetilecek en önemli husus çocuğun üstün yararının sağlanması olacaktır.

Velayetin değiştirilmesine ilişkin davayı anne ya da baba aile mahkemesinde ikame edebilecektir. Anne ve baba dışındaki dede, anneanne, babaanne, teyze, hala, amca vb. kişiler velayet talebinde bulunamayacaktır. Ancak şartları bulunduğu takdirde bu kişiler çocuk için vasi olarak tayin edilebilecektir.

Velayet Davasında Sebepler

Velayet davası (velayetin değiştirilmesi) hakkında velayetin değiştirilmesini gerektiren sebeplerden bazıları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 183. ve 324. maddelerinde sayılmaktadır.

Bu sebeplerden ilki ana veya babanın başkasıyla evlenmesidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 349. maddesi hükmü uyarınca velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi velayetin kaldırılmasını gerektirmeyecektir. Ancak çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilecektir. Burada önemli olan husus çocuğun menfaatidir örneğin başka bir kişiyle evlenen velayet sahibi ana ya da baba, çocuğunun bakımını geciktirmekte ve onun ihtiyaçlarını gereğince gidermemekteyse hakim velayetin değiştirilmesine karar verebilecektir.

Velayetin değiştirilmesinde sebeplerden ikincisi ana veya babanın başka bir yere gitmesidir. Burada başka bir yere giden ana veya babanın çocuğu bırakması sürekli nitelikte olmalıdır. Ancak velayet hakkına sahip ana ya da babanın zorunlu ve geçici sebeplerle başka bir yerde bulunması velayet değişikliğine yol açmayacaktır. Örnek olarak bir tedavi için geçici bir süre hastanede kalınması gösterilebilecektir.

Velayetin değiştirilmesine ilişkin üçüncü sebep anne veya babanın ölmesi olarak sayılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 183. maddesi uyarınca ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hakim, resen ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacaktır. Bu önlemlerden biri de velayetin değiştirilmesidir. Velayet eşlerden birinin ölmesi halinde kendiliğinden diğer eşe geçmeyecektir. Böyle bir durumda hakimin talep üzerine veya resen velayetin değiştirilmesi hakkında karar vermesi gerekmektedir. Hakim velayetin değiştirilmesine karar vermek yerine hayatta olan ana ya da babanın durumuna bakarak çocuğa vasi atanmasına da karar verebilecektir.

Velayetin değiştirilmesi sebeplerinden dördüncüsü kişisel ilişkinin gereklerinin yerine getirilmemesidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesi uyarınca mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altındaysa vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenleyecektir. Mahkeme kararında kişisel ilişkin düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini de ihtar edecektir. Yargıtay’a göre[1] çocuğun velayet hakkına sahip olmayan ana veya babayla kişisel ilişki kurmasının sürekli engellenmesi de velayetin değiştirilmesiyle sonuçlanacak sebeplerdendir.

Velayet Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Çocuğun velayet davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir bu sebeple velayetin değiştirilmesine ilişkin davaların aile mahkemesinde açılması gerekmektedir. Ancak ilgili yargı bölgesinde aile mahkemesi olmaması halinde bu davaya aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemeleri bakacak ve bu kapsamda görevli mahkeme sayılacaktır.

Davanın aile mahkemesi veya aile mahkemesi sıfatıyla davayı karara bağlayacak olan asliye hukuk mahkemesinden başka bir mahkemede açılmış olması halinde dava görevsizlik sebebiyle usulden reddolunacaktır.

Velayet davasına ilişkin olarak yetkili mahkemenin belirlenmesinde kesin yetki kuralı yoktur. Bu sebeple yetkili mahkeme çocuğun bulunduğu yer mahkemesi olacaktır. Burada dikkate alınması gereken davanın çocuğun fiilen bulunduğu yerde davanın açılmasıdır. Ancak velayetin değiştirilmesi davası bir çekişmesiz yargı işi olduğundan velayetin değiştirilmesi talebinde bulunan kişi veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin de yetkili olacağı kabul edilmiştir.

Velayete ilişkin davada aile mahkemesi resen delil toplayabilecektir. Resen delilin toplanmasının yanısıra taraflar da yargılamanın her aşamasında çocuğun velayetine ilişkin olarak delil sunabilecektir.

Yine velayet davasında unutulmamalıdır ki anne ve babanın talepleri önemli değildir, çocuğun üstün yararı ve menfaati hangi tarafta kalmasını gerektiriyorsa çocuk o tarafın velayeti altında yaşayacaktır. Burada çocuğun fiziki ve ruhsal bütünlüğü ile yetişeceği sosyal, ekonomik ve kültürel çevre koşullarının en iyi şekilde sağlanması hakim tarafından dikkate alınmaktadır.

Velayetin değiştirilmesi nedenleri yukarıda sayılmış nedenler yalnızca bu olgularla sınırlı değildir. Somut olayın gereklerine göre mahkeme velayetin değiştirilmesi hakkında karar verebilecektir. Ayrıca anlaşmalı boşanmaya karar verilmesi, velayetin değiştirilmesine de engel olmayacaktır. Ana ya da velayetin değiştirilmesi hakkında talepte bulunabilecektir.

Velayet Davasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Velayet davası (velayetin değiştirilmesi), velayetin kaldırılması davasından farklılaşmaktadır. Velayetin kaldırılması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 348. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili hüküm uyarınca çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa hakim velayetin;

  • Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biri nedeniyle velayet görevini gereği gibi yerine getirmemesi.
  • Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgili göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır bir biçimde savsaklaması.

Hallerinde velayetin kaldırılmasına karar verebilecektir. Velayetin değiştirilmesinde velayet yine anne ya da babada olacakken burada velayet her ikisinden kaldırıldığı taktirde çocuğa bir vasi atanacaktır. Bu sebeple velayet davası (velayetin değiştirilmesi) davasından farklılaşmaktadır.

Velayet davası hakkında dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise süredir. Bu davanın açılması belirli bir süreye bağlı kılınmamıştır. Çocuğun menfaati gerektirdiği takdirde açılabilecektir. Ortada bir boşanma hükmü olduğu takdirde bu davanın açılabilmesi için esaslı değişikliklerin meydana gelmiş olması şarttır. Bu esaslı değişikliklerin ayrıca geçici değil sürekli olarak etki ediyor olması gerekmektedir.

[1] Yargıtay HGK, 30.5.2018, E.2017/2-2486 K.2018/1148

Vasiyetnamenin İptali Davası ve Sonuçları

Vasiyetnamenin iptali davası ölüme bağlı tasarruflardan birisi olan vasiyetnamenin yani miras bırakanın yaptığı tek taraflı bir hukuki işlem olan vasiyetin iptali konusunu ele alan bir davadır. Vasiyetnamenin tek taraflı bir muamele olmasının neticesi olarak da vasiyetnamenin geçerli olması için karşı tarafa ulaşmasına gerek görülmemektedir. Bu nedenle de miras bırakan, her vakit düzenlemiş olduğu vasiyetnameden geri dönebilmekte özgürdür. Vasiyetname yapabilmek için on beş yaşını doldurmuş olmak ve ayırt etme gücüne haiz olmak gerekmektedir.

Kanunumuzda vasiyetname için üç değişik biçim düzenlenmiştir. Bunlar;  resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve en son olarak da mecburi şartlarda yapılan sözlü vasiyetnamelerdir. Vasiyetnamenin iptali davası açabilmek için öncelikle elinizde bu şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir vasiyetname olması gerekmektedir. Resmi vasiyetnameler, iki tanığın katılmış olduğu devletin sorumlu kıldığı memurlar tarafınca düzenlenen ve kanunumuzdaki vasiyetname düzenleme yöntemlerinden en güvenli olanıdır. El yazılı vasiyetnameler ise vasiyetnamenin yapıldığı ay, sene ve gün gösterilerek başından sonuna kadar miras bırakan tarafınca el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış vasiyetname çeşididir. En rahat ve basit vasiyetname düzen şekli el yazılı vasiyetnamedir. Kanunumuzdaki son vasiyetname şekli ise sözlü vasiyetnamedir. Sözlü vasiyetname, yakın ölüm tehlikesi, rahatsızlık ve harp şeklinde mucizevi durumlardan ötürü miras bırakanın resmi ya da el yazılı vasiyetname yapamadığı durumlarda vasiyetini sözlü olarak iki tanığa aktardığı vasiyetname türüdür. Miras bırakan vasiyetini tanıklara aktardıktan sonrasında tanıklar kısa bir müddet içinde miras bırakanın beyanına uygun ve paralel olarak bir vasiyetname yazmaları yahut yazdırmaları gerekmektedir. Yalnızca olağanüstü sayılan koşullarda yapılabilmesinden ötürü sözlü vasiyetname özel şartlarda düzenlenen bir vasiyetname türüdür. Vasiyetnamenin iptali davası da bu şartlara uymayan, ya da makalemizde belirtilecek diğer hususlara aykırılık taşıyan durumlarda açılabilen bir dava türüdür.

Vasiyetnamenin İptali Davası Sebepleri Nelerdir

Vasiyetnamenin iptali davası açılması hukuka aykırı bir vasiyetnamenin iptali için elzemdir. Hukuki olarak sıhhatli halde kurulmayan veya bünyesinde eksiklikler barındıran vasiyetnameler kendiliğinden geçersiz sayılmazlar. Mahkeme tarafınca iptal sonucu verilmediği müddetçe vasiyetname geçerliliğini korumaya devam eder. Kanun koyucunun ölüme bağlı tasarrufları bu halde düzenlemesindeki amacı mirasçıların miras bırakanın son isteklerini yerine getirmek isteyebileceklerini düşünmesidir. Miras bırakan hayatta iken vasiyetnamesinden istediği vakit dönebildiği için mirasçıların, miras bırakan hayattayken vasiyetnamenin iptalini isteyebilme hakları bulunmamaktadır.

Medeni Kanunumuzda ölüme bağlı tasarrufların iptal edilebilmesi için dört sebep sayılmıştır ve bu sebepler dışındaki bir sebebe dayanarak iptal davası açılamamaktadır. Bu sebeplere dayanan iptal davaları şu şekildedir; miras bırakanın ehliyetsiz olmasından kaynaklı vasiyetnamenin iptali davası, hukuka ve ahlaka aykırılık nedeniyle vasiyetnamenin iptali davası, biçim eksikliği nedeniyle vasiyetnamenin iptali davası ve ölüme bağlı tasarrufun yanılma, aldatma, korkutma ve zorlama sonucunda vasiyetnamenin iptali davası.

İptal sebeplerine ayrı ayrı bakacak olursak, vasiyetnamenin, vasiyetname düzenlenmiş olduğu sırada ehliyeti olmayan şahıs tarafınca yapılması iptal sebebidir. Aranan koşul düzenlenme anında ehliyetinin olup olmadığıdır. Vasiyetname düzenlendikten sonrasında miras bırakanın ehliyetini kaybetmesi vasiyetnameyi geçersiz hale getirmeyecektir. Ya da düzen anında ehliyetinin olmayıp ondan sonra yeterlik kazanırsa miras bırakan vasiyetnameyi geçerli hale getirmek bekliyorsa vasiyetnameyi gerekli şartları sağladıktan sonra tekrar yapması gerekmektedir.

Hukuka ve ahlaka aykırı olarak meydana getirilen her muamele şeklinde vasiyetname de geçersizdir. Hakim önüne gelen vasiyetnameyi değerlendirirken kendi terbiye anlayışı çerçevesinde değil, toplumun geneli tarafınca düşünülen objektif terbiye anlayışına uygun olarak hareket eder. Ayrıca vasiyetnamenin emredici hukuk kurallarına ve tabii ki kamu düzenine de aykırı olmaması gerekmektedir.

Vasiyetnamenin iptali için bir öteki sebep ise miras bırakanın yanılma, aldatma, korkutma ya da zorlama ile iradesinin sakatlanarak vasiyetnameyi düzenlemiş olmasıdır. Burada iradesi sakatlanan miras bırakan ya korkutma ya da zorlamada olduğu şeklinde bilincinde olarak yahut yanılma ve aldatmada olduğu şeklinde bilincinde olmayarak ortaya çıkan kararı istememesine karşın vasiyetnameyi düzenlemektedir. İrade sakatlığı nedeniyle vasiyetnamenin iptali davası açabilmeniz için irade sakatlığına sebep olan fiil ile vasiyetnamenin düzenlenmesi içinde uygun illiyet bağının varlığı şarttır.

Vasiyetnamenin iptali davası hakkındaki son sebebimiz ise vasiyetnamenin, kanunda öngörülen biçim şartlarına uymadan yapılmasıdır. Örneğin resmi vasiyetnameler iki tanığın katılmasıyla noter, sulh hakimi ya da kanunda kendisine bu yetki verilmiş resmi makam ve daireler tarafınca düzenlenir ve miras bırakan tanıklara kazandırmada bulunamaz yahut mirasçıları vasiyetnameye şahit olarak katılamazlar. Bu sebeple sorumlu resmi makam tarafınca düzenlenmeyen, tanıklara kazandırmada bulunan yahut şahit olarak katılamayacak kişilerin şahit olarak bulunmuş olduğu ortamda düzenlenen vasiyetnemeler iptal edilebilecektir.

Vasiyetname İptal Davası ve Sonuçları

Hukuki olarak geçersiz sayılan vasiyetnamenin iptal edilebilmesi ancak ve ancak vasiyetnamenin iptali davası açılması gerekmektedir. Aksi takdirde vasiyetname geçerli olmaya devam edecektir.  Vasiyetnamenin iptali davası bozucu yenilik doğuran bir dava çeşididir. Verilen iptal sonucu geçmişe etki ederek hüküm doğurur. İptal davalarında yetkili ve sorumlu mahkemeler ise miras bırakanın ölmeden önceki son ikametgahının bağlı bulunmuş olduğu yer asliye hukuk mahkemeleridir.

Vasiyetnamenin iptali davası vasiyetnamenin iptal edilmesinde yararı bulunan mirasçılar ya da kendisi lehine vasiyet meydana getirilen kişiler açabilirler. İptal davasını açabilecek kişiler kanunda belirlenmiş olan sayıdadır. Bu sebeple her ne kadar miras bırakanın ya da onun mirasçılarının alacaklılarının ya da borçlularının yararı var şeklinde görünse de bu kişiler iptal davası açamamaktadırlar. Ayrıca vasiyeti yerine getirme görevlisi de iptal davası açma hakkına haiz değildir. İptal davasının davalı tarafı ise iptali istenen vasiyetnameden fayda sağlayan kişilerdir.

Vasiyetnamenin iptali davası açabilmek için kanunda hak düşürücü süreler öngörülmüştür ve bu süreler içinde dava açılmadığı takdirde ilgililerin dava açma hakkı ortadan kalkmaktadır. İlk hak düşürücü süre olarak vasiyetnamenin ve vasiyetnamenin iptalini gerektiren sebebin ortaya çıkmasından itibaren geçerli olan bir yıllık süredir. Diğer süreler ise iyiniyetli davalılara karşı vasiyetnamenin açılmasından itibaren on sene ve iyiniyetli olmayan davalılara karşı da yirmi yıldır. Bu sürelerin tek istisnası ile iptal durumu def’i yöntemiyle her vakit söylenebilmektedir. Davacının iptal def’ini öne sürebilmesi için def’i beyanında bulunanın tereke eşyasına zilyet olması gerekmektedir.

Vasiyetnamenin iptali davası konusunda davayı inceleyen mahkeme iptal hükmü verirse vasiyetname asla yapılmamış hükmünde olur. Vasiyetnamenin tamamının iptal edilmiş olduğu durumda ortada meydana getirilen başka bir vasiyetname yok ise miras yasal mirasçılara geçer. Eğer iptal edilenden daha öncesinde düzenlenmiş bir vasiyetname varsa bu defa düzenlenmiş fakat sonradan dönülmüş olan bu ilk vasiyetname geçerli olur. Vasiyetnamenin tamamının iptali istenebilmesi mümkün olduğu gibi yalnızca bir kısmının da iptali istenebilir. Bu durumda iptali istenen kısım iptal edilirken kalan kısım geçerliliğini korumaya devam edecektir. İrade sakatlığı ya da hukuka ve ahlaka aykırılık nedeniyle vasiyetnamenin bir kısmının iptali istendiği durumda ise şayet hukuka ve ahlaka aykırı ya da irade sakatlığı altında düzenlenen kısım ile vasiyetnamedeki öteki tasarruflar içinde bir rabıta bulunmuyorsa yalnızca iptali istenen kısım iptal olunur. Vasiyetnamenin iptali davası hakkında verilecek karar ise yalnızca davanın tarafları hakkındaki yargı ve netice doğurur. Bu sebeple iptal davası açmayan mirasçı mirastan faydalanamazken aleyhine dava açılmayan kişiler ise mirastan yararlanmaya devam ederler.

Uyuşturucu Ticareti Suçu

Uyuşturucu ticareti suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti başlıklı 188. maddesinde düzenlenmiştir.

Uyuşturucu Ticareti Suçu Şartları

Uyuşturucu ticareti suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Kamu Sağlığına Karşı Suçlar başlıklı üçüncü bölümü içerisinde 188. maddenin (1) ve (3) numaralı fıkrasında düzenlenmiştir. (1) numaralı fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır.

(3) numaralı fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması halinde veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olmayacaktır.

Bu suçta korunan hukuki değer özellikle genç bireylerin sağlığı olmak üzere kamu sağlığıdır. Yalnızca kullananların sağlığını hedef almamakta olup korunan hukuki değer tüm toplumun sağlığıdır.

Uyuşturucu ticareti suçunun faili herkes olabilmektedir. Yani bu suç herkes tarafından işlenebilecektir.

Bu suçun mağduru kamudur. Kamuyu, toplumu oluşturan her birey bu suçun mağduru olacaktır. Uyuşturucu ticareti suçu için suçun konusu uyuşturucu ve uyarıcı maddelerdir. Ancak 5237 sayılı Türk ceza Kanunu’nda hangi uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kapsam altında olacağı belirtilmemiştir. Uyuşturucu veya uyarıcı etki yapan ve kişilerde bağımlılık meydana getiren bütün maddeler bu suçun konusunu oluşturacaktır. Hakim suçun konusu maddenin uyuşturucu veya uyarıcı madde olup olmayacağını kendisi takdir edecektir.

Uyuşturucu ticareti suçu, kanun maddesinde sayılan bir veya birden fazla hareketle işlenebilecektir. İlgili hüküm uyarınca bu fiiller uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç etmek, ülke içinde satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurmaktır.

Uyuşturucu maddenin imal edilmesi, bir maddenin veya bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin işlemden geçirilerek uyuşturucu bir başka maddeye dönüştürülmesidir. Böylelikle maddenin niteliği değişecek ve madde uyuşturucu veya uyarıcı madde olacak ya da uyuşturucu veya uyarıcı bir madde başka bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olacaktır. İmalat gerçekleştirilirken uyuşturucu imalatı için kullanılan araçların ve yerin imal edilmeye elverişli olması gerekmektedir.

Uyuşturucu maddenin ithal edilmesi, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yurt dışından ülke içine sokulmasıdır. Bu kara, deniz ve hava sahası yoluyla gerçekleştirilebilecektir. Burada uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ülkenin siyasi sınırlarına sokulması yeterli olacaktır.

Uyuşturucu maddenin ihraç edilmesinde yurt içinde bulunan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin yurt dışına çıkarılmaktadır. İhraç fiili gümrük kapısından geçmekle gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu madde ülke sınırlarından çıkarılmadan yakalandığı takdirde uyuşturucu madde ihraç etme suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Ülke sınırına gelmeden uyuşturucunun yakalanması halinde uyuşturucunun ihracına teşebbüs değil, uyuşturucu madde nakletme veya bulundurma suçundan hüküm verilecektir.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin satılması bu maddelerin belirli bir bedel karşılığında başkasına devredilmesidir.

Bu maddelerin satışa arz edilmesi ise uyuşturucu veya uyarıcı maddenin sahibinin ya da bu maddeyi elinde bulunduranın bu maddeyi satmak için satma iradesini ortaya koyan herhangi bir davranışta bulunmasıdır. İnternete ya da başkaca bir platforma bu maddeler için ilan koymaya ilişkin elverişli tüm hareketler bu kapsamda sayılacaktır.

Başkalarına vermek fiili Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında tanımlanmıştır. İlgili kararda[1] bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satış sayılmayacak şekilde ve bedel alınmadan başkalarına devredilmesi, başkalarına vermek olarak tanımlanmıştır. Bu fiilin gerçekleşmesi için uyuşturucuyu alacak ve verecek kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekmektedir.

Sevk etmek fiili ile sahibi ya da zilyedi olunan uyuşturucu veya uyarıcı madde bir yerden bir yere bir başka kişi aracılığıyla kullanma amacı dışında bir amaçla gönderilmektedir.

Nakletmek fiilinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde fail tarafından bir yerde başka bir yere bizzat götürülmektedir. Bu fiilin gerçekleşmesi için uyuşturucu veya uyarıcı maddenin para karşılığı naklinin önemi yoktur. Nakli gerçekleştiren failin uyuşturucu veya uyarıcı madde taşıdığını bilmesi yeterlidir.

Depolamak fiilinde ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kişisel kullanım amacıyla hareket edilmeksizin bir yerde tutulmaktadır.

Fail uyuşturucu ticareti suçunu ancak kast ile işleyebilecektir. Bu suçun belirli bir amaçla gerçekleştirilmesi amacıyla işlenmesi şartı aranmamaktadır. Burada önemli olan failin kişisel kullanımı dışında bir amacı olan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretinin gerçekleştirilmesi olmalıdır.

Uyuşturucu Ticareti Somut Delil

Uyuşturucu ticareti suçu kapsamında savcılık somut deliller ortaya koyarak failin uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretini yaptığını kanıtlamalıdır. Bu kapsamda savcılığın somut delillere ihtiyacı vardır. Somut delil sayılabilecek hususlara kişisel kullanımı aşan miktarda uyuşturucu veya uyarıcı madde, uyuşturucu maddenin türü, saf halde uyuşturucu, şüpheli üzerinde küçük paketlere bölünmüş madde bulunması gibi haller örnek gösterilebilecektir.

Uyuşturucu maddenin eroin, kokain, metamfetamin gibi maddelerden olması da somut delil kapsamında sayılabilecektir.

Uyuşturucu Ticaretinde Teşebbüs

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinde teşebbüs açıklanmıştır. İlgili madde uyarınca kişi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu olacaktır.

Yukarıda belirtildiği üzere uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden ve bulundurma fiillerini gerçekleştiren kişi cezalandırılacaktır. Suçun gerçekleşmesi için bu seçimlik hareketlerden en az birinin gerçekleştirilmesi yeterlidir.

Uyuşturucu ticareti suçunda bu hareketlerin tam anlamıyla gerçekleşmemesi halinde uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ticareti teşebbüs aşamasında kalacaktır. Ancak bu aşamaya kadar gerçekleştirilen fiil madde hükmünde sayılan başka fiiller anlamına geliyorsa bu fiiller üzerinden cezalandırılacaktır.

Ancak yukarıda da belirtildiği üzere uyuşturucu ve uyarıcı maddenin ihracı fiili gerçekleştirilirken bu yönden suç teşebbüs aşamasında kalabilecektir.

Uyuşturucu Ticaretinde Nitelikli Haller

Uyuşturucu ticareti suçunda nitelikli haller 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde açıklanmıştır.

  1. maddenin (3) numaralı fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması halinde veren veya satan kişiye verilecek hapis cezasının on beş yıldan az olamayacağı belirtilmiştir. Suçun temel şeklinde uyuşturucu veya uyarıcı madde satan kişiye verilecek ceza en az on yıl olarak belirtilmişken burada mağdurun çocuk olması sebebiyle cezanın alt sınırı yükseltilmiştir.

Suçun konusu kapsamında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya baz morfin olması halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bazı türevlerinin ticaretinin yapılması bu kapsamda cezayı ağırlaştıran bir nitelikli hal olarak sayılmıştır.

Yine uyuşturucu veya uyarıcı maddeler hakkında ülke içinde satış, satışa arz etme, başkalarına verme, sevk etme, nakletme, depolama, satın alma, kabul etme, bulundurma fiillerinin okul, yurt hastane, kışla ve ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır.

İştirak ve suç örgütü kapsamında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat arttırılacaktır. Görüleceği üzere iştirak ve örgüt halinde uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ticaretinin yapılması cezayı arttırıcı bir nitelikli hal olarak öngörülmüştür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (6) numaralı fıkrasında cezayı azaltılacak bir nitelikli hal açıklanmıştır. İlgili fıkra uyarınca üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanacaktır. Ancak verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecektir. Burada yasadışı üretilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ticaretine nazaran izne tabi olarak üretilen maddelerin ticareti kamuya daha az zararlı görülmüştür. Bu sebeple verilecek cezanın yarıya kadar indirilebileceği açıklanmıştır.

Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. Maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca uyuşturucu ticareti suçu tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında arttırılacaktır. Hükümde de gösterildiği üzere belirli kişilerin fail niteliği cezalandırma kapsamında etki edecektir.

Uyuşturucu Ticareti Cezası

Uyuşturucu ticareti suçu kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve iki bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin imali, ithal edilmesi veya ihraç edilmesi için seçimlik yaptırım öngörülmemiş olup fail veya faillere hem hapis hem de adli para cezası verilmektedir.

Cezalandırmada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıklanmıştır. İlgili hüküm uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak değerlendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye’de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilecektir.

Yyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden ve bulunduran kişi on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Yine imal, ithal ve ihraç fiillerinde olduğu gibi burada da hakim tarafından hem hapis hem de adli para cezasına hükmolunacaktır.

Ayrıca uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithali veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, sevk eden, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacaktır. Görülmektedir ki uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithali veya imali resmi makamların iznine bağlı olan madde de uyuşturucu ticareti kapsamında cezalandırılacaktır.

[1] Yargıtay CGK 21.06.2011, 2011/10-120 E.-2011/143 K.

Oretra